​ Cevabım: Tulum, "sonbahar"da buldum / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '09

 
Kategori
Güncel
 

Cevabım: Tulum, "sonbahar"da buldum

Müziğe hissettiğim aşk duygusunun başlangıçı yoktur bende... belki annemin güzel sesiyle mırıldandığı ilk türkülerin kulağımda yer etmesiyle başladı bu aşk, belki uzun yolculuklarda, arabada, ailecek dinlenen, hüznü derin köklere giden, ezgilerle...

Bir de bu aşk, amatör bir uğraşa dönüşüp müzik yapmaya ve artık her enstrümanın sesini ayrı ayrı süzmeye başladığımdan beri kalbime, Karadeniz müziğinin eşsiz entrümanları olan tulumun mu, kemençenin mi sesinin beni daha çok etkilediğinin ayırdına varamamışımdır. Ama artık biliyorum, cevabım: tulum, “Sonbahar” da buldum. Filmin daha 4. dakikasında başlayan enfes Karadeniz görüntülerine eşlik eden tulum sesi cevabımı netleştirdi.

Konuşulmamış bir aşk, adı konmamış bir gizli sevda; göz göre göre elden kaçırılan... ve ayrılık.. ve ölüm… İkisi de hayatın farklı zorluklarını çekmiş, artık sevda çekmeye takatleri kalmamış iki yaralı insanın hikayesi “Sonbahar”... Çok çarpıcı bir yüzleşmenin filmi… Yusuf, yıllarca sosyalizm idealleri uğruna hapis yatıp, bedenini ölüm oruçlarında tükettikten sonra çıkıyor hapisten. Dönem; SSCB’ nin dağılma dönemi… 90’ lı yıllar… Yusuf Karadeniz’ de bulunan şirin kasabasına dönünce acı bir gerçekle karşılaşıyor. Görüyor ki; bir zamanlar, ülkelerini o ülkeler gibi yapabilmek için, ömürlerini feda ettikleri o örnek ülkelerin kadınları, artık kendi kasabasında, kendi ülkesinde, hayat kadınlığı yapıyorlar… ve dialoglar… Filmi izlemelisiniz; dialoglar çok çarpıcı… insanı sarsıyor.. derin bir hesaplaşma var.. acı bir yüzleşme… ve hiç ama hiç yaşanamadan; başlamadan biten bir sevda… sonunda; kadın gidiyor, adam ölüyor… İnsanın “her şeyin yalan olduğuna bir kez daha inanası” geliyor...

Ne çok genç ömür tüketildi bu topraklarda... Onların hiçbir zaman yaşayamadıkları ne çok aşk, ne çok sevinç...

Bir coğrafya düşünün ki, bütün geçmişi onlarca medeniyete beşiklik, anayurtluk yapmış olsun, bir coğrafya düşünün ki tarihi boyunca farklı iklimleri birbirine bağlamış olsun... ve son perdesinde oyunun; bütün birikiminin getirdiği çok renkliliğe inat, bütün çok kültürlülüğe, çok sesliliğe inat; yoksaysın diğerlerini... Yaratan’ ın var ettiği bütün bu doğal çokluğun karşısında; “tek de tek!” diye tuttursun...

Dünyanın en yanık sesli, en dertli sesli enstrümanları, vokalleri; Ortadoğu’ dan, Mezopotamya’ dan, Anadolu’ dan çıkmasın da, nereden çıksın? Ve varsın dünya, çekilen acıları görmezden gelip, ses güzelliğini bölge insanın, acı biber yeme alışkanlığına bağlasın...

Film biterken, bu kez güzelim tulum sesine, duduk eşlik etmeye başlıyor... ve ben bir kez daha hayran olup bu eşsiz renklere, müziğin damarlarımda dilediğince hüküm sürmesine müsade ederken, film, ekranda beliren şu ithafla bitiyor;

“her daim düşlerinin peşinden koşan, sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına...”

D. Dara KILINÇ

ddarakilinc@hotmail.com

 
Toplam blog
: 160
: 2717
Kayıt tarihi
: 16.04.09
 
 

Öykü Şiir Deneme ..