- Kategori
- Siyaset
CHP'de operasyon devam ediyor: Baykal kendi elleriyle Kılıçdaroğlu'nu koltuğuna oturtacak

CHP'ye bir operasyon uygulandığı ve kaset olayının da bu operasyonun startı olduğunu düşünüyorum. Operasyon konusunda neredeyse herkes hemfikir bulunmaktadır. Baykal'ın bizzat kendisinin 'boşuna konuşmam, elimde güçlü kanıtlar var' demesine rağmen, hiç kimse kaset olayını iktidarın yaptığına inanmamaktadır. Fakat yapılan yorumlarda sanki operasyon uygulandı ve bitti havası verilmektedir.
Eğer kaset olayını yapan, Baykal'ın dediği gibi, güçlü bir iktidarsa ve bu iktidarın esas amacının da CHP'yi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaksa, Baykal'ı devirip CHP'yi ortada şaşkın ördek gibi bırakamaz. Planları doğrultusunda nihai hedefe varmak için operasyonuna devam edecektir.
Anamuhalefet konumundaki CHP'nin kullanılmasıdır söz konusu olan. CHP nasıl kullanılır? Ya da CHP ne yapmalıdır? Tabii ki seçim kazanmalıdır, tek başına ya da koalisyon olarak iktidara gelmelidir. Her şeyden önemlisi Anayasa'yı değiştirerek vesayet rejimini ortadan kaldırmak ve Ergenekon Davası ile vesayetçilere hesap sormak isteyen Ak Parti iktidarından kurtulmak gerekmektedir. Durum çok acildir; bir taraftan Anayasa değişiklikleri Meclis'te kabul edilmiştir, referandumdan sonra kesinleşecektir, diğer taraftan Ergenekon davasında karar aşamasına doğru hızla gidilmektedir. Ve bir yıl sonra da genel seçimler yapılacaktır.
Avukatlık konusunda Baykal'dan daha başarılı birisinin olması mümkün değildir. Yiğidi öldür ama hakkını yeme. Gerçekten de Baykal avukatlık görevini en iyi şekilde yerine getirdi. Ama lafla peynir gemisinin yürümediği de görüldü. Her ne kadar bazı konularda engellemelerde, ya da geciktirmelerde bulunduysa da Baykal, bugün gelinen süreci engelleyemedi.
E- muhtıra, 367, Kapatma Davası, hepsi de geri tepti. Geriye bir sandık kaldı. Baykal'ın sandıktan çıkması da mücizeden de öteye imkansız. Ne yapmak lazım? Baykal'ı düşürmek lazım. Kendiliğinden gitmeyeceğine göre kaset operasyonu uygulandı.
Aslında bu operasyonun planları Anayasa Mahkemesi'nin Ak Parti'yi kapatmama kararı verdiğinde yapıldığını sanıyorum. Birdenbire Kılıçdaroğlu'nun vitrine çıkarılması benim çok dikkatımı çekmişti. Baykal onu ne zaman harcayacak diye bekliyordum. Baykal'ın ikilem içerisinde olduğunu düşünüyordum; bir taraftan Kılıçdaroğlu'nun yıldızının giderek parlamasıyla ileride kendisi için tehlikeli olması ihtimali, diğer taraftan koltukta kalabilmek için asgari belli bir oy oranını yakalama mecburiyeti. Baykal bu ikilem sonucu Kılıçdaroğlu'nu İBB Başkanlığına mecburen aday gösterdi. Nitekim Kılıçdaroğlu rüzgarının İstanbul'da ve Türkiye genelinde CHP'nin oy oranlarını artırdığı herkesçe kabul edilmektedir.
İktidara hasret kalmış CHP tabanında, Kılıçdaroğlu gelirse iktidar olabiliriz umudu ortaya çıkmıştı. Bu, sağda solda dillendiriliyordu. Her ne kadar Kılıçdaroğlu, "CHP'de lider sorunu yoktur" açıklaması yaparak Baykal'ı rahatlatmaya çalışsa da, Baykal durumun farkındaydı. Baykal, kurultaya aylar kala, 'kurultayda genç ve dinamik bir kadroyla ve yeni bir anlayışla yolumuza devam edeceğiz' açıklamasını yaptı.
Baykal, her seçim ya da kurultay öncesi bu tür açıklamalar yapardı ve sonra da yine bildiğini okurdu. Benim tahminim yeni yönetimi gençleştirecekti ama gösteriş için Kılıçdaroğlu'nu alacaktı, diğer yönetim kurulu üyelerini ise yine genç ama kendisine sadık milletvekillerinden seçecekti.
Baykal'ın değişim sözüne ben inanmamıştım, eminim CHP'den acil hizmet bekleyenler de inanmadılar. Kaldı ki yönetimde değişim olsa bile, Baykal kaldığı sürece seçim kazanmak imkansızdı.
Ve kurultaya 15 gün kala düğmeye basıldı. Yani kaset olayının şimdi işleme konmasının sebebi ne referandumdur, ne de seçimlerdir, önümüzdeki günlerde yapılacak olan CHP kurultayıdır.
Operasyonun ilk adımı başarıyla tamamlandı ve Baykal'ın diskalifiyesi sağlandı. Esas görev, istenilen kişinin başa getirilmesidir. İstenilen kişi de seçim kazanabilme şansı en fazla olandır. Bu kişi Kılıçdaroğlu'dur.
Kim ne derse desin; yok Baykal geri dönecekmiş, yok örgüt Önder Sav'ın elindeymiş, bana göre bunlar hep hikayedir. Tabii ki Baykal ipleri elinden bırakmak istemiyor. Sav, Özyürek ve Ateş'le yaptığı görüşmede, sürekli Kemal adını söylemesine rağmen, Özyürek'in açıklamasına tepki göstermesinin sebebi budur. Baykal'ın Kemal adını söylemesi üzerine Önder Sav'ın "O zaman çıkın aday olmayacağınızı kesin olarak söyleyin" demesi de Baykal'a tepkidir. Kılıçdaroğlu'nu istemeyen Sav, Baykal'a, sen aday değilsen biz adayımızı belirlemeyi biliriz, demek istemiş. Baykal'ın Sav'a bozulması da bu yüzden.
Baykal, iki nedenden Kılıçdaroğlu'nu tercih etmek durumundadır. Birincisi: Baykal, operasyonun devam ettiğini ve operasyona karşı çıkmasının imkansız olduğunu biliyor. İkincisi: CHP'nin iktidara gelmesine Baykal'ın da ihtiyacı vardır. Baykal'ın "Kılıçdaroğlu'nu deneyin, nasıl olsa başarısız olur ve yine bana muhtaç olursunuz" deme şansı olduğunu zannetmiyorum.
Baykal, yarın için Kılıçdaroğlu'na randevü vermiş. Emanetçilik teklif edebilir, ama Kılıçdaroğlu'nun bunu kabul edeceğini sanmıyorum.
Her halükarda Baykal, eski koltuğuna Kılıçdaroğlu'nu kendi elleriyle oturtacaktır...
Suların yönü iki yıl önce Kılıçdaroğlu'na doğru yönlendirildi. Sular tüm hızıyla ona doğru akıyor ve "suların akışı tersine çevrilemez!"
Kılıçdaroğlu aday olduğunda karşısında hiç kimse duramayacaktır. Bu kurultayda olmazsa yakın bir zamanda (mutlaka seçimlerden önce) yapılacak olağanüstü kurultayda Kılıçdaroğlu CHP'nin genel başkanıdır.
Tabii ki benim öngörümdür. Bekleyip göreceğiz...