​ Cem Garipoğlu meselesi… / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '09

 
Kategori
Güncel
 

Cem Garipoğlu meselesi…

Cem Garipoğlu meselesi…
 

Kaynak:Milliyet.com.tr


Daha önceden de ifade etmiştim ancak tekrarlamakta yarar görmekteyim: Tanık olduğumuz tek genç kız cinayeti değildir Münevver, hunharlık açısından da ilk tecrübemiz değildir, şahsen bu mesele ile yakından ilgilenmemin en büyük sebebi ortada normal olmayan bir durumun var oluşudur.

Aslına bakarsanız, Münevver’e üzüldüğüm kadarı olmasa da Cem’e de üzülmüştüm, çocuk yaşından itibaren eğitim amaçlı ailesinden, ülkesinden uzakta büyümek durumunda bırakılmışlığını öğrendiğimde…

Tüm bunları yinelememin nedeni “vurun abalıya” tarzından uzak olduğumu belirtmektir.

Hunharca işlenen bir cinayetten öte bir şeyler var bu işte ve ciddi anlamda bir koruma duvarı mevcut ki, salt para olamaz bu güç!

……

Son günlerde, yani Cem teslim edildikten sonra kafamda koşuşturup duran düşüncelerden söz etmek istiyorum: Şahsen ben Cem’in görüntüsünü on yedi yaşından büyük buluyorum. Tabii ki görsellik tek çıkış noktam olamaz, ancak belli nedenlerden dolayı, örneğin yurt dışında bazı okullarda eğitim görebilmesi, ya da askerliği geciktirmek gibi aklıma gelen ya da gelmeyen nedenlerden dolayı yaşı küçültülmüş olabilir.

Mağdure B.Ç. kemik ölçümü testine tabi tutulmuştu mesela, on dört yaşında olmasına rağmen, katil zanlıları için böyle bir şüphe duyulmaz mı, yoksa yol aynı yol mudur: Birinde Üzmez’i diğerinde ise Cem’i aklamak?

Yaşı küçük olduğu için sorgulamada Cem’in fazla üzerine gitmek istememişler. Sevindirici bir tarafı var bu işin ki, örnek teşkil etmektedir ve bundan sonrakiler için rahatça hesap sorulabilecektir!

Lakin, üç tepsi baklava çalan çocuklar, hatırlarsınız ki hem işkenceye maruz kalmışlardı, hem de korkunç cezalar almışlardı, yani Cem neredeyse onlardan az ceza alacak durumda, bu durum çocuklar arası adaletsizlik değildir de nedir?

B.Ç. mağdure olmasına rağmen bilmem kaç kere adli tıpta incelendi, hatta da “ruhsal bozukluk saptanmadı” raporu dahi verildi, on dört yaşında cinsel tacize uğramış bir çocuğun incinebileceğini düşünemeyen yetkililer, artık kursa mı gönderildiler, gökten vahiy mi indi bilinmez, bir anda bu işin önemini kavrayıverdiler!

Hayır yani, yoksa tecavüzcüsü ile aynı araca konularak sevk edilen çocuklar insandan mı sayılmıyorlardı evvelden?

Cem’den sonra sayılırlar mı sahiden?

……

Birileri almış, bir yere götürmüş… Ayol, yedi aydan söz ediyoruz, kedi, köpek dahi olsa yediği önünde yemediği arkasında şartlarında, duramaz!

Çocukcağız bunalmasın diye de üstelenmiyor, oh ne ala!

Şahsi fikrimi sorarsanız, nasıl çıkış yaptı ise Cem, aynı şekilde de yurda giriş yaptı! Cezaevinde dahi özel koşullarla hizmet veriliyor olması ciddi anlamda korunduğunun bir göstergesi değil midir?

Üzerine gidilmemesi…

Ne yani, bir memura üstü bir emir verse, memur emri yerine getirmese, ne olur Türkiye gibi hukuksal anlamda sorgulanan bir ülkede?

Ya işinden olur, ya bilmem nereye tayini çıkar, olmadı hakkında bir tutanak tutulur, vallaha hapse bile atılır!

Yok, bu kadar basit değil elbette, üstün üstüne, hatta daha da üstlere çıkmak gerekir Cem meselesinde…

Sonuç itibariyle Cem’in konuşmaması birçok kişinin lehine, elbette bence…

……

Sahi, bir Şükran Abla muhabbeti vardı geçenlerde, yarım gün kadar kaldı manşetlerde, babanın sevgilisi denmişti, yok olup bir anda, gitti…

Babanın burs verdiği üniversite öğrencilerinin aynı zamanda sevgili görevi gördükleri de yazılmıştı, ama doğrudur, ama yanlış, derdim aşk meşk takibi değil elbette, haberin kuş olup uçması dikkatimi çekti de naçizane…

……

Cem’i kim teslim etti, nereden geldi, aman çocuğun morali bozuk, sorulmasın, yok böyle bir şey!

Keşke var olsa, keşke tüm çocuklara aynı özen gösterilse, hatta hiçbir suçlu işkencede ölmese, hapishanede şişlenmese…

Ama biliyoruz ki, ne yazık, yok böyle bir şey!...

……

Kargaların bile güldüğü bu senaryonun bir bölümü var ki, cinnet geçirmesinin nedeni aşk kıskançlığıymış!

Bir de, havuz tarafını görsün diye arka kapıdan Münevver’i almışmış… Anahtar yanında olmayınca kendisi ana kapıdan girip kapıyı açmışmış… Ayol, iki genç sevgili normal şartlar altında diyelim ki arka tarafa gitti, anahtar yoksa birlikte ön kapıya geçerlerdi! O yaşlarda sevgililer bitişik ikiz gibidirler, bir amaç olmasa güle oynaya birlikte giderlerdi ön kapıya!

……

Münevver’in babasının en başında söylediği bir şey vardı: Kızım aile ile ilgili bir şeyler bildiği için öldürüldü…

Bunca korunma, bunca gizem ve gizemi ifşa etmemek adına harcanan emek hep babanın sarf ettiği bu cümleyi hatırlatıyor, sanki Münevver rast gele, ya da Cem’in bir boşboğazlığı, ya da övünme malzemesi olarak, ki o yaşlarda hepimiz pek severdik öğünmeyi, ama kendimizle, ama ailemizle, sonucunda ailenin vardığı bir karar gibi gözüküyor, hani bir yalan söyler insan, yalanı ortaya çıkmasın diye de çabalar durur, habire onu kapatmaya çalıştıkça çok daha büyük hatalar yapar ancak ok yaydan çıkmıştır bir kere, tek derdi yalancı olmadığını kanıtlamaktır, onun gibi bir şey işte!...

Bu bilinen her ne iseyse, bir genç kızın hunharca katline, bir genç adamın katil ya da cinayete neden olmasına, o ailenin derbeder oluşuna ve bir acılı ailenin yüreğinin her daim yanmasına değecek kadar değildi muhtemelen…

Ancak, mesele öyle bir hale gelmiş bulundu ki, ucunu saptamak zor!

Kim bilir, bilinen belki ailenin de üstündeydi, halel gelmesin bazılarına diyerek de katledilmiş olabilir Münevver!

Sonuç itibariyle, vatandaşsal bir sorgu, bir hak takibidir bu mesele!

Gülgün Karaoğlu

Eylül,22/09

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..