​ Davranışlarımızda özgürlüğümüzün payı nedir? / Kişisel Gelişim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
 

Davranışlarımızda özgürlüğümüzün payı nedir?

Zorunlu davranışlarımızın bilinçli olarak farkına vardığımızda, (yeme, içme, hayatta kalabilme... vb.) kendimizi ÖZGÜR hissederiz. Acaba, tarihsel süreç içinde insanoğlu bu ilişkilerini nasıl geliştirdi? Bu sorumuzu aydınlatmaya yarayacak, şöyle bir plan çizebiliriz:

1- Doğa (zorunluk)

2- İnsan (özgürlük)

3- Doğa - insan ilişkisi (üretim)

4- İnsanın kendisiyle ilişkisi ( teknik)

5- İnsanın başka insanlarla ilişkisi ( iş bölümü)

6- İnsanın Toplumla ilişkisi ( Politik rejim)

7- Sosyal insan (düşünce- ideoloji)

Düşüncemizin ürünü olan herhangi bir davranışımız böylesine bir temele oturmaktadır. Son basamaktan geriye doğru inerek davranışımızı belirleyen (şartlandıran, tayin eden) bütün koşulları birer birer görebiliriz:

Davranışımız,düşüncemizin (ideoloji);

Düşüncemiz,Toplumla olan ilişkimizin (Politik rejim);

Toplumla ilişkimiz, çevremizdeki insanlarla ilişkimizin (işbölümü);

Çevremizdeki insanlarla ilişkimiz, kendimizle ilişkimizin (teknik);

Kendimizle ilişkimiz, Doğayla ilişkimizin (üretim), ürünüdür.

Özgürce sandığımız herhangi bir davranışımız, böylesine karmaşık tarihsel bir zorunluğun sonucudur. Bu kadar karmaşık koşulların belirlediği, zorladığı, davranışımızda özgürlüğümüzün payı nedir?

Yaptığımız plana bakarsak bu payı açıkça görürüz. Çünkü, özgürlüğümüz de bu koşulların içindedir; bir önceki basamağın belirlediği her basamak, insan özgürlüğü koşulunu da taşımaktadır. İnsan, varlıklaştığı andan beri, büyük doğasal eytişime kendi özgürlüğünü (bilincini) de katmıştır.

İnsanın varlıklaştığı ikinci basamaktan yedinci basamağa kadar her oluşmada insanın özgürlüğü vardır ve bir sonraki oluşum, bir önceki oluşumdan daha bilinçlidir. Ta ki, yedinci basamaktaki sosyal insana varıncaya kadar daha da güçlenmiş, bilinçlenmiş bulunmaktadır.

Artık insan, her geçen gün, doğal güçlerin boyunduruğundan biraz daha kurtuluyor, biraz daha özgürleşiyor. Artık insan, yağmurun, karın, sel baskınlarının, pek çok mikropların ve bunlar dibi daha birçok dogal güçlerin etkisi altında değildir. İnsan, gittikçe doğaya egemen olmakta, doğayı kendi yararına kullanmaktadır.

Ancak, insan nasıl özgürlüğünü bilgisine borçluysa, bilgisini de öylece özgürlüğüne borçludur.

***

Kendisinin farkında olmaktır özgürlük

Özgürlüğü 'ilk adım'da aramayan zihniyetler, sonraki adımları, kendi kişisel çıkarlarına uydurma eğiliminde olduklarındandır. Dolayısıyla da, ondan sonraki her adımda, özgürlükten daha da uzaklaşacaklardır. Ama, tersini söyleyerek, "Sirk gösterilerine" devam edeceklerdir.

Bunun için, bu "sirk gösterici"leri, (başta siyasi yöneticiler), özgürlüğü, yaşamak yerine, bizlere ögretmeyi seçerler. Oysa, ikisi de aynı anda olmalı. Önce öğrenip sonra eyleme geçilmez. Çünkü, önce gözlem, deney yapma özgürlüğü olabilmeli ki, öğrenme de özgürce olabilsin. Tersi, "Kişiye, gruba, topluma göre - uygun - ögrenme" olur ki; işte burada özgürlük kavramının adı değişir ve, `güdümlü özgürlük, çıkarcı - isteğe uygun özgürlük olur ki, o zaman, bunun adı özgürlük değil, `baglılık`tır.

Gözlemlemek, deneylemek; "öğrenmek ve eyleme geçmek" demektir. İkisi aynı anda olur. Yapmak ve görmek birlikte gerçekleştiği için "bütünlük" sağlanmış olur. Konuyla, işle ilgili tüm "parçalar" aynı algılama ve zekâ yoluyla kendilerini işlerine verirler ve bir "bütünlüğe" (işi ortaya çıkarma) erişirler.

Bütünlük'te "Dikkat" vardır. 'Dikkat' eylemidir ki, bütünlüğü de sağlar. Dikkat göstermek; ilgi duymak, ilgi göstermek demektir. Kim ki, daha iyi dikkat gösterir, diğeri onun tesiri altında kalır, incelendiği hissine kapılır.

Hayatta, dikkat göstermek çok önemlidir. Kim ki, daha çok dikkat gösterir, onun içindeki özen ve şefkat duygusu daha çok yogunluktadır. Bunun anlamı, "Özen göstererek izlemek" tir. Karşındakini tam olarak "okuyabilmek" tir. Yorumlamak, çevirmek veya uydurmak, benzetmek, bir başkasının yerine koymak, değildir; orada 'var olan'ı okumaktır.

Görülecek şey sonsuzdur, eğer özen, dikkat ve şefkat gösterebilirsek. Ama, bizler, tam tersine, kayıtsız davranıyoruz. Her şeyin "kendisine" değil, yakıştırmasına hayran kalıyoruz. Böylece de, kendimizden dolayı, yine kendimiz hayali bir dünya kuruyor ve o hayali dünyada bir hayal gibi yaşıyoruz.

Öyle olunca da, kendimizi bırakıvermiş ve her şeyi karşımızdakinden bekler olduk. Kaçınılmaz olarak da, herkesin herkese şüpheyle bakmasına sebebiyet verdik. "Tad" ın kendi damağımızda olduğuna bakmadan, -bizim yerimize- başkalarının şekerin tadına bakmasını ister olduk. Onun, - çıkarına göre verdiği cevaba - inanır olduk. Oysa damak, (veya akıl) bizdedir, bedenimizdedir, başkalarında değil. Kendi adımıza başkalarına, kendi hakkımızda yorum yaptırır olduk. Kendi hakkımızı kendimizin kullanabileceği enerjiyi kendimizde bulamaz olduk. Bu enerjimizin olmadığına önceden inandırmışız kendimizi.

Kendimizi bu denli başıboş bırakırsak; örneğin, sağlığımıza dikkat etmezsek, hastalanırız. Böylelikle de, kendi eğilimimizi, kendimizden ötürü kendimiz kısıtlarız, mutlu olamayız, özgur olamayız, mesela.

Yine, kendimizi başıboş bırakırsak, başkalarının özgürlük ve mutluluk sınırlarına girer; bu durumda da, başkaları, kendi özgürlük ve mutluluk alanlarını savunarak, bizim mutluluk ve özgürlük eğilimlerimizi bozarlar. Burada da yine, kendi eğilimlerimizi, kendimizden ötürü, kendimiz kısıtlarız, mutlu olamayız, özgür olamayız....

"FARKINDALIK, EYLEME GECMİŞ UYUMDUR"

"ÖZGÜRLÜK, ZORUNLUĞUMUZUN BİLİNCİNE VARMAKTIR"

Alaettin Morgül / 27.01.2012 - 11:35

 
Toplam blog
: 193
: 1086
Kayıt tarihi
: 02.02.10
 
 

İsveç`in Göteborg şehrinde oturmaktayım;  evli ve bir kiz bir oglan iki çocuğum var. İsveç`te..