​ Danıştay kararı / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '08

 
Kategori
Güncel
 

Danıştay kararı

Danıştay kararı
 

Danıştay


Danıştay, din kültürü ve ahlak bilgisi dersini mevcut içeriğiyle hukuka uygun bulmamış.

AİHM'nin verdiği karara dayanarak, 2001 yılındaki, (H. Zengin'in, kızının din derslerinden muaf tutulmasına ilişkin talebini reddededen) içtihadını değiştirerek, A. Kenanoğlu ve H Köse'nin 5. İdare Mahkemesi'ne açtığı dava ile ilgili kararı onaylamış. Böylece, Anayasa'nın 24/4 maddesine rağmen, yeni bir içtihat oluşturarak, "istemeyenlere, din dersinden muafiyet hakkını kazandırmış."

Demek ki, yeri geldiğinde kurumlarımız, "Yasa da neymiş canım. Önemli olan vatandaşın talebidir, " diyebiliyor!

Beni ilgilendiren ise, şu veya bu kişinin çocuğuna, zorunlu din dersi isteyip istemediği değil, herkese lazım olacağına inandırıldığımız hukukun işletiliş biçimidir.

Danıştay kararına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Devlet, ..... ana ve babanın bu eğitim ve öğretimi kendi dinî ve felsefî inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir" görüşünü dayanak yapmış. Ayrıca:

"Türkiye'de hâkim olan dinsel çeşitliliğin, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde dikkate alınmadığını, özellikle Alevi inancına yönelik bilgilerin yetersiz olduğunu" iddia etmiş.

Şimdi daha önce verilmiş bir Danıştay kararını anımsayalım ve sorumuzu soralım. Madem Türkiyede "dinsel çeşitlilik" vardır, madem ki devlet, "dini ve felsefi inançlara saygılı" olmalıdır; öyleyse niçin, bazı kadınların başını örtmesi çeşitlilik sayılmamakta ve bu inanışa saygı duyulmamaktadır? Danıştay'ın, bir kadın öğretmenin, "sokakta bile başörtüsü takamayacağına" dair kararını henüz unutmuş değiliz. Hatta durumdan vazife çıkarıldığını, güvenlik kameralarının arızalı olduğu(!) bir zamanda yapılan şeriat (!) saldırısında, bir üyenin öldürüldüğünü de hatırlıyoruz.

Alışveriş, çok oynak ve etik olmayan bir zeminde cereyan ediyor. Anayasa Mahkemesi başörtüsünü laikliğe aykırı buluyor, AİHM'si bunu onaylıyor. Hem de bulunduğu kıtanın üniversitelerinde, böyle bir yasağın olmadığını bile bile... Bir Alevi vatandaş "inançlarına uymayan zorunlu din dersinden" şikayette bulunuyor, AİHM'si hemen, "bu uygulamanın yanlış" olduğunu söylüyor. Danıştay da içtihadını buna göre değiştirerek, velilerin talebini haklı buluyor. Fakat Anayasa değişse de, A.Mahkemesinin başörtüsü içtihadı değişmiyor (muş)! Hukukçularımız böyle söylüyor.

Bu sonuca göre dünyada, iki yüzlü bir oyun sergilendiğini, islam inanış ve değerlerine taraflı bakıldığını rahatlıkla düşünebiliriz.. Anayasamızı didik didik edin, başörtüsünü yasaklayan hiç bir madde bulamazsınız. Eğer yasak getirmek istiyorsanız bahane uyduracaksınız.

İşte Anayasa Mahkemesi de bunu yapmış, AİHM de eylemi doğrulamıştır. AİHM'si, bünyesinde kanunlarımızı bilen bir Türk hakim olduğu halde, nasıl böyle bir karar almıştır? Acaba o , "sayın üyeler, bizde başörtüsünü yasaklayan bir kanun yoktur" dememiş midir? Sanmıyorum. Belki o da yasaktan yana olan, gayet tarafsız (!) bir yargıçtır. PKK'lıların, HADEP'lilerin, Rum'ların bize karşı hep haklı oldukları davalarda ise, Türk yargıcımızın nedense hiç bir etkisi olmamıştır. Çünkü ideolologlarımızla, batılının derdi bizim haklarımız değil, inançlarımızdır.

Gelelim konumuzu ilgilendiren Anayasa'nın 24. maddesinin, 4. fıkrasına; bakalım ne diyor:

"Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır."

Anayasa 24/4, hiç bir şüpheye mahal bırakmayacak kadar açık ve nettir. Din dersini "zorunlu ders" olarak nitelemektedir. Danıştay her ne kadar, "laik devletin dini olmaz" demişse de bizim devletimizin dini vardır. Dinden geçtik Diyanet'i bile vardır. Yukarıda görüldüğü gibi, "Din ve ahlak eğitim ve öğretimi"ni kendi denetim ve gözetimi altına almıştır.

İlgili kararda şöyle deniyor: "Verilen öğretimin ... içerik olarak din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi olarak kabul edilemeyeceği açık olduğundan ve din eğitiminin de ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olması karşısında, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin bu içeriği ile zorunlu tutulmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır."

İçeriğinden dolayı, hukuka aykırı görülen bir uygulamadan, birilerine muafiyet hükmü çıkarılamaz. Eğer bu açık bir yasa maddesi ise, (ki öyledir) görmezden de gelinemez. Ancak, "Müfredat kanunda belirtilen kıstaslara uygun değildir, değiştirlimelidir." denilebilir.

Danıştay'ın verdiği bu, "hukuka aykırılık" kararının, bizatihi kendisi hukuka aykırıdır. Anayasa 24/4e göre, kimse zorunlu din dersinden muaf olamaz; ancak bunun dışındaki din öğretimi, kişilerin ve velilerin tercihine bağlıdır.

Bunu söylemiş olmamdan zorunlu din dersi taraftarı olduğum çıkarılmamalıdır. Ben, din dahil her çeşit zorlamaya karşıyım. Fakat kanunlar, doğrularla her zaman aynı istikameti göstermiyor.

Anayasa'daki "Din kültürü ve ahlak eğitimi" zorunluluğundan neden sadece islam dini anlaşılmaktadır anlamıyorum. Bu ülkede hristiyan ve musevi yok mudur? Onlar müslümanlığı öğrenmek zorunda mıdırlar? Niçin onlara kendi dinlerini anlatacak öğretmen tayin edilmez? Edilmelidir.

Şimdi islam esastır. Kendisinden doğan bütün mezhep, tarikat ve meşreplerin ortak paydasıdır. Yani bunların çatısıdır. Bu çatının altında alevilik te vardır desem gene bana, "sen önce Sıvas'ın, Maraş'ın hesabını ver, ondan sonra konuş" diyenler çıkacaktır.

Ben kimseye, "siz önce Başbağlar'ın ve derin katillerin işlediği cinayetleri, dindarların üzerine yıkarak yaptığınız hakaretlerin hesabını verin" diyemem. Çünkü ben ve benim gibilerin hesap sorma hakkı yoktur. Hesap verme görevi vardır.

Biz devlete, kurumlarına, mahkemelerine, onun has kullarına ve tüm horozlananlara hesap vermek üzere yaratılmış fani varlıklarız. Konu bizim gibiler olunca kanunda ne yazdığının önemi yoktur. Yüce yargımız bir yolunu bulur kimimizi asar, kimimizin partisini kapatır, kimimizi hapse atar ve neticede, çanımıza otunu tıkar. Bütün siyasi cinayetlerin, hatta tarihimizdeki tüm olumsuz neticelerin hesabını vermek bizim görevimizdir.

Hizbullah'ın, El Kaide'nin, Kalkancı'nın, Aczimendi Müslüm efendinin, Fadime'nin yaptıklarının faturası hep bize çıkar. Yarın, İtalyan bir komünistle evlendiği duyurulan Rabia Kazan baltayı taşa vurursa, (tesettürlü ya) onun yaptığı hasarın bedelini ödemek te bize düşecektir.

Bu son karar; AİHM'nin, Anayasa Mahkemesi'nin ve bizatihi Danıştayın, başörtüsü hükümleriyle kıyaslandığında müslüman dindarlara karşı, nasıl ayrımıcılık yapıldığının net bir örneğidir.

Size tavsiyem, önce Anayasa'nın 24. maddesini, özellikle 4. fıkrasını okuyunuz. Sonra da gazetelere yansıyan Danıştay kararını okuyunuz. O zaman, hukuku kimin çiğnediğini, ayrımcılığı kimin yaptığını, adamına göre muameleyi kimin çektiğini göreceksiniz. Hakimin taraflı olması için illa belinde loca önlüğü, yakasında Atatürk rozeti veya elinde orak çekiç bulunması gerekmiyor. Nesnelliğini kaybetmesi yetiyor.

Giysi ve simge ile ilgili ayrımcılığın ise, sadece başörtülülere has olduğu düşünülüyor. Hakim başörtüsü takarsa taraflı gözükürmüş! Bence böylesi, örtüsüz görünüp taraflı olmaktan iyidir.

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..