- Kategori
- Tarih
Çanakkale Zaferini 9 Ocak’ta da kutlayalım

Bouvet Batıyor
18 Mart’ta Çanakkale Zaferi’nin ilk aşamasını kutlayacağız. Hakkımızdır. 18 adedi dev olmak üzere 40 parçadan fazla İngiliz ve Fransız gemisi, kocaman topları ile gelip iyi bir dayak yiyip tırıs tırıs geri gittiler. Ama bu sadece başlangıçtı. 25 Nisan’da kara çıkarması başladı. Kara savaşları 9 Ocak’a kadar sürdü. 9 Ocak’ta son düşman birlikleri yarımadanın burnundan gemilerine binip kaçtı.
18 Mart herkesin söylediği gibi bir deniz savaşı değildir. Savaş denizdeki gemilerle karada konuşlanmış toplar arasında geçmiştir. Gemiler kara toplarını susturmaya çalışmışlar, kara topları da gemileri perişan etmiştir. 18 Mart’a kadar verdiğimiz kayıp 200 askeri geçmez. Buna bizimle birlikte çarpışan Alman askerleri dahildir. Verdiğimiz kaybın neredeyse yarısı ilk saldırıda bir defada verilmiştir. Seddülbahir’de havalandırma deliğinden cephaneliğe giren bir bomba, orayı emniyetli diye sığınak olarak kullanan 85 askerimizi şehit etmiştir. Asıl büyük kayıp 25 Nisan kara çıkarmasından sonra olmuştur. 100 bini şehit olmak üzere, yaralılar dahil yaklaşık 250 bin kayıp verilmiştir. Dünya Savaşında asıl belimizi büken bu kayıp olmuştur.
18 Mart’ın önemini küçültmek istemiyorum. O günkü zaferle İstanbul’a gitmek isteyen dünyanın en güçlü iki donanmasının isteğine engel olundu. Ancak asıl savaş 25 Nisan’dan sonra başladı. Mustafa Kemal ve diğer başarılı Türk subayları kara savaşlarında ortaya çıktılar. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir. Öyle olunca savaşın ve zaferin değeri iyi anlaşılmıyor ve ayrıntılı bakmadığımız için övgü sözleri hemasetten öteye gidemiyor. 18 Mart’ı kutlayalım. Ama 9 Ocak’ı da kutlayalım, unutmayalım.
Aşağıda 18 Mart için yazdığım bir şiirimi okuyacaksınız.
…
Erler birbirlerine sarılıyor
Hüngür hüngür ağlıyordu
Ellerini açıp haykırarak zıp zıp zıplayanlar
Dizlerinin üzerine çöküp
yüzü göğe dönük Tanrı’ya şükredenler
secde edenler
Herhangi bir şekilde kendini sakınmaya gerek görmeden
Toprak damların üzerine çıkmış
Gözleri yaşlı
Tabyanın dış duvarlarına oturup
Dalgın dalgın geminin battığı yere bakanlar vardı
Bu ağıtta çaresizliğin kırılması vardı
O saate kadar kesilmeyi bekleyen kurbanlık koyunlar gibiydiler
O saate kadar dövülen
ezilen
susan hep kıyılardı
Demek dünyanın en sağlam gemileri de
Bombayı yiyince batardı
Komutan Cevat Bey
Tabyaların birinde
Harabenin içinde
Yaralı bir erin oturduğunu görünce
Ona doğru yürüdü
Yanına birinin yaklaştığını anlayınca er
Hemen kalkıp hazır ola durdu
Fakat komutana değil
Başka yere bakıyordu
Görmüyor musun
diye sordu komutan
Üzüldü
Üzülme beyim
dedi er
Onlar göreceklerini gördüler