- Kategori
- Kent Yaşamı
Çatırdayan bank
Üniversite hayali zor da olsa gerçekleşmişti. Ama ne bilsin ki hayatın bu kadar zor, bu kadar acımasız olduğunu. Türkiye'de öğrenci olmanın kor ateşte kalmakla eşdeğer olduğunu nereden bilirdi ki?
O dersaneler ve boyunca kitaplar yüzünden beyni kalıplaşmış, gözleri perdelenmiş biriydi. Tıpkı arkadaşları gibi. Kafasında hala anne-babasının "çalış" telkinleri yankılanıyordu.
Üniversite kampüsünde fotokopi parası tartışmalarından gına gelmişti. Bir ara arkadaşlarına bağıracak gibi oldu. "Yok, yaa, yok işte, ben 150 ytl bursla İstanbul denilen bir yanı cennet bir yanı cehennem şehirde ayakta durmaya çalışıyorum.." demek istedi ama gururu buna engel oldu.
Kalktı yakındaki parka doğru adımladı. Ailesini hatırladı. Köyünü, ineklerini, özgürce sağa sola savrulan başakları hatırladı. "Allah'ım" dedi "bu pislik aleme niçin savurdun beni.." Sonra "tövbe" çekti içinden. Parkın yanında lüks bir araç içinde tartışanlara şahit oldu. Hani biraz da alkol almışlardı. "Bana 250 ytl hesap ödettin. Aşkolsun sana..."
Bunları duymazlıktan gelerek vardı bir bank üzerine oturdu. "Gıcııırt!" bir ses.
"Gıcırdamayan ne kaldı ki bu dibi delikli dünyada" diyerek bir kenara yaslandı.
Araç sesleri, egzos dumanları, ipsiz sapsız naraları, koşuşturan İstanbul emekçileri ile başetmeye çalışırken banktaki yazılar dikkatini çekti. Bugün de akşam oluyordu. Ama bu yazıyı okumalıydı. Başını kaldırdı FSM köprüsünden geçen araçların farları ve köprü ışıkları görgüsüz bir kadının gerdanındaki kolyeleri andırıyordu.
Tekrar banktaki yazıya çevirdi başını.
"Ah güzel İstanbul,
Kızkulesi
Üsküdar.
Biliyorum sende daha ne cevherler,
ne numaralar var.
Anayı kızdan ayıran Taksim,
Başlara zehir saçan sim,
Kalsın kanlı elleriniz
varsın boğazımda
Ne işin vardı heyy Döngeleli Osman,
İstanbul Boğazında.