Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '15

 
Kategori
Güncel
 

Çözüm için 500 yıl yeter mi?

Çözüm için 500 yıl yeter mi?
 

Blog yazılarının önemli bir bölümü, ülkemizin büyük meseleleri üzerinedir. Bu tür yazılarda yaşantımızı etkileyen sorunlar üzerinde konuşur, tartışır ve sorunlara çözüm bulmaya çalışırız.

Benim üzerinde durmak istediğim nokta şudur. Ülkemizin sorunları neredeyse 100 (yüz) yıldır devamlı tartıştığımız ve hep tartıştığımız “eğitim, sağlık, güvenlik, ekonomik gibi alanlarda konuların ayrıntılarına saplanarak oralarda “labirentlenmemizdir.”.

Mesela “Temel Hak ve Özgürlükler de” herkes birleşebilecekken, türban konusunu gıdıklayarak toplumsal enerjimizi yok edip insanlarımızı ayrıştırıp duruyoruz.

Terör dâhil çok önemli sorunların hiç birini çözmedik. Devamlı birbirimizle kavga edip durduk. Siyasi partiler acımasızca bizi Türk, Kürt, Alevi, Sunni, olmadı sağcı, solcu vb. ayrılıklarımızı kaşıyıp durdular. Taraf olduğumuz iktidar; her dönemin soyguncuları bize birer kaşık yerellik ve cennet vadettiler. Sesimizi çıkarmadık. Diğerlerini ötekileştirildiler. Yabancılaştırıldılar. Sonuçta iyice fanatikleştik. Sonra diğeri geldi iktidara o da aynı şeyi yaptı.

Her şeye siyasi partilerin iktidar uğruna (pasta kapma savaşları) bizi taraf haline getirdiği pencereden baktık. Ayrıştık. Kafamızı çeviremez hale geldik. Trafikte öldük. Terörde şehit düştük. Her türlü ayrışmaya göz yumduk. Toplum olamadık.

Sesini çıkaranlar ise derhal öteki haline sokuldu. “Tepelendi(!) Yaftalandı. Kentlerin üzerine çöküldü. Anasından doğduğuna pişman ettiler. İşinden ettiler. Komünistmiş, Liboş muş, paralelmiş, Aleviymiş, Şeriatçıymış, sağcıymış, Kürt’müş dediler. Kandırıldık. Aldatıldık. Onlar ise sömürmeye devam ettiler Memleketimizi soydukları halde, onları destekledik. Bizdendir, onlar  bu vatanın evlatları milliyetçi, dindarlar dedik. Görmezden geldik. Belki de korkumuzdandı bu. Korkutulduk.

Bizler sorunları iyi tespit ediyoruz. Konuşuyoruz. Yazıyoruz.  Çözüm yolları da belli. Fakat çözüm yolunun ufkunu, çıkışını göremiyoruz. Yerel bakıyoruz her şeye. İlkeler bazında anlaşmak mümkünken ayrıntılarda dolanıp duruyoruz.

Bize verilen kötü kalıpların dışına çıkamıyoruz. Sorunu ve çözüm yollarını kendi tuttuğumuz “futbol takımı” pardon siyasi parti (!) iktidara gelince unutuyoruz. Bu sefer muhalefette kalanlar başlıyor sorunları ve çözümleri yazmaya.

Hiç düşünmüyoruz. Ülkemizde yaşayan herkes Atatürkçü olsa, Liberal olsa, en koyusundan Müslüman olsa, Sunni olsa, Alevi olsa ne olur? Hangi sorunumuz çözülür? Cebimize daha fazla para girer mi? Depremler “bu ülkede yaşayanların hepsi abdestli ve beş vakit namazlı Müslümanlar” diyerek bizi pas geçer mi? Ülkesinin üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede boğularak hayatını kaybedenler azalır mı? Trafik terörüne kurbanlar verilir mi? Herkes Türk milliyetçisi olsa terör biter mi? Hastanelerde kuyruklar mı azalır? Eğitim sorunumuz mu çözülür? Herkes en dindarından olsa “İmam Hatipler azalır mı? Kalkınır mıyız?   Herkes tek pencereden baksa, tek tip olsa, mesela darbeler olmaz mı?

“MB yazarlarından”  sayın “Mustafa Atilla’nın” bu yazıya da ilham kaynağı olan "sağlık sistemine haklı eleştiri getiren" bir  yazıya bıraktığı yorum aynen aşağıdadır..

“Hemen her sorunda olduğu gibi sağlık sorununda da asıl sorun DEVLET ve devleti yönetme yetkisini ellerine geçiren SİYASET kurumundadır. DEVLET'i devletleştirmeden hangi siyasi iktidar başa geçerse geçsin sorunlar çözülmez. Ama biz ne yapıyoruz? Biz siyasi partilerin amigoluğunu yapıyoruz oysa hepsi de kendi ve yandaşlarının çıkarlarından başka birşey düşünmüyorlar. Yok dindarmış yok dosyal demokratmış, yok Atatürkçüymüş, yok laikmiş bana ne? Ben devletin bana verdiği hizmete bakarım diyemiyoruz ve amigoluğa devam ediyoruz. Hal böyle olunca da aynen sizin yazdığınız gibi. Sevgi ve selamlarımla”

Bu zamana kadar gelip geçen iktidarlar yerelliği ve dini sorumsuzca kullandılar. Din ve yerellik her zaman bölücüdür. Biz bu ilkel kimlikleri “tutkal” zannettik.  Siyasi partiler ve bu kullandıkları “argümanlar” hiçbir derdimizi çözmedi. Tam aksine kendi soygunlarının üzerine "battaniye" oldu.

İnsan her yerde insandır. Japonlara göre bilim farklı, Türklere göre farklı olamaz. Bütün ülkelerde olduğu gibi Müslümanlarda çocuk yetiştirirken bilimin geçerli olan kurallarına uymalıdır. Aynı sınırlar içinde Türk’e göre farklı, Kürt’e göre farklı hukuk kuralları uygulayamazsınız. Zengine göre farklı fakire göre farklı adalet sistemini de uygulayamazsınız. Belki bir müddet götürürsünüz. Fakat sonunda apışıp kalırsınız. Yerellik ve din hangi ülkede bu tür sorunları çözmüş ki?

Çözümler hakkında ileri geri konuşuyoruz fakat "benzer ülke sorunlarını gelişmiş devletler nasıl çözmüş? neler yapmış? aksayan noktalar neledir?"  diye insanlarımız hiç merak etmiyorlar.

Ben şimdi soruyorum. Orada uygulanan benzer sorunların çözümlerini aynen kendi memleketimizde uygulayamaz mıyız?

İşte hocam, “burası Türkiye, Müslüman mahallesinde salyongoz falan…" sesleri de  "iyice sıktı artık." Bir türlü bitmediler.

Sonuç olarak Mustafa Atilla’nın işaret ettiği gibi amigoluğu bırakıp aklımızı ön plana alarak sorunların çözümünü talep etmeliyiz. Birlik olmalıyız. Yoksa son yapılan “Terörü telin mitingi” gibi belli bir siyasi parti görüşlerinin taraftarı olur ayrışırız. Ayrıştık da zaten.

Neredeyse 100 (yüz) yıldır belki daha da fazla aynı sorunlar hiç değişmeden masanın üzerinde öylece duruyor.  Çözüm için bir ömür bile yetmiyorsa, kaç yıl daha bu sorunlar ortada kalabilir?

500 (Beş yüz) yıl yeter mi ki?

 
Toplam blog
: 144
: 899
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

Gazete ve kitaplara hep tersten göz atar, daha sonra okumaya başlarım. Bu özelliğim devrik cümlel..