- Kategori
- Güncel
Galyan Barajına HES saldırısı!

Trabzon halkı uzun yıllar sağlıklı içme suyuna kavuşmayı hayal etti.
Değirmendere Mahallesi’nde su kuyularından pompalarla çekilen suyun ilkel yöntemlerle klorlanıp tüketime sunulmasıyla sağlanan içme suyu, şehrin önemli sorunlarının başında yer almıştı.
Çünkü halka içirilen bu su, hem evrensel ölçütlere göre 4.sınıf sağlıksız bir suydu hem de miktar olarak yetersizdi.
Bu nedenle Esiroğlu Beldesi’ndeki İçmesuyu Arıtma Tesisi 1992 yılında hizmete açılmıştı.
Maçka Deresi’nden aldığı hamsuyu arıtıp, günlük 100 bin metreküp civarında Trabzon’a gönderen bu tesisin de sorunları vardı.
Arıtma tesisi vadideki suyu arıtmak amacıyla değil, önceden inşa edilen bir barajdan alınacak suyu arıtmak üzere projelendirilmişti.
Ayrıca Maçka İlçesi’nin kanalizasyonları ve değişik kirleticiler alınmakta olan hamsuyun kalitesini oldukça düşürüyordu.
Sonunda arıtma tesisiyle aynı anda açılması gereken baraj yani Galyan Barajı, neredeyse arıtma tesisinin ekonomik ömrünün sonuna doğru 19 yıl sonra su toplamaya başladı.
Ancak bu kez barajı tehdit eden farklı sorunlar ortaya çıkmaya başladı.
Hükümet Galyan Barajı’nı besleyecek Galyan ve Şimşirli derelerinin üzerinde
Sağlıklı içme suyunu bekleyen Trabzon halkı, eğer engellenemezse bu HES inşaatlarının ortaya çıkaracağı yeni zehirleri midesine indirecek.
Trabzon’daki çeşitli meslek odalarından ve bilim çevrelerinden namuslu aydınlar, olası tehlikeyi kamu otoritelerinin dikkatine sunmak ve Trabzon halkına duyurmak amacıyla yaptıkları çalışmaları basınla paylaştılar.
Devlet yasalar ve yönetmelikler gereği baraja su sağlayacak Galyan ve Şimşirli derelerinin bulunduğu vadilerde bugüne kadar hiçbir yapılaşmaya izin vermedi.
Devlet bu konudaki kısıtlamaları özenle uyguladı; baraj suyunu kirletebileceği için konut yapımına, alabalık tesislerine, kum-çakıl ocağı ve taş ocağı projelerine bile izin verilmedi.
Hatta barajın yanıbaşındaki Atasu beldesinin nüfusu 3 yıl önce 4550 iken, yapı izni kapalı olduğundan 1770’e indi.
Şimdi ise havzanın ve baraj suyunun kirletilmesi, zehirlenmesi anlamına gelen HES’lere onay veriliyor.
Yapılan hesaplara göre, bu 7 tane hidroelektrik santrali için 155 bin metreküp beton dökülecek, 50 bin ton çimento kullanılacak ve 350 bin metreküp kazı toprağı çıkarılacak.
İnşaat için kurulacak şantiyeler bir tür yerleşim alanı olacağından kanalizasyon atıkları ile yaklaşık 40 ton deterjan çevreye yayılıp, sonunda baraj gölünü kirletecek
Kazıyı yapacak iş makinelerinin kullanacağı yaklaşık 50 ton civarındaki atık yağ, 20 ton civarında motorin çevreye atılacak.
Betona katılacak 950 ton civarındaki kimyasal katkı maddesinin yine iyimser bir tahminle 60 ton kadarı çevrenin kirletilmesinde ciddi rol oynayacak.
Peki, santraller için çıkarılacak toprak ve taşlar, yamaç eğimi 60 derece civarındaki vadilerde nerelere depolanacak?
Hadi kısmen depolandı diyelim, ilk yağmurda, karda, rüzgârda bu malzemeler sürüklenip, baraj gölünü doldurmayacak mı, içme suyunu kirletmeyecek mi?
Daha ciddi bir sorun olarak havzada uyumakta olan maden yatağının santral çalışmaları sonucunda çevresine ağır metaller yayma riski karşısında ne yapacağız?
Bir yandan baraj yapımına milyon liralar harcayalım bir yandan da üç kuruşluk enerji üretimi için barajı kirletelim, içme suyunu zehirleyelim.
Böyle saçmalıklarla yaşamak zorunda mıyız?
Hükümetin yol açtığı bu talan için yine ondan medet beklemenin mantığı yok.
Bu ciddi sorun, içme suyumuzun zehirlenecek olması Trabzon halkının Trabzonspor’a gösterdiği ilgiden daha fazlasını hak ediyor bence.
Bu yaklaşan tehlikeyi yerel basınımızda, televizyonlarımızda sık sık tartışıp, gündem yaratarak siyasetin alanına sokmalıyız.