​ Dağa kaçtım - Soma'da bir gizli dünya; Darkale / Gezi Rehberleri / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '13

 
Kategori
Gezi Rehberleri
 

Dağa kaçtım - Soma'da bir gizli dünya; Darkale

Dağa kaçtım - Soma'da bir gizli dünya; Darkale
 

Çamaşırhane ocakları


Darkale köyü, Soma’nın tarihte ilk yerleşimlerinin civarda kurulduğunu gösteren kalıntılarıyla öne çıkmış, zamanında 800 civarı hane sayısı ve üç camisi ile sırtını yasladığı sarp Tuzlutepe’nin eteklerinde, tarihin derinliklerinden günümüze uzanıp gelen yalnızlık ve hüznün sokaklarında dolaştığı; içinde sakladığı tarihi, eski dokusu ve yitmiş insan hikâyeleri ile eşsiz bir zenginlik taşıyan yorgun bir köydür. Köy, Soma ovasına hâkim Tuzlu, Temni ve Asarlı Tepe’nin Dibekderesi ile Çokluca çayı arasında kalan yamacı üzerine kurulmuştur. Osmanlı döneminde Minderviş, Kırkoluk ve Ulu Kapı diye anılan kapılardan girilen Darkale, o zamanlar bir kaza merkeziymiş. Zamanın, doğanın ve insanın bütün tahribatına rağmen Osmanlı döneminin sivil mimari özelliklerini yansıtması açısından halen son derece önemli bir yerleşimdir. Köye, Soma’nın eski çarşısından, yine tarihi bir cami olan Emir Hacı Hıdır Bey Camisi’ni takiben yukarı doğru tırmanarak yada Soma Jandarma Komutanlığı’nın önünden tepeye doğru çıkan kaldırım taşlı yolu takip ederek ulaşmak mümkündür. Köy Soma’dan yaklaşık 2 km. uzaklıkta bulunuyor.

 

 Soma Darkale Köyü’nün yamaca yaslanmış evleri kıştan çıkarken

 

2003 Temmuz’unda buraya ilk gelişimizde yol üzerinde o yıllarda özelleştirme sürecinde verimsizlik iddiasıyla üretimine ara verilen Darkale Linyit İşletmesi’nin hayalet haline gelen tesislerini görmüştük. Ancak bu kez 2012 yılında artık maden ocağının özelleşme sonrası harıl harıl çalıştığını, kömür madeni ve hafriyat yüklü kamyonların vızır vızır malzeme taşıdıklarına tanık olduk. Demek ki, ocak o kadar da verimsiz değilmiş; başka verimsizlik faktörleri varmış diye düşündük madenin önünden geçerken. Darkale’ye doğru devam ettik.

 

Köyün kilit taşı döşeli yeni yolları; arkada Darka Camisi

 

Darkale’ye girişte solda, derenin hemen kıyısında eski bir hamam kalıntısı yer alıyor. Ancak oldukça harap olmuş durumda bulunuyor. Bir ara eski muhtar zamanında köydeki etnoğrafik malzeme ile müze haline getirilmeye çalışılmışsa da şimdi yıkılmak üzere... 2003 yılından beri bugüne kadar da fazla bir şey değişmemiş görünüyor diyebiliriz. Vadi boyunca yukarı doğru hafif bir rampadan ilerlerken sağda bir alabalık üretme tesisi var. Son yıllarda buna ilave olarak oldukça gösterişli bir alabalık restoranı daha açılmış. Her iki tesis de vadinin sağdaki yamacına yaslanmış bir konumda bulunuyor. Darkale köyü ise hemen solumuzda dik bir yamaç üzerine kurulmuş. Köyle ilk karşılaştığınızda vadinin soldaki yamacına sanki asılı duran onlarca ahşap ve kerpiç evi gördüğümüzde bir anlamda çarpılıyoruz; çünkü köy birden ve başımızı yukarı kaldırdığımızda karşımıza çıkıyor. Ayrıca da uzaktan bakıldığında, taşrada sanki ortaçağdan günümüze savrulup gelmiş özgün bir Anadolu yerleşiminin eşsiz ipuçlarını buluyoruz.

 

 Darkale’nin eski konakları

 

Köyün aşağıda kalan meydanında ise Kırkoluk Camisi yer alıyor. Caminin altından üç gözeden kaynayan su, caminin kütüklerden oluşan ve ana iskeletini oluşturan hatılların altında kırk oluk diye tabir edilen, mermerden bir panoya oturtulmuş çeşmelerden kanallara ve bir şadırvan benzeri havuza dökülüyor.

 

Kırkoluk Camisi, Selçuklu mimari özelliklerine sahip belki de beylikler döneminden kalma oldukça eski bir cami. Yapım tarihi olarak Hicri 1159 tarihi veriliyor. Cami Hicri 1239 yılında onarımdan geçmiş. Caminin içi oldukça sade… Mihrap ve çevresindeki renkli işlemeler orijinal... Dış giriş cephesinde yine muhtelif işlemeler ve Allah yazısı mevcut. 2003 yılında Kırkoluk Camisi bazı özel günlerde, bayram ve törenlerde ibadete açılıyormuş. Normal zamanda yamaçtaki köy içinde yer alan ve köy odasının hemen yanında yer alan camide ibadet yapılıyormuş.

 

Restorasyon sonrası Kırkoluk Camisinin görünüşü

 

Ancak; 2012 yılına geldiğimizde ne yazık ki caminin bütün sihrinin ehil olmayan eller tarafından yapılan bir sözde restorasyon sonucunda kaybolup gittiğine tanık oluyoruz. Caminin son cemaat yerinin balkon tırabzanları, inanılmaz şekilde acayip ve zevksiz lambrilerle örtülmüş. Caminin duvarları badanalanmış ve üstüne iyi bir şey yaptığını düşünerek adını ve cep telefonunu kaydeden bir yerel ressam tarafından desenler çizilmiş. Ancak; sonuçta ortaya çıka çıka ne yazık ki, bir hilkat garibesi çıkmış. Caminin üst katını taşıyan kolonlar, taşla kaplanmış gibi desenlenerek, içi sarı renkle boyanmış. Caminin hemen yanında yer alan tarihi çeşme de ressamın gazabından kurtulamamış. Aynı desenleme garabetini çeşmede de gördük. Ayrıca restorasyon sonucunda çeşmenin kurnasının üstünde yer alan iç tavanın alçısı da ne kadar sağlam yapıldığını gösterircesine kabarıp kalkmış. Ha düştü ha düşecek durumda yani. Sözün kısası; o güzelim cami bu haliyle başka bir kimliğe büründürülmüş diyebiliriz. Neyse ki; restorasyon sırasında bir tek caminin hemen altında yer alan şadırvan ve kırk olukların üzerinde yer aldığı mermer pano bu restorasyon tahribatından kurtulmuş; ne diyelim buna da şükür…

Caminin altında bulunan şadırvan ve çeşmelerin mermeri üzerinde mermer işçiliğinin en güzel örnekleri yer alıyor. Çiçek ve yaprak desenleriyle bezenmiş mermerlerin üzerinde dört minareli iki kubbeli bir cami kabartması dikkat çekiyor. Ayrıca Kırkoluklar’ın hemen yanında yer alan bir eski çeşmenin kenarlarında yer alan mermer sütun üzerinde iki adet güvercin resmi mevcut.

 

Kırkoluk Camisi’nin şadırvanı ve arkada çeşmeler

 

Caminin dağa doğru olan güney tarafında kadınlar için mutlaka görülmesi gereken bir çamaşırhane var. Dar bir koridorla geçilen çamaşırhane bölümünde iki adet ocak, çamaşırların yıkandığı kanal ve çeşme yer alıyor. 2003 yılındaki ziyaretimiz esnasında kapısında erkeklerin girmesinin yasak olduğunu belirten bir levhaya rağmen hafta sonu olması nedeniyle girip gezmiştik. Ancak; 2012 yılında bunu beceremedik; çünkü o kapı kilitliydi. Acaba onun içinde bir tahribat var mıydı; bu yüzden onu tespit edemedik.

 
Yazan: İbrahim Fidanoğlu
Düzeleyen: M.YC
 
Toplam blog
: 140
: 882
Kayıt tarihi
: 02.09.12
 
 

  Ben ve iki eski dostum; bilgi dağarcığımızı doldurabilmek ve şehrin keşmekeşinden uzaklaşab..