Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '09

 
Kategori
Deneme
 

Çatıdaki pencereden her yere

Ve hergün güneş yeniden doğar. Bizim içimizdeyse binlerce yılgınlık, milyonlarca keder ve milyarlarca kırılganlık var. Yılgınlıklar ve kederler gizli, dışımıza vurduğumuz birkaç tutuk konuşmadır; geçen anlamsız zamanlar. Yıllardır çalışıyormuşuz gibi gelir bize, o kadar yorgunuz. Yılların yorgunluğu deyip tatil yapar kimimiz sonunda yine şikayetçidir, tatilde daha çok yoruldum diye. Hiçbir şey mutlu etmiyor bizi. Yapmacık gülümsemeler, kısmî mutluluklar, takma tebessümler hariç.

Çok iyi hatırlıyorum nereye gidersek gidelim küçük bir çocuk bizi katılasıya güldürürdü. Mutlu ederdi pamuk avuçlu masum ve küçük insan bizi. Bulutlara bakılır anlam çıkartılır, beyin fırtınası yapılıp öyküler yazılıverirdi ayak üstü. Bir çiçek görürdük, adını tartışır ad koyardık bilmediklerimize, biyolojiden fizikten birazda gündelik bilgiden ve anneanne tipi bilgileri toparlayıp yorumlar yapıverirdik.

Şimdi bir bilgisayar çağı genci olarak ve bir bilgisayarcı olarak, yeni teknolojileri görüp öğrenince haliyle mutlu oluyor; artan kapasitelere hayran kalıyor, gigabyte, terabyte, petabyte, exabyte terimlerini yavaş yavaş hayatımıza sızdırıyor, içten gülümselerimizi, gönülden teşekkürleri hayatımızdan sürüyorduk. Sinema izlemenin bir kültür olduğundan, insan etkileşimi olduğundan bihaber, gigabyte, terabyte, petabyte, exabyte belleklerimize film stoklayıp yalnız ve etkileşimsiz izliyorduk.

Kronolojik olarak da bakınca, önce tiyatrolar tercih edildi sinemalara, sonra sinemalar televizyona ve şimdi de televizyonlar internete. Yani hayatımızda hep birşeylerin yerini bir başkası doldurdu. Herkes hangisinin daha iyi, daha yararlı, avatajlı olduğunu tartışadursun, biz çatının tüm evi gören penceresinden bakıp; kumandanın bizde olduğunu ve artık keşke demeye vaktimiz olmadığını tekrar hatırlayalım.

Kadim dostumla bir diğerinin ne zaman yapılacağını bilmediğimiz ama sabırsızlıkla ve tüm benliğimizle yapılacağı günü beklediğimiz bir sohbette söz dönüp dolaşıp "sevgi"' ye geldi. "Sevgi" dedim ve durakladım sanırım cümleyi henüz toparlamamıştım beynimde. Bu söz karşısında kadim dostum biraz geri çekilip, ciğerlerine nefes doldurup öylece kalakaldı, sonra " o çok güçlü artık sevgi denildiğinde durup düşünüyorum, o kadar kutsal ve yüce ki her insanda belki tek ama sadece bir tek ortak nokta" dedi. Gerçekten öyleydi. Vatan sevgisi, bilim sevgisi, anne- baba sevgisi, yar sevgisi.... okadar çoktu ki. Çok kötüler bile(kötülüğün derecesi nedir bilmiyorum) kötülük yapmayı severler. En kalpsiz dediklerimiz bile kalpsizliklerini sevdiler. Bizler şimdi en iyi teknolojiye millet olarak, sahip olmayı seviyor ve diliyoruz (Telefon piyasasını en yakından takip eden ülkelerin en başında geliyoruz.).

Teknoloji o kadar çok çabuk ilerliyor ve gelişiyor ki gelecekte nelerin olacağını kestiremiyoruz, şimdiki sevgilerin yerini hangi sevgilerin alacağını bilemiyoruz. Birkaç tahmin var aslında ama komik ve çok hayalperestçe. Bildiğim bir şey var ki sevgi sonsuz ve daim kalacak. Sevdiklerimizin değişeceği kesin sevginin daim ve sonsuz olacağı gibi.

Güneş her gün yeniden doğacak, yılgınlıklarımızı yeniden unutturacak, kırgınlıklarımızı yok edecek, kederlerimizi eriteceğiz. Güneş gibi her gün yeni başarılar doğacak; biz doğuracağız.." Niçe ağladığında" da kendisini muayene etmeye çalışan doktora "ben hamile olabilirim, hatta hamileyim; yeni kitabıma" diyordu Niçe. Bizde yeni başarılara, umutlara hamile olalım ve sabırla o günü bekleyim. KEDERLER GÜNÜ DOLMAMIŞ UMUTLARDIR.

SEVGİLERİMLE...

 
Toplam blog
: 21
: 411
Kayıt tarihi
: 21.09.06
 
 

Çalışmayı ve okumayı seviyorum. Uyumayı sevmiyorum. Herşeyi bilmek istiyorum. Bütün insanları tanıma..