Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '17

 
Kategori
Çocuk Kitapları
Okunma Sayısı
52
 

Cepcep'in Top Macerası (Cepcep serisi 2)

Cepcep'in Top Macerası (Cepcep serisi 2)
 

Cepcep'in Top Macerası


Kervan yola çıkmak için hazırlanıyordu. Cepcep annesi Şama’ya gitti.

     “Anne, yine mi yük taşıyacaksınız? Ben gelmek istemiyorum. Peşinizde koşturmaktan çok yoruluyorum. Neden siz de inekler gibi yiyip içip yatmıyorsunuz?”

     “Oğlum Cepcep, her yola çıkışımızda aynı şeyi yapıyorsun. Sanki biz kendimiz istiyormuşuz gibi bize yakınıyorsun. Ne yapabiliriz ki? Yük taşımak bizim işimiz. Sahibimiz nereye götürürse oraya gideriz.”

     “Ben büyüyünce yük taşımayacağım. Kaçıp gideceğim buralardan.”

     “Seni burada bırakamayız. Daha süt emiyorsun. Dişlerin yok. Hiçbir şey yiyemezsin. Uslu ol ve bizimle gel.”

     Cepcep canı sıkılmış bir halde mecburen gitmeye razı oldu. Bu kez gidecekleri yer çok uzaklardaydı. Günlerce yol gitmeleri gerekiyordu.

      Abdül yükü bir kentten alıp bir diğerine götürecekti. Yani ilk gidecekleri yolu yükleri olmadan gideceklerdi.

      Cepcep hoplaya zıplaya annesinin peşinden gidiyordu. Önce bir süre çölde yürüdüler. Cepcep’in canı Kani eşeğe sataşmak istedi. Ama Kani Abdül’ü taşıyordu.

      “Kendi kadar adamı sırtında nasıl taşıyor Kani?” dedi kendi kendine. Annem babam şimdilik boş gidiyorlar diye sevindi.

      Yük alacakları kente geldiler. Burada orman vardı. Orman çok güzeldi. Canı ormanın içinde dolaşmak istedi. Yüklerin develere yüklenmesi zaman alırdı. O gidip biraz dolaşsa zararı olmazdı.

      Ormana doğru yürüyordu ki bir top gördü. Bunun ne olduğunu bilemedi. Yuvarlak kocaman bir şeydi. İtince yuvarlanıp gidiyordu.

      Böylece topla biraz gitti. Bir ağacın dalından yere hoop diye bir sincap atladı. Sincap gördüğü şeye inanamadı.

 

       “Aaa, o ne kadar büyük bir ceviz öyle. Kim bilir içi ne kadar çoktur. Bana ver de ailemin karnı doysun,” dedi sincap.

       “Sen bu yuvarlağa ceviz mi diyorsun? Ben ne olduğunu bilemedim. Ama bunu ben buldum. Ne olduğunu öğrenmeden kimseye vermem,” deyip oradan uzaklaştı Cepcep.

       Biraz daha yerde yuvarladı bulduğu topu. O sırada bir maymun daldan dala uçarak ağaçta dans etmeye başladı. Ve atlayarak Cepcep’in önüne indi.

       “Onu nereden buldun? Bu kadar büyük Hindistan cevizini hiç görmemiştim. Bana verir misin, soyup da yiyeyim?” dedi maymun. Sonra da Cepcep’in önündeki topu kaptı. Elinde evirdi, çevirdi.

    “Ama bu çok hafif, içi boş olmalı. Kabuğu da soyulacak gibi değil, istemem senin olsun,” dedikten sonra topu Cepcep’in önüne atarak tekrar ağaca tırmandı.

     Cepcep bir süre düşündü. Kafası karışmıştı. Elindeki büyük bir ceviz mi yoksa büyük bir Hindistan cevizi miydi?

       Topa ön ayağıyla bir hamle yaptı. Top yuvarlanarak ilerledi. Cepcep hemen topun yanına geldi. Aynı harekete devam ederken ilerden koca ayı gözüktü. Ayının karnı da iyice acıkmıştı. Hemen Cepcep’in yanına geldi.

        “O bal kovanını bana verir misin? Sen bal yemezsin, ver de ben yiyeyim” dedi Cepcep’e.

      “Bunun bal kovanı olduğunu mu söylüyorsun” diye sordu Cepcep.

     “Evet, içi bal doludur onun” dedikten sonra ayı topu aldı.

       Elinde iyice inceledikten sonra Cepcep’e uzattı.

     “Bunun ağzı kapanmış. Hem de çok hafif. Demek ki içinde bal kalmamış. Al senin olsun,” dedi ve topu verip yoluna devam etti.

     Cepcep’in kafası daha da karıştı. Bu bulduğu şey neydi? Merakı iyice arttı. Topa biraz hızlı vurunca top oldukça ileri gitti. Cepcep koşarak topun yanına vardı. Topu yerde yuvarlayarak yoluna devam etti.

      Ormanda geniş ve yemyeşil bir alana geldi. Karşısında nerden çıktığı belli olmayan bir devekuşu onun topuna bakıyordu.

      “Benim yumurtam sende ne arıyor? Ver onu kuluçkama koyayım,” dedi sevimli bir ifadeyle.

      “Gerçekten bu senin yumurtan mı?” diye sordu Cepcep.

     “Tabii ki benim yumurtam, ama biraz kirlenmiş.”

Böyle dedikten sonra topu aldı, inceledi.

     “Bu yumurta bozulmuş. İçi hafiflemiş. Bundan yavru çıkmaz artık. Al sende kalsın.”

      Böyle söyledikten sonra topu Cepcep’in önüne koydu ve oradan uzaklaştı.

      Cepcep daha da şaşırdı. Bulduğu şeyin ne olduğu anlaşılmamıştı hâlâ.

Derken bir ağacın dalında uyumakta olan sansar topun yuvarlanma sesine uyandı. Hemen ayağa kalktı. Karnı açtı onun da. Avlanmaya çıkmak için geceyi bekliyordu. Ama işte yemeği ayağına gelmişti. Hem de en büyüğünden.

“Hey yavru deve, o yumurtayı bana verir misin? Dün akşamdan beri açım. Onun hepsini yiyebilirim,” deyip topun yanına atladı hemen.

Sağlam ön dişlerini topa geçirmeye çalıştı ama yumurta gibi kırılmıyordu bu şey.

“Ama bu yumurta değilmiş. Hevesim içimde kaldı. İçi boş bunun. Ne yapıyorsun bununla?” dedi sansar.

“Bunu yolda buldum. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Pek çok şey olduğunu söylediler, benim de kafam karıştı. Bilen birini arıyorum,” diye cevap verdi Cepcep.

“Ben bilmiyorum ama yumurta değil. Hadi sana güle güle. En iyisi ben geceyi bekleyeyim,” dedikten sonra tekrar ağacın dalına çıkıp uyumaya devam etti.

Cepcep oldukça vakit kaybetmişti. Annesi ve babası onu kesinlikle merak etmişlerdi. Ona kızacaklardı yine. Hemen geri dönmeye karar verdi. Bulduğu şeyi bir de onlara soracaktı.

Ormandan geri dönerken bir zürafanın ağaçların en tepelerindeki körpe yaprakları yediğini gördü. Zürafa onu ve elindeki topu görünce ona seslendi.

“Hey devecik, ayı nereye götürüyorsun? Onu aldığın yere bırak. Gece karanlıkta kalırız sonra,” dedi.

“Bu ay mı sence?” diye sordu Cepcep.

“Tabii ki, başka ne olacaktı? Ay bazen yere iner. Çoğunlukla göldeki suda banyo yapar. Bazen de ırmaklara dalar. Sen onu istediğin yere bırak. Kendi yerine gider, merak etme,” diye cevap verdi zürafa.

Cepcep ormanın kıyısına yaklaşmıştı. Topu olduğu yere bıraktı ve koşa koşa annesinin yanına döndü. Onlar da götürecekleri yükler yüklenmiş, gitmeye hazır halde Cepcep’in dönmesini bekliyorlardı.

 

Abdül elinde ince bir değnekle karşıladı Cepcep’i. Ama Cepcep o kadar küçük ve sevimliydi ki kızgınlığı hemen geçti Abdül’ün.

“Seni küçük yaramaz seni! Yine nerelere kayboldun? Bir gün başına büyük bir dert açacaksın bu gidişle. Hadi yola çıkıyoruz, düş annenin peşine,” diye söylendi Abdül.

Kervan yeniden yola düştü. Öteki kente gidecekleri yol geniş ve düzenli bir alanın yanından geçiyordu. Orada çocuklar koşturuyorlar, bağrışıyorlardı.

Aa bu da ne böyle? Çocuklar Cepcep’in bulduğu yuvarlağın aynını aralarına almışlar, peşinden koşuyorlardı. Yoksa kavga mı ediyorlardı? Ama bir çocuk o şeyi götürüp iki çizginin arasından geçirince büyük bir sevinç çığlığı atarak birbirlerine sarıldılar.

Top yuvarlanıp Cepcep’in yakınına kadar geldi. Çocuklardan biri koşarak gelip topu eline aldı ve arkadaşlarına bağırdı.

“Mert topu sana atıyorum, dikkat et” dedi.

Cepcep bu yuvarlağın çocuklar için çok önemli bir şey olduğunu öğrenmişti sonunda. Bu yuvarlak bir yiyecek ya da ay değildi. Çocukları bir araya getiren ve mutlu eden bir toptu.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 78
Kayıt tarihi
: 01.03.16
 
 

Emekli Fransızca öğretmeni, roman, öykü, çocuk öyküleri yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster