- Kategori
- Kişisel Gelişim
Çocuklar ve yetişkinler

http://www.fulloma.com/
Geçtiğimiz günlerde İstanbul sıcaklarından kaçmak ve serinlemek için açık alanda kurulmuş boğaz manzaralı bir kafede oturuyordum. Yan masaya oturan aile dikkatimi çekti. İşim insanların duyguları ve ilişki tarzları olduğundan sık sık gözüm onlara takılıyordu. Onları izlerken aklıma bir anda 6 yıl önce Amerikalı Duygusal Zeka araştırmacısı S.Hein’ın yazdığı bir yazı geldi. Hein benzer bir durumla bir Güney Amerika ülkesinde karşılaşmıştı. Neredeyse her yönüyle ortak hikayemiz insanı anlatıyor ve şöyle...
Kahvemi yudumlarken dört kişiden oluşan bir aile yan masaya oturdu. Baba, menüyü istedi. 7-8 yaşlarında olan kızları baba ile garsonun konuşmalarını ilgi ve merakla izliyordu. Kızın bakışı sanki garsonun çok heyecanlı ve ilgi çekici bir şeyler söylemesini bekler gibiydi. Kafede ve açık havada olmaktan çok mutluydu sanki ve bir taraftan da yandaki çocuk bahçesindeydi gözü. Kızdan daha küçük olan erkek kardeşi annesinin kucağındaydı. Küçük çocuğun kaşları sanki birine sinirlenmiş gibi çatık vaziyetteydi, ama bir yandan da durmaksızın bacaklarını oynatıyordu. Neden bu çocuğun kaşları çatık diye düşünürken gözüm anneye takıldı. Buldum; küçük çocuk aynen annesini taklit ediyordu. Annenin de kaşları çatıktı.
Zaman zaman kızın yüzüne bakıyordum. Kız bütün heyecanıyla ve merakıyla etrafını inceliyordu. Göz göze geldik ve ona gülümsedim. O da bana gülümsedi ve bilgisayarıma baktı. Acayip bir merakla bilgisayarıma bakıyordu. Annesi de bana baktı ve göz göze gelince bakışını kaçırdı. Kadının gözlerinin altında torbalar vardı.
Baba, Trakyalıya benziyordu. Saçları sarıya yakın ve düzgünce kesilmişti. Teni de açık renkti. Gömleği ütülüydü. Küçük bir sakalı vardı. Daha sonra onlar yemek yerlerken onlara yine baktım ve Hein’ın yazısını hatırladım. İşte benim kahramanlarım da bunlar dedim. Kız, bahçenin her tarafına merakla bakıyordu. Etrafa bakarken beni yine gördü ve hemen bana gülümsedi. O küçücük beynine gördüğü her şeyi kaydediyordu ve etrafa da bakmaya devam ediyordu. Tamamen yaşama sevinciyle doluydu. Ona karşın ailesi ise ölü gibiydi. Babası sanki bir kenara atılmış, atıl bir nesne gibi duruyordu. Birtakım problemleri olduğu apaçık ortadaydı.
Baba, çocuklarını izlediğimi fark etti. Gülümsedim, ama öfkeli görünüyordu ve karşılığında bana gülümsemedi. Anne ve baba, çocuklarına hiçbir şey söylemiyordu, aslında gördüğüm kadarıyla birbirleriyle de konuşmuyorlardı. Onlara her gülümsediğimde fark ettim ki, anne çatık kaşlarına rağmen kendini daha rahat hissediyordu. Sonra gitmek için masadan kalktıklarında, anne bana gerçekten bir gülücük verdi. Baba ise hala rahat görünmüyordu. Kız ise ayaklarını yerde sürümeyle meşguldü ve bana bakmadı. Oğlan da dışarı bir an önce çıkabilmek için acele eder gibi bacaklarını son hız sallıyordu. Anne gerçekten daha rahattı. Kafeden çıkarken eşine gülümsedi, eşinin kolunu omzuna koydu. Acaba benim onlara gülümsemem yardımcı mı oldu? Bilmiyorum ama bu hoş bir düşünce. Ama aklıma gelen esas konu çocukların ne kadar canlı ve heyecanlı olduklarıydı. Enerji ve yaşama sevinci dolu olmaları, öğrenmeye ve araştırmaya meraklı olmalarıydı.
Küçük bir hikaye, küçük bir karşılaşma ya da gözlem “insan” ile ilgili neleri hatırlatıyor, çağrıştırıyor insana…
· Çocuklar herşeyimiz, geleceğimiz. Çocuk yetiştirmek çok önemli, zor ve emek isteyen bir konu. Özellikle 6-7 yaşına kadar çocuğa söylediklerimiz, izlettiklerimiz, yedirip içirdiklerimiz, ona karşı yaptıklarımız tüm yaşam boyunca hayatlarını etkiliyor. Bu yaşlara kadar yaşananlar eğitim hayatından, ruhsal dünyalarına kadar her konuda çok etkili oluyor.
· Duygular bulaşıcı. Karşılaştığımız bir güler yüz, bir görüşmeyi, bir konuşmayı, bir tartışmayı ve hatta komple bir günü olumlu etkileyebiliyor. Aksini düşünmek ve yazmak bile istemiyorum.
· Ve işin en ilginç yanı şu. Bu aileyi hiç tanımıyorum. Sadece karşılıklı birbirimize gülümsedik. Bu kadar şeyi bana yazdıran ise, bazı önyargılarım ve aile bireylerinin beden dili