​ Demokrasinin güvencesi olan hukuk nerede? / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '11

 
Kategori
Güncel
 

Demokrasinin güvencesi olan hukuk nerede?

Demokrasinin güvencesi olan hukuk nerede?
 

Atasözleri imbikten geçen deneyimlerdir. 

Bu özlü sözler, insanların yüzlerce binlerce yılda yaşayıp, gelecek kuşaklara aktardığı öğütler ya da uyarılardır. 

Örneğin “Ne ekersen onu biçersin”, “Görünen köy kılavuz istemez” gibi nice öğüt, uyarı bugün de geçerliliği olan rehber sözler değil midir? 

Hele “Et kokarsa tuzlanır ya tuz kokarsa…” atasözü, günümüz Türkiye’si için altın uyarılardan biri sayılmaz mı? 

Bunları aklıma hukuk alanında yaşadığımız olaylar getirdi. 

Birincisi 13 yıldır aranan “hayali ihracat” ve “naylon fatura” uzmanı Orhan Aslıtürk ile ilgili. 

Aslıtürk, yaptığı “ekonomik atılımlarla”(!) medyamızın yıllarca gündeminde kalan bir isimdi. 

Ülkemizin değişik illerinde "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet etmek", "sahtecilik", "Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun'a muhalefet etmek", "emniyeti suiistimal" gibi suçlardan hakkında dava açılmıştı. 

Usta gazeteci Nedim Şener, onun bu “büyük ekonomik faaliyetlerini”(!), efsane haline gelen fatura yolsuzluklarını, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu'nun 2000 yılı Ekim ayında tamamlandığı 2 bin 500 sayfalık raporundan yararlanarak, “Naylon Holding” adlı 261 sayfalık bir kitap yazmıştı. 

Yurtdışına kaçan Orhan Aslıtürk, adresleri ve renkli yaşamı herkesçe bilinmesine karşın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından 13 yıldır geri getirilememişti. 

Nihayet devletle yaptığı “tutuklanmama garantisi” anlaşmasıyla yurduna döndü ve arkasında bıraktığı devasa yolsuzluklardan dolayı tutuklu olmadan yargılanacağı, belki de aklanacağı günleri beklemeye başladı. 

Onun yolsuzluklarını bir kitap haline getiren gazeteci Nedim Şener ise suçu ve gerekçesi hala açıklama bekleyen bir kararla cezaevinde yatıyor. 

Bir yanda hazırladığı naylon faturalarla halkın yüzlerce trilyon parasını cebine indirmekle suçlanan bir kişi, diğer yanda gazetecilikten başka bir uğraşı olmayan saygın bir aydın.. 

Ne adalet değil mi, tuzun kokmasına bundan daha iyi bir örnek verilebilir mi? 

İkinci olayımız bir sanat yapıtıyla ilgili. 

14 Temmuz 2007 tarihli Yeni Şafak Gazetesi’nin haberine göre, ünlü heykeltıraş Mehmet Paksoy tarafından yapımına Ankara'da devam edilen ve Ermenistan'daki Soykırım Anıtı'na karşılık Kars'a dikilecek olan İnsanlık Anıtı, herkesin kardeş olduğunu hatırlatmak için bütün dünyaya bir insanlık mesajı verecekti. 

Kars’ın o dönemdeki AKP’li Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu’nun sipariş verdiği ve o dönem kendi siyasi yandaşlarınca alkışlanan bu heykeli, nedense MHP İl Başkanı ve milliyetçi çevreler istemediler. 

Yargıya giden heykel, son olarak Başbakan Erdoğan’ın heykeli “ucube” diye değerlendirip, derhal yıkılacağını açıklamasıyla daha da önem kazandı. 

Kars Belediyesi Meclisi’nin “heykel yıkılsın” kararı, dünyaca ünlü heykeltıraş Mehmet Paksoy tarafından Erzurum İdare Mahkemesi’ne taşındı. 

Mahkeme “yıkım” için yürütmeyi durdurma kararı verdi. 

Kars Belediyesi bu kez Erzurum Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz edip, “yürütmeyi durdurma” kararını iptal ettirdi. 

Buraya kadar her şey normal görünmesine karşın, devreye giren HSYK, ibretlik önemli kararlara imza attı. 

Adalet Bakanlığı’nın arka bahçesine dönüşen HSYK, 1.Erzurum İdare Mahkemesi’nde yürütmeyi durduran hâkimi başkanlıktan alarak, Kayseri İdare Mahkemesi’ne düz üye olarak tayin etti. 

Ardından “yıkıma dur” diyen kararı kaldıran Erzurum Bölge İdare Mahkemesi üyesini ise görevinden alınan yargıcın yerine, yani 1.Erzurum İdare Mahkemesi Başkanlığı’na atadı. 

Yani Başbakanımızın “talimatına” idare ve hukuk normları gereğince “dur” diyen yargıç başkanlıktan indirilip düz üye olarak atanırken, başbakanımızın isteğine uygun karara imza atan düz üye yargıç başkanlık verilerek ödüllendirildi. 

HSYK’nın AKP hükümetince yeniden oluşturulmasına, yani anayasa değişikliğine “hayır” dememiz, işte bunları yaşayacağımızı bildiğimiz içindi. 

Çünkü hükümetlerin yetkilerini aşması ya da yapabileceği çeşitli hak ihlalleri karşısında güvencemiz sadece hukuktu. 

Yani etin kokmaması için hukuk dediğimiz tuza ihtiyacımız vardı. 

Eski HSYK işleyişi ve kararları kötü de olsa, bürokratik bir kale gibi görünse de yargı çevresi ve bizler için bir tür güvenceydi. 

Şimdi politikleşen, iktidardaki güçlülerin hukukunu tesis eden HSYK ile tuz da kokmaya başladı. 

Ne dersiniz, “Gelen gideni aratır” atasözü bu gibi olumsuzluklar için mi söylenmiştir? 

 
Toplam blog
: 152
: 700
Kayıt tarihi
: 17.07.08
 
 

Trabzonluyum ve bu kentte yaşıyorum. Kamuda inşaat mühendisi olarak çalışıyorum. Resmi görevimin..