Demokrasi / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Temmuz '16

 
Kategori
Siyaset
 

Demokrasi

Demokrasi, bir ülkedeki işlerin halk tarafından yürütülmesidir. Grekçe’de “demos” (halk) ve “kratein” (idare) kelimelerinden yapılmış “demokratia” sözünden gelmektedir. Bu doğrultuda demokrasi, “halk idaresi” anlamına gelmektedir.

Gerçek mânada demokrasi, siyasi kararların doğrudan doğruya bütün yurttaşların oy çokluğu ile alındığı bir hükümet şeklidir. Bu tip demokrasi anlayışı, “asıl doğrudan doğruya” demokrasi olarak bilinmektedir.

Yurttaşlar, siyasi haklarını doğrudan doğruya değil de, seçtikleri temsilciler vasıtasıyla kullanabilirler. Buna da “temsili demokrasi” denmektedir. Türkiye’de uygulanmakta olan sistem, temsili demokrasi olan, parlamenter demokratik rejimdir.

Eğer, çoğunluğun iktidarı, azınlığında haklarını (konuşma, din ve vicdan özgürlüğü, siyaset yapabilme özgürlüğü, basın/medya özgürlüğü) güvenceye/teminat alan anayasa hükümleriyle sınırlandırılmışsa, bu durumda “liberal” veya “meşruti” demokrasiden bahsetmek sözkonusu olabilmektedir.

“Demokratik” sözü, genellikle toplumsal ve ekonomik farkları azaltmak, servetin dağılışını düzenlemek amacını güden toplumsal ve siyasal sistemler için kullanılmaktadır. Bu bağlamda bu bakış açısının yukarıda tanımladığımız demokrasi modellerinden birine girip girmemesi önemli değildir; bu demokratik düşüncede veya demokrasi perspektifinde “sosyal” ve “ekonomik” hususlar önplana çıkarılmaktadır.

* * * *

Demokrasi, bugünkü anlamıyla bir hükümet şekli olduğu gibi, toplum hayatını düzenleyen bir anlayış tarzıdır da. Demokraside, soy, servet, ırk, dil gibi özellikler, hiç kimseye başkalarına karşı bir üstünlük sağlamaz. Demokratik yönetimde yurttaşlar arasında büyük ekonomik farklar da olmaz. Demokrasi aynı zamanda, yurttaşların hükümet baskısı altında kalıp ezilmesini de önler. Böyle bir yönetim şeklinde, yurttaşların konuşma, basın ve din özgürlüğü vardır. Ayrıca, demokrasi, yurttaşlara, dirlik ve düzenliği bozmamak kaydıyla hükümete muhalefet etme hakkını da verir; tekparti sistemine müsaade etmez. Bu yönetim şeklinde, kanun karşısında herkes eşit sayılır. Kölelik yoktur. Demokratik yönetimde, bir bilim adamı, hangi alanda çalışırsa çalışsın, kanunlara aykırı olmamak şartıyla, görüşlerini serbestçe açıklayabilir.

“Asıl demokrasi” diye tanımlayabileceğimiz demokratik yönetimin çok eski bir tarihi vardır. İlkel toplumlarda, asıl demokrasinin varolduğu, bugün bilinebilmektedir. Dolayısıyla, demokrasinin başlangıcı, tarih öncesi zamanlara kadar uzanıyor, denilebilir. Bugünkü siyasal anlayışa göre, demokrasi, Eski Yunanlılar zamanından sonra başlamış sayılmaktadır.

Eski Yunan Şehir-devletlerinin (sitelerinin) yönetim tarzı asıl demokrasiye örnek gösterilebilir. O çağlarda, temsili sistem daha bilinmiyordu. Esasen, devletin nüfusu da pek ender olarak 10.000 kişiyi geçtiği için, asıl demokrasi kolayca uygulanabiliyordu. Ancak, tutsaklara, kölelere demokratik haklar verilmediği gibi, kadınların da oy kullanma hakkı yoktu. Eski Yunan demokrasisinde bütün vatandaşlar, oylamada hazır bulunurdu. Bunlar aynı zamanda, yönetim ve hukukla ilgili görevlere de seçilebiliyorlardı.

Yunan Şehir devletlerinin ortadan kalkmasıyla bugünkü temsili ya da meşruti demokratik devletlerin kurulması arasında, 2000 yıllık bir zaman boşluğu bulunmaktadır. Şehir devletleri yıkıldıktan sonra, demokratik idareden yüz çevrildiği müşaade edilmektedir. Ünlü Yunan düşünürü Plato(Eflatun), demokrasiyi mâhkum ederek, en iyi devlet şeklinin aristokrasi olduğunu ileri sürüyor. Bu durum da ülkeyi en seçkin kimselerin yönetmesine dayalı bir yönetim anlayışını, karşımıza çıkarıyor.

* * * *

Demokrasiyi, en iyi tanımlayan Aristoteles bile, demokrasiden zamanla yüz çevirmiştir. Sonraları, feodal krallıkların doğduğunu görebilmekteyiz. XVI ve XVII. Yüzyıllarda, bunların yerini mutlakiyet idareleri almıştır. Ortaçağ’da görülen birtakım cumhuriyetlerin yönetim tarzları da demokratik değil,oligarşiktir.

AMERİKAN DEVRİMİ, Mutlakiyet idarelerinin zamanla birçok ülkede hoşnutsuzlukla karşılanmasına neden oldu. Bu hoşnutsuzluk, XVIII. Yüzyılda daha belirli bir biçim aldı. Böylece, demokrasi yolundaki ilk adımlar da atılmaya başlandı. Meşruti demokrasi yolunda atılan ilk büyük adım, Amerikan Devriminin sonlarında görülmüştür. Oysa, devrimin gerçek amacı, İngiliz egemenliğinden kurtulmaktı. 1776 yılında kabul edilen “Özgürlük Bildirgesi”, bugün demokrasi tarihinin klasik belgelerinden biri sayılmaktadır.

1787 AMERİKAN ANAYASASI, hükümetin halka herhangi bir baskı yapmasını önleyecek biçimde hazırlanmıştı. Vatandaşların haklarını güvence altına alabilmek için, bu anayasaya 1868 yılına kadar,ön dört madde daha ilave edilmiştir. Bugünkü demokrasi tarihinin ikinci önemli dönüm noktası, “FRANSIZ DEVRİMİDİR.” XVIII. Yüzyıl Fransız düşünürleri ve yazarları, eşitlik kavramını yaymaya çalışmışlardır. 1789 Fransız Devrimi, mutlakiyet yönetimine karşı girişilen büyük ayaklanmalardan biridir. Devrimden sonra toplanan meclis, “İnsan Hakları Beyannamesini” yayınlamıştır. 1791 yılında kabul edilen anayasa ile de vatandaşların kanun karşısında eşit olduğu ilkesi kabul edilmiştir.

* * * *

XX. yüzyılda yeni devletlerin çoğu, demokrasiyi benimsemişlerdi. Ancak, bu tip yönetime karşı, yer yer muhalefet de görülmeye başlamıştı. Rusya’da yapılan devrim(1917) sonrasında, bir halk diktatörlüğü kuruldu. 1922 yılında da İtalya’da Benito Mussolini, diktatörlüğünü ilan etti. 1933’te Hitler de Almanya’yı diktatörlükle yönetmeye başladı.

Bu totaliter rejimler(idareler), demokrasinin en büyük düşmanlarıydı. Bu bağlamda, bu iki örnekte görüleceği üzere “faşizm” ideolojisinin varlık alanı kaybetmesinden sonra, yine demokrasinin karşısındaki en büyük tehlike “komünizm” olmuştur. Komünistler, birçok Avrupa ülkesinde, demokratik yönetime son vermiştir. Çin gibi, çok büyük bir ülkede ise, iktidarı tümüyle ele geçirebilmişlerdir. Komünistler, halka söz hakkı tanımadıkları hâlde, kendi yönetim tarzlarının gerçek demokrasi olduğunu ileri sürmekle; “Halk Cumhuriyeti” diye adlandırdıkları ülkelerde ise, tam anlamıyla diktatörlük rejimleri kurmuşlardır.

 

 
Toplam blog
: 706
: 83
Kayıt tarihi
: 18.05.16
 
 

Ben, Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü mezunuyum. Şuan için öze..