- Kategori
- Gündelik Yaşam
Canlı müzikle eğlen, hesap gelince canın sıkılsın
Deniz, kum, güneş, havuz, yeşillikler, sakin ve sessiz bir ortam... Tatil denince akla gelebilecek her şey var bizim için... Bütün bunların topamı da huzur ve mutluluk...
Gençler için eğlence faslı eksik kaldı biliyorum, ama onlar da sonuçta bundan huzur ve mutluluk duymuyorlar mı?...
Huzur... Sanıyorum şu an eksikliğini en çok hissettiğimiz duygu. Huzur için güven lazım... Oysa kimse kendisini hiçbir şekilde hiçbir şeyden güvende hissetmiyor...
Herkes birbirinden kuşkulu. Komşu komşunun yapacaklarından emin değil. Arkadaş, arkadaşlarına karşı mesafeli... Ne olur ne olmaz, belli mi olur, gibi düşüncelerle beyin kemirilirken huzur olur mu?
Güven duygusunu sağlayan şey de inançtır. Önce inanacaksınız. Ailenize, arkadaşınıza, dostunuza, komşunuza, mahalleliye, belediyeye, esnafa, bakkala, zabıtaya, polise, askere, devlete... İlişkide bulunduğunuz herkese inanacak ve güveneceksiniz.
Onların görevlerini tam olarak, tarafsız şekilde yaptıklarına, kimse için ayırımcı davranmayacaklarına inanacaksınız. Sizi kazıklamayacaklarına, kandırmayacaklarına, ihtiyacınız olduğunda yanınızda ve yardımınızda olacaklarına inanacaksınız.
En önemlisi devletinize güveneceksiniz. Sizi aç açık bırakmayacağına, bir gün ailenizden ayrı kalsanız, işinizi, eşinizi kaybetseniz bile, zor durumda kalmayacağınıza, bir aile şefkatiyle devletinizin sizi kucaklayacağına inanacaksınız.
Huzurlu olmak o zaman kolay. Ya her şey bu söylediklerimizin tersiyse?
Tatildeyiz ya, hayatın tadını çıkarmaya çalışıyoruz kendimizce... herkesin mutluluk anlayışı farklı. Bize bu kadarı yetiyor, halimize şükrediyoruz.
Akşam, yemeğimizi yedik şöyle dolaşmaya çıktık. Canlı müzik varmış... Artık sonlarına doğru en hızlı ve ateşli zamanı... Slov bir parşa çalıyor, hiç farkında olmadan dans etmeye başlamışız. Sonra eşim, "ayıp olur şimdi mekânın dışında dans etmemiz" dedi, bıraktık, bir banka oturduk.
Her şey harika... Denizin kavuşmak istercesine arada bir kıyıya doğru hızla uzanması dışında gecenin sessizliğini bozan bir şey yok...,- huzurumuzu kaçıran da...
Bir Türk kahvesi içmek istedik o ortamda...
Güzel bir günün sonunda, yarın inşallah daha güzelini yaşamak üzere deyip evimizin yolunu tuttuk...
Hafif bir yokuşu sarmaş dolaş ağır ağır tırmanıyoruz.
Önümüzde iki bayan yürüyor ve bir şeyler konuşuyorlar. Bizim onları dinlemek gibi bir niyetimiz olmadığı için, ne dediklerinin hiç mi hiç farkında değiliz. Onlar bizden daha ağır yürüyorlar, çözmeleri gereken bir problemleri var herhalde...
Tabi onlara yetişiyoruz. Tanıdık çıkıyorlar... Merhaba, iyi akşamlar faslından sonra, belki bizim konuşmalarını duyduğumuzu düşünerek biri hemen lafa başlıyor:
– Hesap yapıyoruz gördüğünüz gibi, fakat bir türlü tutturamıyoruz...
Biraz evel bahsettiğim canlı müzik yapılan restoranın müşteri-dinleyicisiymiş bunlar.
– Salata listede 5, 6 yazmışlar. Balık listede 15, 16 yazmışlar. Rakı 5, 6 yazmışlar. Hepsine birer birer eklemişler, diyor. Biz ne diyeceğimizi şaşırıyoruz. "Canlı müzik var ya onun içindir belki" diyor, eşim.
– Onun için zaten ekstra 6 lira yazılmış, diyor hanımefendi... Onlar kaybeder, bir daha gider miyiz, diye devam ediyor, kırgın bir şekilde. Halbuki normal mönüye salatayı 6, balığı 16 yazsalar ne olur, diye devam ediyor...
İşte güzel bir gece geçirmek, şöyle felekten bir kaç saat çalmak isterken karşılaşılan manzaraya bakın... Yaşanan güzelliğin verdiği huzurla eve gitmek varken, hesap pusulasını incele ve birkaç lira için canın sıkılsın...
Niye bu kadar birbirimizi üzmeye meraklıyız? Niye bu kadar birbirimizi kazıklamaktan zevk duyuyoruz? Niye bu kadar bir daha birbirimizin yüzüne bakamayacak hale gelmekten utanmıyoruz?
Şu an ülkemizin en büyük hastalığı bu güvensizlik. Sahilde denize giren hanımefendilerin dilinde de hep yarın korkusu taşıyan cümleler var. Gelecek sene belki burada bu şekilde tatil yapamayacağı korkusunu taşıyanlar az değil. Onlar da hükümete güven duymuyorlar.
Konu açılmışken herkes üç beş kelimeyle bu ortama katılmaktan, kuşkularını dile getirmekten geri kalmıyor. Ak Parti'nin bu kadar çok oyu nasıl aldığını anlayamayanlar var. Seçimlere hile karıştığını düşünenler var. Üçkağıt yapıldığını söyleyenler bile var.
Saat sekiz olmadan seçim sonuçlarının belli olmasını, eski yıllara göre katettiğimiz teknik bir aşama olarak sevindirici bulmak yerine, komplo teorisi üreterek seçim sonuçlarının önceden belirlenip ilan edildiğini idddia edenler bile var...
Olayın toplumu kesin hatlarla ikiye bölmesinin getirdiği olumsuz sonuç kadar, bu güvensizlik ortamından nasıl kurtulacağımız sorusu da çok düşündürüyor beni...
Sizin aklınıza gelen bir çare var mı?