- Kategori
- Felsefe
Darwin'in evrim teorisi ve Nietzsche'nin üstün insan yaratma teorisi
Frederich Nietzschebir filozof muydu? Hayır bir filozof değildi. Çünkü felsefe, bilgi sevgisi anlamına gelir ve bilgiyi sevmek için öncelikle bilgiyi üreten insanı sevmek gerekir. Bilgi insanın eseridir ve yine insan içindir. İnsan düşmanı olandan ise bilgi sever olmasını beklemek boşunadır.
Nietzsche neden insan düşmanıdır bunu açıklayalım.
Darwin'in canlılar dünyasındaki çeşitliliği açıklayan evrim teorisinin bilimde yarattığı o büyük yankı felsefede de etkili olmuştur. Evrim teorisi bize canlıların hayatta kalma mücadelesinde çevreye uyum sağlayabilenlerin nesilerini aktarabilirken uyum sağlayamayanların elendiği ve bunun sonucunda ise türsel olarak nasıl değişime uğradığını açıklar. Bu teoride Darwin tarafından ifade edildiği biçimiyle" uyum sağlayanın hayatta kalması" fonkisyonu daha sonradan Herbert Spencer tarafından "güçlünün yaşaması" şeklinde yorumlanarak değiştirilmiş ve böyle meşhur edilmiştir. Nietzsche ise Spencer'ın yorumuyla evrim teorisince öngörülen güçlünün yaşaması ilkesini insanlar dünyasına uyarlamış ve zayıfları koruyan ahlaka karşı çıkmıştır.
Ona göre evrim, sosyal dünyaya uygulanırsa da zayıfların yok edilmesi ve güçlülerin hayatta kalması ile insan türünü daha ileriye götürecektir ve "üstün insanı" ortaya çıkaracaktır. Halbuki insanın ulaştığı ahlak sistemi ise bu anlamda evrimin karşısındadır ve evrimi yavaşlatmaktadır. Bu nedenle Nietzsche ahlaka karşı çıkar. Zayıfların korunmasından yana değildir. Güçlü olan yaşamalı ve türümüz üstün insana doğru evrilmelidir. Onun bu felsefesi avrupada ikinci dünya savaşına yol açan Nazizimin ortaya çıkmasına hizmet ettiği kadar yine o dönemde uygulanan öjenizme ön ayak olmuştur.
Halbuki evrimi iyi anlarsak ahlakın neden evrimleştiğini de iyi anlayabiliriz. Çünkü insan evrimin ürünü ise insanın ürünü olan şeyler de evrime geri gider. Bu nedenle ahlaka da evrimsel bir açıklama getirmek gerekir. Nietzsche burayı düşünmemiştir.
Ahlak kendi türümüz içinde zayıfların korunması prensibi ile diğer türlere ve doğaya karşı verdiğimiz savaşı lehimize çevirmemize yardım etmiştir. Türümüzün hayatta kalmasına katkı sağladığı için evrim tarafından yardımlaşma ve dayanışma davranışlarımız genetik olarak korunmuştur. Zaten öyle olmasaydı yardımlaşanlar daha fazla yaşayamasaydı bu davrnış genetik olarak bize kadar aktarılamazdı ve doğal seçilim tarafından elenmiş olurdu. Öyle ise evrim bize niçin ahlaklı olduğumuza dair çok iyi bir açıklama sunar. Bu nedenle insan evrilirken bu ahlaka sahip olarak evrilmiştir. Ahlak evrimi yavaşlatmamış aksine çevreye uyum sağlayanların yaşamasını kolaylaştırmış ve bu nedenle insanın evrimine katkı sağlamıştır.
Eğer bugün hiç tanımadığımız dünyanın bir ucundaki açlıktan ölenlere yardım ediyorsak, onlara acıyor ve empati kuruyorsak bu bizim tür olarak yardımlaşmamız ve dayanışmamızi içeren ahlak ile evrildiğimizi gösterir. Bu ahlaktan yoksun olmak öncelikle türümüzün varlığını tehlikeye atacaktır. Doğa bu ahlakı geliştiremeyen türlerin türümüz karşısında nasıl da gerilediğinin kanıtlarını her gün bize göstermektedir. Ve ahlak öyle bir anlayışa gelmiştir ki tüm türleri bilr korumayı ilke olarak benimsemiştir. Dolayısıyla ahlak sadece insan için değil tüm doğa için insanın elinde bir koruyucu fonksiyon yüklenmeye başlamıştır.
Bu durumda her şeyi evrimsel anlayışla doğa içinde bir bütün olarak düşündüğümüzde neden ahlakın ortaya çıktığını anlamak zor değildir. Sanki doğa bir gün kendini kurtaracak bir türün evrilmesini istemiş gibi davranmıştır. Veya doğa kendi geleceğini insan türünde garanti almıştır. Ama en doğrusu şu ki, insan kendi geleceğinin doğa ile birlikte olduğunun farkına varmıştır. Yani sadece tür içinde geçerli bir ahlakı aşmış ve diğer türleri ve tüm doğayı içine alacak derecede genişletmiştir. İşte bu, ahlakın evriminin nedenini ortaya koyar.
Dolayısıyla ahlaka düşman olmak, insana ve dahası tüm doğaya karşı olmak demektir. Evrimi anlamamak ise bu düşmanlığın baş sebebidir.