Can'dan Can'a fısıldamalar - 05 / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '14

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Can'dan Can'a fısıldamalar - 05

Can'dan Can'a fısıldamalar - 05
 

''CAN'DAN CAN'A FISILDAMALAR 05''


CAN…

Ne bahar, ne ilkbahar; ikisinin arasında bocalıyor mevsim. Öykülerden, şiirlerin ilk mısralarından; şairlerin doyulmaz sarhoşluklarından geçiyorum. Birkaç metrelik toprak parçasına çiçek tohumları ekip mutluluklardan payımı düşeni almaya zorluyorum kendimi. Lale mevsimleri geçiyor sevgilim, çiçek mevsimlerine ruhumu dönüyorum yavaş yavaş. Yağmurlar bazen birbirini takip etmeyi bıraktığında ya sokakta ya dağlardayım artık.

Sokak aralarındaki kedi köpek takımıyla konuştun mu hiç bilmem. Öyle sandığın gibi değil, bakarak konuşuyoruz; bazende homurdanarak ama anlaşıyoruz kendimizce bir şekilde. Kendime itiraf değil elbette, biraz da sana itiraf. Sanırım sadakât denilen o sözün peşideyim şu aralar. Bulur muyum diye senden önce kendime soruyorum bu acımasız soruyu. Senin adına susuyorum elbette ama artık kendi adıma da susmayı öğreniyorum yavaş yavaş.

Sonra belki merak edersin diye yazıyorum bunu. Kendimle yürümesini becerdim son günlerde. Yokluğuna inat takıyorum seni koluma, her yerde geziyorum seninle. Ilık tenhalarda sarılıp öpüyorum seni. Her zamanki gibi desem de anlaman zor biliyorum. Sana sarılmak çocukluğuma sarılmak gibi. Seni öpmek, bembeyaz bir papatya tarlası olmak gibi; kendi cennetimin derin bir havzasında. Sonra zaman denilen o düş ve hayal beklemez koparıyor beni tek tek ve kurumamı beklemeden senin zamanlarından. Sahi özledin mi asırların unutulan tüm şarkılarını söyleyen çatlak dudaklarımı?

Hayal deyince geçen gün zihnime yerleşiverdi o cümle. Hayal demek, gölgesiz bir insan olmak demekmiş. Gün içinde kaç defa hayal yaratabilir ya da kurabilirsin kendi kendine? Cennet ne kadar hayaldir ya da cenneti yaratmak hangi insana bahşedilebilir bir kuvvettir. O kadar kuvvetli olsam, cennetimde huri olmanı istemem tabi. Cennetimde kendin olsan ya. Kızgınlığınla, susmalarınla, kavgalarınla kendin olsan ya. Benim küçücük cennetimde kaçacak yer bulamasan benden başka.

Bugün mahalle aralarındaki evlerde çiçek aradım. Evlerin bahçelerinde gözlerim gezindi durdu. Komşumuzun evi yalnız. Bahçelerinde küçücük bir yer var çiçeklerin olduğu. Ev yalnız olunca çiçeklerde yalnız oluyor. Ve ben günden payıma düşen çiçek yalnızlığını da sırtlandım yüreğime. Şimdi kılavye başındayım, saat akşam yediye geliyor. Ve canım sevgilim, ben artık gece olmasından çocukların öçülerden korktuğu gibi korkuyorum, biliyor musun?

Dağların arasında bir yer burası. Bir tarafımız çam istilâsında, bir tarafımız orman ağaçlarının suskun göçünden nasibini almış. İşte ikisinin arasında bir yerdeyim. Ölüm ve yaşam arasında gibi. Hüzün ve mutluluk arasında gibi. İkisinin arasındaki o derin denklemin arasında bir ben, bir senin olmazların. Ve üşüdüğümde yakmadığım sobam.

Artık yazının sonuna geliyorum. Vedalaşmayı unuttuğun için teşekkür ediyorum. Her sevilen gibi sende veda etmeyi unuttun. Yok, kırgınlığım yok. Biliyorum, gözlerindeki o masmavi Akdeniz kuduruyor içinde seninde. Buralarda deniz yok biliyorsun. İyi ki yok, bilir misin bilmem; suda nefesimi tutmayı beceremem ben.

NUR…

Kırgınım ben sana, sen daha az sevmeliydin beni.

CAN…

Her şey geçip gidiyor insan hayatından. Yaşam mucizesi, hayaller, şiirler, öyküler, masallar; her şey geçip gidiyor hayatımızdan.

NUR…

Sus artık!

CAN…

Kalemin ucu yüreğe dayannca ne zor susmak. Ne zor yazmamak, ne zor sevmemek, ne zor güneşsiz kalmak.

Ben dün gece bir şey yaptım.

Belki hissetmişsindir.

Odandaki sonbahar yapraklarını süpürdüm yerlerden. Sonra söndürmeyi unuttuğun ve yarı bıraktığın sigaranı yaktım, içtim. Komidinde aydınlatmayı unutan mumuna ışık vermeyi öğrettim yeniden bir kibrit çöpünün ateşiyle. Sonra, yatağının kenarına oturdum; izledim seni saatlerce. Yastığında dağınık duran saçlarınla sevişti gözlerim. Pencerenden gözümün içine giren güneş ışığıyla odandan ayrıldım. Güneşini almaya kıyamadım, sana bıraktım. Alacakalıkta bir yağmura tutuldum sokaklarınızda. Sen uyandığında yerleri ıslak göreceksin. Çünkü, yağmurlarınızı aldım buralara…

Mehmet Özcan

 
Toplam blog
: 57
: 222
Kayıt tarihi
: 18.01.13
 
 

Emekliyim, köpekleri çok severim. Fotoğraf ama anlam saklayan fotoğraflara bayılırım. Yazmak uzun..