- Kategori
- Anılar
Çanakkale gezimiz, zaman içinde yolculuk -2-
Seyit Onbaşı’nın mermisi ile Ocean zırhlısı üç dakika içinde sulara gömülünce Fransız askerleri su üstüne dağılır. İşte o an bu manzarayı gören bütün topçularımız ateşi keser. Askerlerimiz Fransız askerlerini kurtarma çalışmalarına başlarlar. Filikalar bir uçta askerler bir uçtadır. İki Fransız askeri kendi imkânlarıyla 45 dakika yüzerek kıyıya ulaşırlar ama iki Türk askeri karşılarında görünce tir tir titremeye başlarlar. Çünkü Türkler hakkında bildikleri en önemli bilgi yamyam olduklarıdır. Türk askerlerinden biri Fransızca olarak onlara “Hoş geldiniz” dediğinde buzlar erimeye başlar. Askerlerimiz titreyen Fransız askerleri karşılarında görünce paltolarını çıkarıp üşümemeleri için yabancı askerleri sararak taburlarına götürürler. Bir esir gibi değil misafir gibi ağırlarlar. Fransızca konuşan asker;“Savaş bitene kadar siz bizim misafirimizsiniz” der. Bu iki yabancı sıcak çorbalarını içtikten sonra haclıklarını dahi ceplerine konur. Ülkelerine döndüklerinde yaşadıklarını anlatırlar. İşte o an Fransa çalkalanır. Çünkü düne kadar barbar diye bildikleri Türk askerinin merhameti ve şefkati karşısında dumura uğramışlardır. Ecdadımızın kahramanlıklarını dinledikçe sanki farklı bir boyutta yolculuk yapmaktaydık.
Şahindere Şehitliğine doğru yol alırken “Sahra Hastanesi’nin kurulan çadırlarının mekânlarından geçtik. Şehit kanlarının döküldüğü bu mübarek yerlerde tarihimizi, canlı sayfalarını okuduk. Rehberimiz o günlerde yaşananları bize anlatırken duygu dolu anlar yaşadık. Araba olmadığı için askerler yaralıları kendi imkânlarıyla taşır. Her dört yaralıdan üçü yolda hayatını kaybeder. Toprağın o pak anlına askerlerlerimizin birinden ter birinden kan damlar. On dakika dinlenmek isteseler askerlerin acı dolu inleyişleri onları yerinde durduramaz. Sahra Hastanesi’nin en konforlu odası bir ağacın altıdır. Hem güneşten hem de yağmurdan korur yaralıları. Onun için bir yaralı asker bir ağacın gölgesinde yatabiliyorsa çok şanslıdır. Kolera, tifo salgını sürerken askerlerin çoğu bu hastalıklar sebebiyle şehit düşerler. İlaç, Doktor eksikliği orduyu daha da zor duruma düşürür. En çok ihtiyaç duyulan sargı bezi bulunamaz. Askerlerin yaraları açıkta tedavi edilir. Bu manzarayı gören askerler eşine kızına mektup yazar. Bir an önce hastalara gönüllü çalışın. O acı günleri Dr. Salih memleketi Balıkesir’de savaş hatıralarını anlatırken yaralıları gözleriyle muayene ettiklerini eğer yara karnında ve başında ise bakamadıklarını söyler. Hiç unutmuyorum sargı bezlerinden bağırsakları çıkmış bir asker gel. Yüzü de kandan görülmüyordu. Onu yan taraf bıraktılar. Yaralı sesi duyulur “ baba” diye. Binbaşı kadir bey, “Baba” diyen askere döner. Askerle kana bulunmuş yüzünü silince Binbaşı Kadir Bey oğlunu karşısında bulur. Oysa o oğlunu okula göndermiştir cepheye gitmeden önce. Ama Anadolu’da öğrenciler savaşı duyunca savaşa katılırlar. Çanakkale son nefesinde oğlunun yola babayı bir araya getirir. Ciğerparesi oğlunu sahra hastanesinin özel odası sayılan bir ağacın altına korlar. Baba akşam olunca gelir ama oğlunu bu sefer şehitler arasıda bulur. Osmanlı postası Şehitlerin emanetleri posta yoluyla ailesine teslim edilir. Bu teslim alan varlıklı aileler Çanakkale savaşı sonrası gelir. Mezar taşı yaptırılır. Bu mezar taşları arasında teğmen Mustafa’nın mezarı vardır. O da Ali Şadi Efendi’nin oğludur. Bir künyeden tanırlar cesedini de bir ağacın altına kefensiz bedenini defnederler. Gezdiğimiz her mekân gördüğümüz her yer şehit kanı vardı. Ayağımızın altındaki her karış toprak şehit kanıyla sulanmıştı. Her bir metrekare şehitlerimizle dolu… Bu kadarını hayal bile edememiştik. İnsan görmeden, yaşamadan hissedemiyor demek ki!
ŞEHİDLER ABİDESİ’NE YOL ALIRKEN Çanakkale şehitler abidesine vardık. Şehidler abidesi, milletimizin birlik ve beraberliğimizin kanıtlayan, Çanakkale savaşlarında şehit düşen yaklaşık 253 bin şehidimizi simgeler. Bu anıt, Türk milletinin en zor döneminde bile yedi düveli dize getirebileceğini ve yüz binlerce şehit pahasına da olsa vatan topraklarını düşman eli sürdürmeyeceğinin göstergesidir. Anıtın projesi 1944 yılında MSB tarafından açılan yarışma ile belirlenmiştir. Anıtın, İnşasına 19 Nisan 1954 yılında başlanmış, 21 Ağustos 1960 yılında tamamlanmıştır. Dört sütun üzerine oturtulan abide, uzaktan bakıldığında da Mehmetçiğin M, harfi şeklinde gözükmektedir. Anıtın tavanına mozaikten Türk bayrağı işlenmiştir. Çanakkale Abidesi’ni gezerken dünyanın birçok yerinden savaşa katılmış askerlerimizin isimlerini Beyrut’tan, Fas’tan Afrika’dan gelen askerler bu topraklar için can vermişler. Şehitler Abidesi’ni gezerken vatanımızın her karış toprağının ne kadar değerli olduğunu daha çok idrak ediyorsunuz. Oradan yolumuz Alçıtepe Şehirliğine yol aldık. Alçıtepe köyünde bulunana Türkiye’nin ilk özel Kurtuluş Savaşı Müzesini ziyaret ettik. Bu müzenin oluşum hikayesi oldukça ilginçti; (Devam edecek)
Şahindere Şehitliğine doğru yol alırken “Sahra Hastanesi’nin kurulan çadırlarının mekânlarından geçtik. Şehit kanlarının döküldüğü bu mübarek yerlerde tarihimizi, canlı sayfalarını okuduk. Rehberimiz o günlerde yaşananları bize anlatırken duygu dolu anlar yaşadık. Araba olmadığı için askerler yaralıları kendi imkânlarıyla taşır. Her dört yaralıdan üçü yolda hayatını kaybeder. Toprağın o pak anlına askerlerlerimizin birinden ter birinden kan damlar. On dakika dinlenmek isteseler askerlerin acı dolu inleyişleri onları yerinde durduramaz. Sahra Hastanesi’nin en konforlu odası bir ağacın altıdır. Hem güneşten hem de yağmurdan korur yaralıları. Onun için bir yaralı asker bir ağacın gölgesinde yatabiliyorsa çok şanslıdır. Kolera, tifo salgını sürerken askerlerin çoğu bu hastalıklar sebebiyle şehit düşerler. İlaç, Doktor eksikliği orduyu daha da zor duruma düşürür. En çok ihtiyaç duyulan sargı bezi bulunamaz. Askerlerin yaraları açıkta tedavi edilir. Bu manzarayı gören askerler eşine kızına mektup yazar. Bir an önce hastalara gönüllü çalışın. O acı günleri Dr. Salih memleketi Balıkesir’de savaş hatıralarını anlatırken yaralıları gözleriyle muayene ettiklerini eğer yara karnında ve başında ise bakamadıklarını söyler. Hiç unutmuyorum sargı bezlerinden bağırsakları çıkmış bir asker gel. Yüzü de kandan görülmüyordu. Onu yan taraf bıraktılar. Yaralı sesi duyulur “ baba” diye. Binbaşı kadir bey, “Baba” diyen askere döner. Askerle kana bulunmuş yüzünü silince Binbaşı Kadir Bey oğlunu karşısında bulur. Oysa o oğlunu okula göndermiştir cepheye gitmeden önce. Ama Anadolu’da öğrenciler savaşı duyunca savaşa katılırlar. Çanakkale son nefesinde oğlunun yola babayı bir araya getirir. Ciğerparesi oğlunu sahra hastanesinin özel odası sayılan bir ağacın altına korlar. Baba akşam olunca gelir ama oğlunu bu sefer şehitler arasıda bulur. Osmanlı postası Şehitlerin emanetleri posta yoluyla ailesine teslim edilir. Bu teslim alan varlıklı aileler Çanakkale savaşı sonrası gelir. Mezar taşı yaptırılır. Bu mezar taşları arasında teğmen Mustafa’nın mezarı vardır. O da Ali Şadi Efendi’nin oğludur. Bir künyeden tanırlar cesedini de bir ağacın altına kefensiz bedenini defnederler. Gezdiğimiz her mekân gördüğümüz her yer şehit kanı vardı. Ayağımızın altındaki her karış toprak şehit kanıyla sulanmıştı. Her bir metrekare şehitlerimizle dolu… Bu kadarını hayal bile edememiştik. İnsan görmeden, yaşamadan hissedemiyor demek ki!
ŞEHİDLER ABİDESİ’NE YOL ALIRKEN Çanakkale şehitler abidesine vardık. Şehidler abidesi, milletimizin birlik ve beraberliğimizin kanıtlayan, Çanakkale savaşlarında şehit düşen yaklaşık 253 bin şehidimizi simgeler. Bu anıt, Türk milletinin en zor döneminde bile yedi düveli dize getirebileceğini ve yüz binlerce şehit pahasına da olsa vatan topraklarını düşman eli sürdürmeyeceğinin göstergesidir. Anıtın projesi 1944 yılında MSB tarafından açılan yarışma ile belirlenmiştir. Anıtın, İnşasına 19 Nisan 1954 yılında başlanmış, 21 Ağustos 1960 yılında tamamlanmıştır. Dört sütun üzerine oturtulan abide, uzaktan bakıldığında da Mehmetçiğin M, harfi şeklinde gözükmektedir. Anıtın tavanına mozaikten Türk bayrağı işlenmiştir. Çanakkale Abidesi’ni gezerken dünyanın birçok yerinden savaşa katılmış askerlerimizin isimlerini Beyrut’tan, Fas’tan Afrika’dan gelen askerler bu topraklar için can vermişler. Şehitler Abidesi’ni gezerken vatanımızın her karış toprağının ne kadar değerli olduğunu daha çok idrak ediyorsunuz. Oradan yolumuz Alçıtepe Şehirliğine yol aldık. Alçıtepe köyünde bulunana Türkiye’nin ilk özel Kurtuluş Savaşı Müzesini ziyaret ettik. Bu müzenin oluşum hikayesi oldukça ilginçti; (Devam edecek)