Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '10

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
558
 

Çocuklarımızdan Haberimiz Var mı...?

Çocuklarımızdan Haberimiz Var mı...?
 

Çocuklarımıza özgürlük veriyoruz derken, onları bataklığa gönderdiğimizin farkındamıyız?

Gençlik felakete doğru sürükleniyor. Bir sel onları almış sürüklüyor ama büyüklerin bundan haberleri yok. Kendine huzur bulabilecekleri bir mekân bulamıyorlar. Mekân beğenmiyor, sığınacağı, mola verecekleri bir yer bile düşünemiyorlar.

Uzun soluklu ve selamete varan bir yol bulamıyorlar kendilerine. Bin bir kavşaklı caddeye bırakıyoruz onları, güya özgürlük sağlama adına. İlk zamanlar, özgür kalmanın hazzını yaşamaya başlarlarken, bir süre sonra bu karmaşık yollarda kayboluyor ve o karmaşa içerisinde bin bir soru ve cevaplı beyaz tahtanın başında buluyorlar kendilerini. Kendi kendine bir soruyor ve bin bir cevap buluyorlar karşılarında; karar verilmez ve içinden çıkılmaz cevaplar.

Kendi çeperi etrafında döndükçe, beyni ve ruhu merkezkaç ile ivmeli bir biçimde kendini kendi ekseninden fırlatmaya ve dağılmaya başlıyorlar. Kol, bacak, baş ve beden başka bir yerlere savrulmuş haldeler. Sonra gel de bunu bir araya topla, birleştir ve sağlıklı bir insan yap, yap bakalım yapabilirsen.

Düzgün bir hayat fotoğrafı beğenemiyorlar. En beğendiği fotoğraflar, içindeki karmaşayı resmeden fotoğraflar. Bu fotoğraflar aslında onlara kendi dünyalarını söyleyerek veya yazarak anlatamadığından, derdini dile getiremediğinden, kendini bulduğu resim ve ya fotoğraflarla anlatıyorlar. Kendi iç dünyalarının fotoğraflarını görüyorlar ve somut olarak sergiliyorlar. O, kendini onlarla anlatıyor. Söylemekten ve yazmaktan çok daha kolay, somut ve güzel ve daha huzur verici oluyor onlara. Bu yüzden çok garip ve ürkütücü fotoğraflar seçiyorlar kendilerine; bizim için garip ve ürkütücü.

Daha birkaç yıl kadar önce sokaklarda çocuk seslerinden, hafta sonları evlerde tatildir diye uyuyamazdık. Şimdi ise, sanki sokaklarda çocuk kalmamış. Sanki insanlarda üreme durmuş ve kimse çocuk yapmıyor. Şehirler sessizleşmiş, boşalmış, terk edilmiş. Sokaklar yalnız bırakılmış. “Çocuk berekettir” derlerdi eskilerimiz, sokaklar bereketsiz kalmış.

Çocuklar sokakları terk edip, internete kafalarını değil, bedenlerini sokmuşlar. Elbette bu çocuk asosyal gençlik olacaktır. Bunun ardından, konuşmayan suskun, gerçek hayattan bağlarını koparmış, kardeş ve ebeveynle bağları ölmüş bir çocuk olacaktır. İşte bu çocuk, sanal âlemde ya oyunun çarkına takılacaktır ya da felsefenin girdabına kapılınca sonuç felakete gidecektir. Felsefe girdabında kaybolan hayatı, onu içinden çıkılmaz bir derinliğe götürüyor boğmak için. Büyüklerin haberi yok.

Felsefe elbette kötü ve felaket değildir. Felsefe; kişiliğin inceliği, sanatsal yönü, nezaketin kendisidir. Ruhsal yapının sanatsal yönüdür. Kişiliğin süslemesidir. Ancak, biricisi; zamansız ve kontrolsüz alınmaktadır. Bir ilacın, zamansız ( çocuk yaşta ve erişkinlikte) ve kontrolsüz verilmesi durumunda insan sağlığına nasıl bir zararı olursa, felsefi düşünceler de böyledir. İkincisi ise; bilimselliği olmayan abuk-sabuk, bir yığın karmakarışık ve eksik düşünceler; rast gele beslenmek ve rastgele ilaç almak gibi, sokakta, barda ve pavyonlarda her türlü keyif veren uyuşturucular kullanmak gibi zararlı oluyor. Gençliği ruhsal batağa çekiyorlar.

Kişilikleri gelişmemiş ve oturmamış ve iradesini elinde tutamayanlar, felsefi kanlar içerisinde kendilerini kontrol edemezler/edemiyorlar. Yarıca, iradeyi kontrolde tutabilmek aslında yaratılıştan gelen bir güçtür. Kolay bir iş değildir. Kişinin yetişmesi ile çok bağlantılı da değildir. Yetişme tarzı ve eğitimi bir miktar etkiler sadece.

Bu sebeple, zeki ve biraz akıllı olanlar kendini felsefenin müthiş bataklığın ortasında buluyorlar; felsefi bataklıklarda. Akıl yetisi az olanlar ise oyun batağına dalıyorlar. Bu da başka bir gençlik. Ama ikisi de kardeş, biri felsefe batağında, diğeri ise oyun. İkisinin ortak yanı ise A-SOSYALLİK; yalnızlık. Yalnız, bu yalnızlığın altında yatan ise yetişmedir, eğitimdir.

O felsefi paylaşım ortamında dolaştıkça batıyorlar. Bu felsefi ortamda, müthiş bir yarış var; derinlik yarışı. Bu felsefi derinlik yarışı, girdaba dönüşen hayatını, içinden çıkılmaz bir derinliğe doğru sürükleyip götürüyor boğmak için ve boğuyor ve boğuluyor farkında değiller. Farkında olunduğunda ise iş işten geçmiş ve depresyon ilaçları karaborsa oluyor. Yetmiyor, keyif verici uyuşturucu batağına gidiyorlar.

Her ne kadar bu felsefi açıklamalar dar ve yetersiz olsalar da sonuçta, felsefi yolda müthiş bir egzersiz oluyorlar aslında. Yeni olanlar, daha iyi olanlardan ve onlar da, kendilerini izleyenleri fikirleriyle yönetmekten haz alıp, yeni düşünceler üretip, kendilerini girdaba kaptırıyorlar. Bu dolaşımda bir yarış başlıyor. Kim daha derin felsefi anlamlı ifadeler üretebiliyor acaba? Üretmiş olduğu bu fikirler beğeni buldukça, şu veya bu şekilde tepki buldukça gençlik de, varlığını buluyor. Soyut, izafi ve sanal bir varlık. Mesnetsiz bir varlık. Gerçek dünyadan kopuyor.

Peki, bu gençlik ülkeye nasıl bir gelecek sağlayacaktır dersiniz? Bunlar felsefenin bedenine mıknatıs gibi yapışıyorlar. Girdabın tam ortasındalar. Onları çekiyor ve yörüngesinden hiç ama hiç ayırmıyor ve ayrılmalarına müsaade de etmiyor. Çünkü herkes birbirinin yörüngesinde ve herkes birbiriyle bu dille iletişim kuruyor. Ruhları böyle rahatlıyor. Tıpkı bir sokak başında uyuşturucu çeken gençler gibi. Bunlar kendilerini ağıtmışlar, ülkeyi yarın nasıl bütün tutacaklar dersiniz? Bunlar kendilerini dağıtmışlar zaten. Toplanmaya muhtaçlar.

Bunlardan, büyüklerin haberi bile yok. Bugünkü yetkilileri ve büyükleri, bulundukları makamları, yarın, kimlere bırakacaklarından bihaberler. Kendi çocuklarının ne durumda olduğundan bile haberleri yok. Sözde onlara özgürlük vermişler, bilgi âlemini önlerine koymuşlar.

Bir çocuğu, kimsesiz bir ormana bırakın bakalım nasıl yetişir veya bilgi olarak sağlıklı ve âlim bir ailenin yetiştirdiği çocuk ile kontrolsüz yetişen bir çocuğun halini düşünelim?

Çocuklar, mutlaka, kontrollü ve belli bir disiplin altında yetişmelidir ki sağlam ve sağlıklı ve kişilikli olsunlar. Ruhsal yapıları sağlam ve sağlıklı olsun.

Yaşasın zeki ölü beyinler, yaşasın depresyon ilacı üreten firmalar…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 358
Toplam yorum
: 404
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 1015
Kayıt tarihi
: 03.09.08
 
 

  Ne elimde garantim var ikinci bir soluğu almaya Ne aklım erer dünyayı yıkıp ta yeniden ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster