- Kategori
- Eğitim
Çocuklarımız başarısız mı?
Bir sorun ortaya çıktığında yaptığımız ilk iş, sorumlusunu aramaktır. Çoğu kez bir suçlu bulur, yargılar ve yaptırımını da önüne koyarız. Ancak bu sürecin, sorunun çözümüne en ufak katkısı bile olmaz.
Karne ana-babanın beklentilerine uygun değilse yapacakları ilk iş bir sorumlu bulup kendilerini rahatlatmaktır. Sorumlu ya öğretmendir, ya okuldur, ya yaşam koşullarıdır ya da öğrencinin kendisidir. Sorgulayan ana-baba, kendilerini olayın dışında tutarlar.
Ancak sorumlunun (çoğu kez bir günah keçisinin) saptanmış olması, sorunun çözümü konusunda bir işe yaramaz. Çünkü burada yapılması gereken ilk iş, soruna çözüm aramaktır; sorumlunun saptanması değil.
Doğal ki sorunlar için gerçekçi çözümler üretilebilmesi, öncelikle olayın taraflarının çözüm için istekli olmalarına bağlıdır. Öğrenci ders çalışmaya istekli değilse, siz dünyanın en yetenekli öğretmenlerinden yardım alsanız sonuç değişmez.
Ana-babaların çocuklarına olan sevgisinden kuşku duyulmaz ama çocuklarına özgürlüğü sonuna kadar verirken, sorumluluk vermeyen aile sonuçta çocuğun kural dışı ve dahası, kendisine zarar verecek isteklerine de boyun eğmek zorunda kalacaktır.
Öte yandan, toplumumuzu saran post modern bireycilik akımının; kuşak farkının da beslediği çelişkiler içinde gençlerimizi giderek bencilleştirdiği de bir gerçek. Onlar “hak etmeden elde etmeye” koşullanıyorlar. Yazık ki hak edilmemiş kazanımların bireyi başarıya götürmesinin olanaksızlığını; dahası kişiyi değerli kılmadığını öğrendikleri zaman da iş işten geçmiş oluyor.
Şimdi düşünelim:
Kural dışı yollardan elde edilen zenginlik, sahibine onur verir mi?
Kopya çekilerek kazanılan bir sınavın sağladığı başarı öğrenciyi nereye kadar taşıyabilir?
Ana-babanın her türlü özverisine karşın kendine düşeni yapmakta yetersiz kalan öğrenci ne kadar iç huzuru içinde olabilir?
Soruları çoğaltabiliriz. Ancak gençlerin yapacakları yanlışların sonuçlarıyla karşılaşmalarının günümüz koşullarında kendileri için oldukça ağır sonuçlar doğuracağını da aklımızda tutmamız gerekiyor. Bu nedenle büyüklerin en temel görevlerinden birisi de, gençlerin yaşamı tanımalarına yardımcı olmaktır.
Başarı konusuna gelince;
Birincisi, başarılı olmanın tek ölçütü okuldaki başarı değildir. İlgi duyduğumuz, keyif aldığımız, yetenekli olduğumuz bir alanda kendimizi geliştirerek de yaşamımızı zenginleştirebiliriz. Öğrenimine bakarak Yaşar Kemal için “başarısız” mı diyelim?
İkincisi de bir öğrencinin okuldaki başarısının başlıca ölçütü, sistemin, onun önüne koyduğu hedefler değildir. Herkesin yeteneği, birikimi, donanımı, olanakları farklı olduğuna göre alınacak sonuçlar da farklı olacaktır.
Eğer öğrenci “Ben elimden geleni yaptım, vicdanım rahat” diyebiliyorsa, sınav sonucunda kazandığı yerin adı fazla önem taşımaz. Bu konuda iç huzuruna ulaşabilen öğrenci, kendisiyle birlikte her okulu birer kez daha bitirmeye sıvanan ailesinin yakınmalarını da daha bir hoşgörü ile karşılayabilecektir.