Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
3941
 

ÇIRIL ÇIPLAK HİKAYELER

ÇIRIL ÇIPLAK  HİKAYELER
 

"Bedenleri için pahalı kabanlar giyinen insanlar acaba üşüyen ruhları için nasıl bir giyişi öneriyor


Çırıl Çıplaklığını açık bıraktığı tenlerden değil, ruh derinliklerinden alan insanların öyküleri.Bedenleri için pahalı kabanlar kullanan insanlar acaba üşüyen ruhları için nasıl bir giyisi öneriyor...

Bazı şeyler vardır. Şeffaf...
Önü arkası görünür, içi dışı çıkıverir ortaya.
ÇIRIL ÇIPLAKTIR.

İşte tam da bana hissettirdikleri bunlar Murathan Mungan'ın bu kitabında. Hatta kitap kapağına düştüğüm notta: "Kadın ruhunun derinliğine inerek, Kadınları çirilçiplak bırakan şehir öyküleri" diye yazmışım.

Kitabın Adı: Kadından Kentler

16 farklı kadının 16 farklı kente yolculuğu, kendileri ile çarpisip tökezlemeleri ve şehirlerin kimlikleri var öykülerin her birinde.

Bana göre bol mekan ve kahramanlı kocaman bir roman yazmış Sn Mungan ve son öyküsünde hepsinin yolunu aynı zamanda kesiştirmiş Esenler Otogarında. Kimisi öyküsüne başlamak üzere çikarken yola teğet geçen zamanda Esenler Otogarında kimisi başlamak üzere hikayelerine heyecanla çikmaktalar yola. Gidenlerle dönenlerin buluştuğu mekanda, herhangi bir öykünün bir yerinden bir kahramanla çarpisiveriyormussunuz hissine kapılıyorsunuz tanıdık gelen bir iç karmaşasıyla. Kimisi ararken geçmişini satır aralarında, kimisi geleceksizliğine hayıflanabiliyor İzmir'in Alsancak İskeleri Ömer Çavus'un çay bahçesini andıran sıcaklığında.

Kitapta Yer alan Öykülerin Adları:

1. Kordonboyu'nda Ömer Çavus Kahvesi

2. Adana Sıcağında Erguvanlar

3. Trabzon Burması

4. Yakası Beyaz Kürklü Taba Rengi Kaban

5. Samsun Sigarası, Tütün Balyaları, Tamaron

6. Amasya'daki Teyze

7. "Burası Ankara İl Radyosu, Şimdi..."

8. Sinop'a Gelin Giden

9. "Kanat Turizmin Değerli Yolcuları"

10. Hayat Hanım, İlk Tayin

11. Annemin Çektigi Fotoğraflar

12. Diyarbakır Surlarında

13. Lüks Terzi'nin Kızları

14. Gümüşhane Çok Uzak

15. Tantunicinin Karısı

16. Esenler Otogarı

Metis Edebiyat söyle anlatmış kentleri ve kahramanlarını kısaca;

İzmir: Sabahın bu erken saatinde İzmir bambaşka görünüyordu gözüne. Nurhayat, Ömer Çavus Kahvesi'nde oturduğu masada birdenbire her şeyi yeniden gözden geçirmesi gerektiğini hissetti. Emin olmak ne demekti? Bir kadın ne zaman emin olurdu? Cuma günü onu istemeye geleceklerdi ve Nurhayat şimdi bu evliliği isteyip istemediğinden emin değildi.
Adana: Havalandırma serinliğinin dışarıyı unutturduğu otelin kapısına çiktiklarinda vahşi Adana sıcağı yüzlerine olanca acımasızlığıyla çarparken, Emine için gün çoktan bitmişti aslında. Bir başkasının filminde konuk oyuncu olduğunu bilmenin ısmarlama adımlarıyla Gülsüm'ün ardı sıra basamakları indi. Kapıda onları bekleyen son model Mercedes'in içinden fırlayan şoför, gösterişli bir saygıyla eğilip kapıları açtı. Üniformali değildi ama hareketleri üniformali gibiydi. Beyaz gömleği son düğmesine kadar iliklenmiş, koyu renk boyunbağı bağlamıştı; gömleğinin kısa kollu olmasından başka havayı hafifletecek bir şey yoktu üstünde.
Trabzon: Trabzon burması bu! Bunun ne demeye geldiğini en çok anasından biliyor. Trabzon burması demek, gelecek demek. Umut demek. Bütün bir hayat demek. Şimdi karşisında bir ölünün bileğinde ışıldıyor. Birdenbire bunca yoksulluğun ortasında ışıyan bilezik, bu ölümü başka türlü anlamlandırıyor gözünde. İçi kamaşiyor...
Bursa: Esme, Bursa'daki ilk kışlarında, yerli melodramların Uludağ sahnelerinde üzeri çok motifli rengârenk kazaklar giyen Yeşilçam jönlerine nazire, Engin'e doğum gününde böyle bir kazak almayı düşünmüştü. Sonra vazgeçmişti ama düşüncesi bile onları eğlendirmeye yetmişti. Hayal işte! Şimdi yakası beyaz kürklü taba rengi kabanıyla getiriyordu Engin'i gözünün önüne...
Samsun: Bazı hikâyeler parça parça gün ışığına çiktikça özel bir güç, gerçeküstü bir nitelik kazanır. Songül'ün kayınvaldesinin hikâyesi de biraz böyle. Bazen hiç tanımadığınız bir ölü, ansızın hayatınızda yer kaplamaya başlar. Şengül, sanki bilinmez bir yazgının yönlendirmesiyle Samsun'a kadar bu kadının hikâyesini dinlemek için gelmişti....
Amasya: Yeşilırmak kıyısındaki çay bahçelerinden birinde buluşacaklar. Sakin akan ırmağın yeşiline dalmış olan Güzel, evlendikten sonra Cem'le birlikte Edirne'ye Nihal Abla'yı ziyarete gidişlerini düşünüyor. Zamanla herşey unutulmuştu. Akıp giden bu ırmak gibi her şey akıp gitmez mi?
Ankara: Ertesi gün cebimde sahte bir kimlikle Kızılay'da, bilirsiniz, Kocabeyoğlu Çarsisi'nın yanı başindaki Tansel Plak'a gittim. Yeniyetmeliğimin, gençliğimin Ankara'sının önemli uğrak yerlerinden biriydi. Aranıyor olmak, "biri olmak" demekti ve ben kısa bir süre için de olsa, şu bulanık kalabalığın içinde amaçsız dolaşan rasgele biri olmak istemiştim. Zafer Çarsisi'nın kitapçıları da burnumda tütüyordu ama şansımı zorlamamalıydım. Bilmeyen yoktu. Gizli polisler orada cirit atıyordu...
Sinop: "Sinop'a geldiğinizde mutlaka beklerim. Evimizin penceresinden Sinop Kalesi görünüyor bir görseniz! Dalgalar, deniz! Nasıl anlatsam! Yağmurlu havada başka, güneşli havada bir başka." Gülümsüyorum. Bayramda anne-babasının eline öpmeye gelmiş Seher. Bu, evlendikten sonraki ilk bayramları...
Afyon: "Afyon İkbal Tesisleri'ne hoş geldiniz" diyen anons çinliyor kulaklarda: "Denizli istikametinden gelip, İstanbul istikametine gitmekte olan Kanat Turizm'in değerli yolcuları, otobüsünüz yarım saat çay molası vermiştir." Gözleri Mecnun'u arıyor. Bugün niye yok ortalarda? Yoksa? Onu göremediği her seferinde yüreğini sinsice yoklayan bu korku...
Kırşehir: Hayat Hanım her haliyle adının hakkını veren "hayat dolu" bir kadındı. Hiçbir şehirde iki üç yıldan fazla yaşamaz, her seferinde yeniden taşinırdı. "Oturmadığın vilayet kaldı mı?" diye soranlara, "Olmaz mı canım? Var elbette. Ben doğduğumda memleketimizin 67 vilayeti vardı. Biz böyle bildik, böyle ögrendik. Her kasaba irisini böyle kolayından il yapmaya devam ederlerse, hepsine yetişemeden ölüp gideceğim," diye hayıflanıyormuş gibi yapar, arkasından o ünlü kahkahalarından birini patlatırdı.
Erzurum: Suna'nın bavullardaki fotoğrafları ilk görüşü değildi. Erzurum'a geliş gidişlerinde birkaç kez el atıp bakmışlığı vardı. Şimdi onları her eline aldığında kafasını kurcalayan, zihnine üsüsen olguların bir teki bile o zaman aklına gelmemiş, hatta üzerinde durulmaya değer bile bulmamıştı. Değişen neydi öyleyse? Bu fotoğrafların içini ancak şimdi görmesini sağlayan neydi?
Diyarbakır: Başkomiserin kendisini içeri çagirmasini beklerken Aslı'nın gözleri oturduğu bankta. Yer yer boyaları soyulmuş. Hani nasıl adlandıracağını bilemediğin ara renkler vardır ya, öyle. Şimdi içeri çekip polis zoruyla sorsalar, "Söyle bakalım kızım, ne renktir bu," söyleyemezsin. İnsan zihni ne tuhaf! Neler düşünüyor? Polisin burada, Diyarbakır'da sorduğu, sorabileceği sorular düşünüldüğünde ne kadar saçma şu aklından geçenler! Yoksa o kadar da saçma değil mi?
Kayseri: Lüks Terzi'nin Kızları derlerdi o zamanlar üçüne birden. Laf aramızda kalsın en alımlıları ortancası Sofya! Sofya dediğime bakma, asıl adı Mualla tabii. Peki adı niye Sofya kaldı diyeceksin? Bir düşün: Değil Kayseri'de, değil Türkiye'de, dünyada kaç kadın vardır Sophie Loren'e bu kadar benzeyen? Onu görsen. O zamanların Kayserisi de başkaydı. Şimdiki gibi on dördüne varmadan mantoya girmiyordu kızlar...
Gümüşhane: Kapıyı açan kadına, "Sen Asiye misin?" diye sordu. Birbirlerini tartan bakışlarla baktılar kısa bir süre. Kapıyı çalan genç kadın kimi aradığını çok iyi biliyor, kapıyı açansa diğerini tanımıyordu. Başindan azıcık kaymış tülbentini sıkılarken "Evet Asiye benim," dedi kadın, "ne vardı?"
Mersin: Karısı ölmüs yakın zaman önce, çocuklari evlenmişler zati, kimi Mersin'den gitmiş, kimi ayrı eve çikmis. Pozcu Mahallesi'nde yeni bir ev aldım, koca evde tek başina yalnızlık çekilmiyor, dedi, gel evlen benimle. Önce alay ediyor sandım. On dört – on beş yaşin hevesi kalır mı bunca sene? Kalırmış meğer. Kaderim Mersin'deymiş, bilememişim.
İstanbul, Esenler Otogarı: Az sonra daha sakin sayılabilecek bir sesle, "Vardığımızda bana haber eder misin kızım," diyor. "Ben yol iz bilmem. Geçmeyeyim Elazığ'ı." "Merak etme teyze," diyor Zozan. "Uyusan bile, ben uyandırırım seni." "Gözümün uyku tutacağını sanmam," diyor kadın. Zozan en azından bu sefer çok daha neşeli bir yolculuk hayal etmişken kendisi için, yanına oturan şu mahzun görünüşlü, kederli kadının varlığıyla içinin bulutlandığını, yüreğinin çatallanip ağırlaştığını hissediyor.

Okunası öykülerden sonra siz de sorgulayacaksınız kendinizi ve okumadan öncekinin aynısı olamayacaksınız bir daha.

Analizleri ve betimlemeleri kadar, Kadın ve kent kimliklerini de başarı ile konuşturan Mungan, Yüksek Topuklar tadında 16 öyküyle merhaba diyor bir kez daha satırlarıma.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kitapçılarda ilgimi çekmişti ama kararsız kalmıştım doğrusu. Sizin önerinizden sonra listeme ekledim:) Teşekkür ederim paylaşımınız için. Sevgi ve selamlar.

Doğa 
 05.06.2008 17:18
Cevap :
Merhaba blogdaşım. Öncelikle "kitap" konu alan bloğumu okuduğunuz için teşekkür ederim. Mungan'ın KADINDAN KENTLER adlı kitabı salt kadınların değil erkeklerin de okuması gerektiğini düşündüğüm mükemmel öyküler sarmalı. Umarım okuduktan sonra sizde bloğunuza konu edersiniz beyin süzgecinizden geçenleri. Kitap ve aydınlık dolu günler  05.06.2008 18:52
 

Kitapçılarda ilgimi çekmişti ama kararsız kalmıştım doğrusu. Sizin önerinizden sonra listeme ekledim:) Teşekkür ederim paylaşımınız için. Sevgi ve selamlar.

Doğa 
 05.06.2008 17:17
 

resim ve resmin altındaki yorum çok hoş başaraılar

linda 
 05.06.2008 16:48
Cevap :
Beğenmenize sevindim... SEVGİLER  05.06.2008 21:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 113
Toplam mesaj
: 61
Ort. okunma sayısı
: 1780
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Biricik Sudelina'sının annesi, kitaplar ülkesinin sarışın prensesi, kocasının bir tanesi, İzmir/K..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster