​ Demokrasi berbat bir rejimdir / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Aralık '13

 
Kategori
Güncel
 

Demokrasi berbat bir rejimdir

Demokrasi TERSLERİ 1:

Dünya’nın en TERS ve berbat rejimi demokrasidir. Demokrasiyi hazım etmişler için bu rejim, esasen bir cennet, ancak demokrasi ziyafetinin masasına, henüz oturanlar için, demokrasi tamamen bir rezalettir. Demokrasi rejimi, çok ciddi Bir hukuk sistemi ve gayet muhkem kanunlar ile korunmadıkça, bu kanunlar yazılı olduğu kadar, tatbik de olunmadıkça, işler tamamen bir saçmalıklar çilesi şekline dönüşür. Bugün Türkiye işte bu saçmalıklar çilesinden, makul bir demokrasi yumağı elde etmeye, elde ettiği bu yumakla da, millete ve istikbâline düzgün bir şekil örmeye çalışmaktadır. Bu neticeyi elde etmek mümkün olabilecek midir?. İşte bu ihtimâl çok zor Bir ihtimâldir!. Cumhuriyetin kurucusu olduğunu savunanlar bile, hâlen Cumhuriyetin içinin, artık demokrasi gibi bir rejim ile doldurulması gereğinin dahî farkında değillerdir. Hatta Cumhuriyetin içinde doğal olarak var olanın, sadece “devletçilik” yani kominizim ya da “zorbacılık” yani faşizm ya da statüko olduğunu sanmaktadırlar. Bunca diplomalı cahil ile bu yolu kat edebilmek, gerçekten çok zordur. Kökten maarif sistemi değişse bile, bu değişimin meyveleri, ancak Elli yılda toplanmaya başlanır. Bu konudaki asıl doğru hesap, maalesef daha da ürkütücüdür. Cemiyetler üzerinde her neyi, her ne kadar sürede bozduysanız, onu geriye çevirmenin süreci de iki mislinden fazladır. Ezcümle: Son doksan yılda bozulmuş olanlar, YüzSeksen senede ancak toplanabilir durumdadır. Bu düzeltmeye de, diğer bir tarafta medeniyet adına meydana gelen, bütün gelişmeler, engel teşkil edecektir.

Cehalet sözü ile itham ettiğim tek bir kitle yok. Milletin en tepesinden en dibine hepimiz cahiliz. Ne doğru düzgün bir maarif sisteminin eğitim ve öğretiminden geçtik. Ne de sonradan kendimizi eğitmek ve öğrenmek adına, tek bir kitap alıp da okumak zahmetine katlandık. Bu durum da bizleri, çok kesif bir cahiller ordusu haline soktu. Onlarca yılımızı alan türban konusunda  bile, kimin neyi nasıl çözdüğünü, ben bu cehaletimle halâ ve tam olarak anlayabilmiş değilim, meselâ?!. Ya da Onlarca yıl yapılan tartışmalar esnasında, bir yanda binlerce insanın mağduriyeti de yaşanırken, esasen yapılması şart olan bir tartışmanın hiç yapılmamış olması, çok acı değil midir?! Oysa işin aslını, en başında, ilmen tartışmak, 75cm’lik. Bir bez parçasını, kimsenin başına yıllarca dert etmeyecekti. Esasen ve ilmen tartışılması gereken konu da: Kuran-ı Kerim’in sadece bir Ayet-i Kerime’sinde ne denildiği idi. Ne denildiği doğru tefsir edilmesi elzem olan o satırlarda “-Kadının örtüsü omuzlarının üzerinde durur.” mu deniliyordu? Yoksa, yoksa “-Kadının başörtüsü başının üzerinde ve saçının telleri görülmeyecek şekilde, arkasındaki hotoz ile birlikte sarılı durur/olur.” mu, deniliyordu? Bilmeyenlerin öğrenecekleri ya da bizlerce bilinen doğru cevaba göre: Başörtüsü mes’elesi, esasen örfi mi? Yoksa dinî mi idi?.. İşte ilk gün biz bu konuyu Kuran-ı Kerim’e göre tartışsak, hiç kimse perişân olmadan, çok ciddi bir netice elde etmiş olacaktık. Ve o zaman ortaya çıkmış olan Kuran-ı Kerim doğrusuna göre: Doğrular ile hurafeler yer değiştireceğinden; karşılıklı taraflara ait birçok gerekçenin, kıymet-i harbisi de kalmayacak, isteyen istediği gibi davranmakta serbest olacaktı. Ancak bu yolu en başta, ulama, yani üniversite mensubîni olan profesörler tıkadı. Büyük ekseriyeti ağır cahil olan, medya mensubîni de, boş bulduğu meydanda, haber bolluğu uğruna, yıllarca at koşturdu. Olanlar da milletin evlâtlarına oldu! “-Mes’ele dinî olduğuna göre, ne sebeple hangi saikla, biz bu mes’eleyi Kuran-ı Kerime göre tartışamadık?” diye soracak olursanız, sebep her zamanki, gibi hazırdı. Lâik bir ülkede, üniversite hiç Kurtan-ı Kerime göre, din meselesini tartışılabilir miydi? Bir yanda Diyanet’in olacak. Bir yanda lâik olacaksın. Bana lâikler bu çelişkiyi nedense halâ açıklayamıyorlar. Ben diyanete de lâikliğe de karşı değilim. Ben bu kesif salaklığa, derin kavram karmaşasına ve bitmez tükenmez çözümsüzlüğe karşıyım.

Kaldı ki, Kâinat’ın neresinde görülmüştür, Yaradan’ın yarattığı için, vazettiği kuralların yıllarca tartışıldığı? Abdest, Namaz, Oruç, Zekât, Haç gibi konular dahî, çok daha ziyade kitleleri ilgilendirdiği hâlde, onlar hiç tartışılmadan kabul görmüştür de, neden türban sorun yaratmıştır? Bunu irdelemek bile, bilgisi olmadığı her konuda, müthiş fikirleri olan, değerli vatandaşlarımızın aklına hiç gelmemiştir. Gelemez de.. Çünkü gazete bile okumayan, haberleri bile izlemeyenlerin aklına, ülkeleri ve milletleri ile ilgili, müspet hiçbir şey gelmez. Hele internet meczuplarının aklına gelenler de, tevatürler, yalanlar, fitneler ile ilgili konulardır. Çoğu da evhamlardan ibaret, cemiyetin kahir ekseriyetine karşı, tatsız tuzsuz neticeler yaratmaya yarar işlerdendir...

Bugünlerde yine yeni bir konu daha bulduk. “Kurslar ne olacak?” konusu. Ve sözüm ona bu konuyu tartışmaya başladık. Ciddi tartışmaları ciddiyetle izleyen, fevkalâde az münevver Bir zümre, yine elim bir gerçeğin farkındadır ki; kursların talebelerin velilerin ve ülke geleceğinin esas mes’eleleri bir yanda dururken, açık oturumlarda tartışılanlar, havanda dövülen sudan ibarettir. “- Efendim, bu iş hükümet ve hizmet mücadelesi midir? Bakan ya da yakan ne dedi, Gülen ya da gülmeyen ne söyledi?. Kim kime nasıl diz çöktürecektir?” konularını, her zamanki zevzekler tartışmaya devam etsin. Halk olarak, kursların ne sebeple açılmış olduğunu anlarsak, bu mes’ele üzerinde karar vermemiz daha kolay olacaktır. Zîra, Osmanlı’dan Türk’e evrildiğimiz süreçte ve işin ilk başında, her yeni konuyu cazip göstermek adına, maalesef yalanlar ve yanlışlar üzerine kurduğunuz maarif sistemi, ucu açık sorulu imtihan şeklinden, test sistemine geçmek suretiyle, Altmışlı yıllarda kursların varlığını meşru kılmış ise; yani yaşadığımız bu süreç zarfında ve bugüne kadar, yetişen nice genci, sistem telef etmiş ise, O yıllardan bu yıllara kadar, öncelikle devletinizin ne menem bir devlet olduğu, tartışmaya açılmalıdır. İstikbâlini hiç eden, beyinleri boş eden, Bir devlet anlayışı da, bu tartışmaya çoktan müstahaktır, esasen. Şimdi değişen yeni devlet anlayışı ile devlet, devlet olduğunun idraki içinde, maarifi tam manası ile görevlerine yönlendirecek ve vatandaşının emrinde kılacak ise; tabiî hemen kurslar kapatılmalı ya da sisteme yeni okul tipleri şeklinde kazandırılmalıdır. Zîra Dünya’nın hiçbir yerinde olmayan bu ucube sistem, hem maşeri akıl ve vicdan, hem Evrensel maarif, hem akademik izan, hem aile ekonomisi, hem demokratik siyaset, hem de milletin ilim ve irfanı açısından fevkalâde azametli bir fiyaskodur!. Ve bu fiyaskonun ortada dolaşan ürünlerinden hiçbir netice alınamayacağı da açıkça bellidir. Bunca gence günah değil midir?!. Daha özlü bir değiş ile devlet varsa kurs yoktur. Kurs varsa maarif hiç yoktur. Çünkü modern devlet anlayışı sayesinde, halkının emrinde olması gereken devlet, en başta maarifi, dört başı mamur kılmak ve bu olguyu halkına muasır medeniyetler muvacehesinde, “Ölene Kadar Tahsil” şeklinde sunmakla yükümlüdür... Halka geldiğimizde: Onlar da futbol, oto-motor sevdası, AVM gezginliği, dedikodu tutkusu gibi hoş ve boş şeylerden biraz vakit ayırıp, kitap okumaya başlarlarsa çok iyi olur. Zîra demokrasiye giden yolda, kültürsüzlük hukuksuzluk ya da okumuş cahil olmak, çok zordur!.. (Demokrasi TERSLERİ  devam edecek.)

Haydar Volkan

Kozyatağı: 05.12.2013 

 
Toplam blog
: 148
: 492
Kayıt tarihi
: 04.02.09
 
 

Haydar Volkan: 21.05.944 Rebabi bestekar Sabahaddin Volkan ve Piyanist Mukadder Volkanın oğlu olar..