- Kategori
- Spor
Dağılan Galatasaray'ı toparlamak için...

2002 yılında Fatih Terim Galatasaray’ı şampiyon yapmış Lucescu’nun yerine teknik adam olarak gelir gelmez esaslı bir yeniden yapılanma harekâtını başlatır ve bir sürü oyuncu transfer eder. Zaten 2000 yılı ruhunu canlı tutan fazla oyuncu kalmadığı gibi; bir de Lucescu’nun insana sıkıntı veren futbol felsefesinin yerine daha agresif bir oyun anlayışına sahip bir takım yaratma düşüncesi vardır.
Evdeki hesap pek de çarşıya uymaz.
Ne Galatasaray 2000 yılındaki takımdır ne de Fatih Terim iki sene öncesinin imparatorudur. Üstelik bu transfer politikasının yarattığı bütçedeki dengesizlik, zaten bozuk olan mali yapının alt üst olmasına neden olur. Galatasaray hala o dengeyi kurma uğraşı içindedir. Ayrıca günümüzde çok da güçlü transferler yapamamasının, istediği oyuncuları alamamasının gerisinde söz konusu parasal sorunların etkisi büyüktür.
Galatasaray 2000 yılının ruhunu son temsilcilerinin el ayak çektikleri 2008 yılına kadar bir iki oyuncu ile canlı tutmuş olsa da onların gidişi ile birlikte takım olma özelliğini tümden yitirmiştir. Bugün yaşanan yıkım, kaos ve başarısızlığın temel nedeni Galatasaray’ı farklı kılan değerlerin artık ortada olmamasıdır.
Galatasaray 2002’de şampiyon olmuş kadro ve teknik yönetimi koruyabilmiş olsa muhtemelen beş yıl içinde Avrupa’da çok önemli bir başarı daha gelmiş olurdu. Bu bizim futbolumuzun da bambaşka yerlerde olmasını sağlar; 2016 Avrupa Şampiyonası’nı da Fransa’ya kaptırmazdık. Çünkü Türkiye cazibe merkezi olurdu.
O gün Galatasaray yönetimindeki kişiler Galatasaray’ın geleneklerinde olan bir şeyin tersini yapmak suretiyle bugün küme düşme hattına çok yakın duran bir takım yarattılar.
Geçen sene Arda Turan’ın takım kaptanlığına getirilmesi simgesel olarak Galatasaraylılık ruhunun tekrardan canlandırılmaya çalışılmasıydı. Yönetimin açıklaması da o yönde olmuştu.
“Biz Arda’nın etrafında şekillenen bir Galatasaray kurma amacındayız!”
Koca bir Galatasaray’ın Arda ile özdeşleştirilmesi elbette takım içinde çok daha eski oyuncular arasında bir takım gönül kırgınlıkları yaratmıştır.
Peki, Arda’ya ne yapmıştır?
Arda ne doğru dürüst özel yaşantısını sürdürebilmiştir, ne medya ile ilişkilerini sağlıklı bir yerde kurabilmiştir. Ayrıca Galatasaray’ın haklarını da koruması gereken tek kişi oymuş gibi orantısız ve bir sporcuya yakışmayacak eylemselliklerde bulunmuştur. Son maçta yedek kulübesinden gelip hakemin üzerine yürümesi, “sakin ol” diyen takım arkadaşına “ne sakin olacağım ya” diye cevap vermesi onun içinde bulunduğu ruh halinin bize yansıyan şekliydi.
Bir futbolcu, futbolcu olmaktan daha başka şey haline gelmemeli, getirilmemelidir.
Galatasaray’ın 1997 ile 2000 yılları arasında orta sahasında hamal gibi çalışan Okan ve Suat kadar futbolculukları yok mudur; Ayhan, Barış, Mustafa Sarp’ın?
Kuşkusuz vardır. Ancak bir takım havası yaratmada ne seçilen teknik kadroların ne de yönetimlerin başarısı olmuştur? 2002’de Fatih Terim’in prensi olarak sahaya sürülen Sabri bugün taraftarı tarafından istenmeyen adam ilan edilmiştir. Ancak ne Pino, ne Cana, ne de Elano Sabri kadar Galatasaray’ı yüreğinde hissedemez.
Zaten bu nedenle geçen sezon ortasında yapılmış Jo ve Dos Santos transferleri tam anlamıyla fiyaskoya dönüşmüştür.
Zico, futbolumuz açısından çok önemli bir kişiydi. Ancak onunla çalışmayı beceremedik. Rijkaard da Zico’dan sonra Türkiye’ye gelmiş en kariyerli futbol adamıydı. Onun burada olması futbolumuzun dünyadaki gündemini etkiliyordu.
Şimdi burada bir parantez açalım.
Çok farklı futbol anlayışlarına sahip olabiliriz. Futbolu farklı görüp, algılayıp, değerlendirebilir ve ona göre şekil vermeye çalışabiliriz. Bir takım yaratmak, ona taktik vermekle oynanan ve tamamlanan, sonuç alınmış bir şeyi tartışmak arasında uçurum vardır.
Rijkaard’a yapılan şey büyük haksızlıktı. Adı malum bir takım futbol çok bilirleri oyunu, futbolu tartışmak, konuşmak yerine onun futbolu bilip bilmediği üzerine attı tuttu. Bu zaman içinde alınan başarısız sonuçlar sonrasında zaten 2002’den sonra Galatasaray’ın içine yerleşmiş olan popülizmle birleşince ne takımı bir arada tutmak ne de Rijkaard’ın takım üzerine etki yapmasını sağlamak mümkün oldu.
4-2 kaybedilen Ankaragücü maçı sonrasında Galatasaray yönetiminden yapılan “gereğini düşüneceğiz” şeklinde yapılan açıklamalar hiç hoş değildi.
Bir futbol takımında her ne olursa olsun son sözü söyleyecek olan kişinin teknik direktör olacağını futbolcu bilmelidir.
Hagi’nin Bülent Korkmaz’dan bir farkının olup olmadığını biz bilmiyoruz. Muhtemelen Hagi de bilmiyordur. Öyle olursa Galatasaray bu sezon sonunu nasıl görür?
Nasıl Trabzonspor, Şenol Güneş ile geçen sene 2010 yılının takımını kurmak üzerine geniş bir anlaşma yapmışsa Galatasaray’ın da bir an evvel bunu kamuoyuna tebliğ etmesi, göstermesi, aynı zamanda inandırıcı olması gerekmektedir.
http://twitter.com/uzaygokerman