- Kategori
- İnançlar
Çamura Bulaşmadan Yaşamak

Mevlana'nın sözleri kadar, yaşamı da ibret alınası ve hayranlık uyandıran olaylarla doludur...
Selçuklu Sultanı Rükneddin, Mevlana'ya beş kese altın gönderip, almasını arzu edince; Mevlana "Beni hakikaten seviyorsanız bu altınları dışarıdaki çamurun içine atın", diye buyurur. Dünya malına kıymet veren bazı kimseler, bu altınları almak için çamurun içinde aramaya başlarlar. Fakat üstleri, başları, yüzleri çamurdan görünmez hale gelir. Mevlana talebelerine onların bu hallerini göstererek: "Bu altınlar, şu gördüğünüz dünya ehlinin üstünü batırdığı gibi, ahiret ehli olanların da kalbini kirletir. Çeşitli günahlara sevkedip, ibadetlerden alıkoyar... Dünya malının muhabbetini kalbinize koymayın", der. Yüce gönüllülüğünü bir daha gösterek.
İşte, dünya malı için gözünü karartanlar çamura bulaşmaktan, kalben ve zihnen kirlenmekten; dünya malının oyuncağı olmaktan kurtulamazlar.
İnsan ilişkilerini çirkinleştiren, bizi insan olmaktan ve erdemden uzaklaştıran "sahip olma" duygusu ve hırsı değil midir?
Peki başarmak mümkün mü, bu hırstan ve vazgeçilmez arzudan arınarak, bir derviş gibi yaşamak? Mevlana kadar, yüce ve erdemli olmak mümkün olmasa da maddiyatın insanlığın önüne geçmesine ve bizi insanlığımızdan etmesine izin vermemeliyiz...
O kadar değer verdiğimiz maddiyatı, bir çamurun içine atabilmeyi başarabilince hayatın gerçek değerini ve anlamını anlamış oluruz...