Çalışmaya devam / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '09

 
Kategori
Eğitim
 

Çalışmaya devam

Büyük bir maratonun % 60-70’ini koşmuş bulunmaktayız. Her ayı bir tur olarak düşünürsek yakında son üç tura gireceğiz. Bu sıralar yorgunluk, bıkkınlık baş gösterebilir. Finişi algılama gücümüz azalabilir. Kendimize güvenimiz, motivasyonumuz bozulabilir. Koştuğumuz 6-7 tur boşa gidebilir.

Bugünler, bizim için çok önemlidir. Yaptığımız işe, varağımız hedefe inancımızı yeniden tazelememiz, tünelin ucunda bizi ne gibi güzelliklerin beklediğini bir daha listelememiz gerekiyor. Son üç ayda çok şeylerin yapılabileceğini, eksikliklerin tamamlanabileceğini bilmeliyiz.

“Her gün seni düşünür,

Her an seni anarım.

Seni sevmekten değil,

Kaybetmekten korkarım.”

Sevgili gençler,

Bir amaç için çalışıyorsunuz. Bir kısmınız fen lisesini veya üniversiteyi çok sevebilirsiniz. Bir kısmınız ise bunları, hayatınızı sürdürebilmek için bir araç olarak görebilirsiniz. Sonuç olarak bu hedeflere ulaşmak için aynı şeyleri yapmak zorundasınız. Yapılacak işlerin başında “çok istemek” gelmektedir. Sadece istemekle bir işin gerçekleşmeyeceğini de hepimiz biliriz. Elde etmek istediğimiz şeyler için çalışmamız şarttır.

Evet, bugüne kadar yaptığınız çalışmalara bundan sonra da devam etmelisiniz. Ancak bugünden sonra çok daha bilinçli bir şekilde çalışmalısınız. Gün geçtikçe daha planlı ve stratejik çalışmayı öğrenmişsinizdir. Zamanın planlanması, enerjinin planlanması, sağlığın ve uykunun planlanması, aile ve arkadaş ilişkilerinin planlanması mutlaka geliştirilmelidir. Zaman çok değerlidir, bozuk para gibi harcanmamalıdır.

Zamandan bahsetmişken birkaç noktaya değinmek isterim. Zamanımızı öldüren, bizi ileride strese sokacak olan, kısaca bizim şeytanlarımız diyebileceğimiz birkaç şey var: Bunların başında televizyon ve bilgisayar gelir. Dünya insanının da en büyük sorununu oluşturuyor televizyon ve İnternet. Bunun yanı sıra telefon görüşmeleri ve arkadaş sohbetleri de öğrencilerin zaman hırsızlarındandır. Bir öğrenci kendisini köleleştiren bu teknolojik bağlara üç dört ay içerisinde dur diyemezse başarılı olması mümkün değildir. Bu iki makineye, ailenizle de anlaşarak dur demelisiniz. Elinize iki adet boş kâğıt alın. Bu kâğıtlardan birine televizyon, diğerine bilgisayar resmi çizin. Bu resimlere birer çarpı (X) işareti atın. Resimlerin altına, “Sevgili arkadaşım, bana üç ay izin ver. Üç ay sonra seninle tekrar görüşmek üzere Allah’a ısmarladık.” diye yazın ve hazirandan sonra görüşmek üzere onlardan ayrılın. Bu kâğıtları herkesin göreceği yere asın ve ailenizi de bu eyleminize ortak edin.

Bir sekizinci sınıf öğrencisine (erkek öğrenci): “Nasıl çalışıyorsun?” diye sorduğumda şu cevabı vermişti: “Öğretmenim, akşamları iki saat ders çalışıyorum. Saat 20.00 ile 22.00 arasında dizilerim var, onları seyrediyorum, daha sonra yatıyorum.” Seyrettiği diziler de daha çok bayanları ilgilendiren bir dizler. Burada kim suçlu? Elbette anne ve baba. Anneler o kadar hastası olmuş ki dizilerin, çocuklarda da merak uyandırmış ve bu merak, geleceğin aile reisi olacak çocukları ne hale getirmiş! Çocuğa, dizideki ilişkiler, ders çalışmaktan daha cazip gelir olmuş.

Sevgili gençler,

Çalışma alışkanlıklarınızda mutlaka eksiklikler vardır. Gürültülü ve kalabalık yerlerde çalışmaktan vazgeçin. Bir iki şey öğrenmek için zamanınızı yollarda, etüt salonlarında, sohbet ortamlarında geçirmeyin. Her öğrencinin anlama tarzı ve eksiklikleri farklıdır. Onun için çok etütle, başkasına bağlı öğrenme tarzıyla eksiklerinizi gideremezsiniz. Zamanınızın çoğunu, köşenizde, kendi kendine çalışarak geçirin. Olayları kendi kendine öğrenme, kendi akıl süzgecinden geçirerek beyne yerleştirme çok daha önemlidir. Çünkü sınavda kendinizle baş başa kalacaksınız.

Gençlerin çoğunun şikâyet ettiği konulardan biri de yorumlu sorularda yapılan hatalardır. “Üç dört maddeli sorularda iki üç tanesini biliyorum, fakat dördüncüyü bilemeyince atmak zorunda kalıyorum. Bu da yanlış çıkınca yıkılıyorum ve düşük puan alıyorum.” şeklinde yakınıyorlar. Gençler, bu bize iki şeyi düşündürüyor: Ya ezberliyoruz, hocaların anlattığı cümlelerin aynısıyla işi öğrenmeye çalışıyoruz. Bilgileri kendi akıl süzgecimizden geçirip özetleyemiyoruz. Ya da konuları eksik öğreniyoruz. Bir konunun %75’ini öğrenip % 25’ini öğrenmediğimizi düşünelim. Eğer %25’lik kesimden soru gelirse çuvallayacağımız muhakkaktır. Onun için ezberleme ve eksik öğrenme, sınavın kaybedilmesinin birinci etkenidir.

Ne kadar öğreneceğiz? Öğrenirken zorlaştıracak mıyız? Bu soruların en önemli cevabı son yıllarda çıkmış SBS veya ÖSS sorularını alıp bugünlerde çözmek olacaktır. Bu bize sınavlara hazırlıkta ölçüyü gösterecektir. Ne kadar derine ineceğiz, gerçek sınavda ne tür sorularla karşılaşırız, biz bundan sonra hangi düzeyde sorular çözmeliyiz? Konuları çalışırken aşırıya kaçacak mıyız, yoksa normal bir ölçüde mi çalışmalıyız? Bu çok önemli. Bazı öğrencilerde veya öğreticilerde yanlış bir kanı vardır: “Son on yılın soruları son on günde çözülmeli!” kanısıdır bu. Bu uygulama hiçbir işe yaramaz. Bu durumda eksilerin tamamlanması için zaman kalmaz ki. Üstelik piyasada deneme sınavı mı yok? Son on beş günde 5-10 tane deneme sınavı bulup çözmek çok daha faydalıdır. Çıkmış soruları, deneme mantığıyla çözmektense onları bir araştırma mantığıyla çözmek çok daha sağlıklıdır.

Evet gençler, çalışan kazanır. Unutmayın ki başkaları için çalışmıyorsunuz. Ancak bu çalışma sonucunda elde edeceğiniz başarı, kazanacağınız mevki ve makam çok insanı mutlu edecek, bundan hem siz kazançlı çıkacaksınız hem de ülkemiz. Onun için, “Çalışma ibadet gibidir.” denmiş.

Haydi gençler,

Kendi şarkılarınızı yazın ve öncelikle kendiniz için söyleyin.

 
Toplam blog
: 137
: 1557
Kayıt tarihi
: 23.06.08
 
 

1963 yılı Trabzon Of doğumluyu. Emekli Öğretmenim Eğitimle ilgili konulara ilgim uzun yıllar önce..