- Kategori
- Siyaset
Deniz Baykal'a Önerilerim

Sabahın erken saatelerinde evden çıktım ve aracımla ağırdan ağırdan Konyaaltı Caddesi üzerinden geçerek, yönümü Lara istikametine çevirip, iş yerime doğru ilerledim. Tiril tiril bir güneş vardı sabahın o erken saatinde ve Anatalyalılar, sahillere akın akın gidiyordu. Rengârenk plaj kıyafetleri ve sırt çantaları ile deniz kenarının yolunu tutmuştu insanlar. Kimi insanlar ise sahil bandında yürüyüş, koşu gibi sportif aktivitelerde bulunuyordu. Antalya’nın en sevdiğim yanlarından birisi oluyor sabahların cıvıltısı. Doğa yeni yeni uyanıyor ve etrafı çiçek kokuları sarıp sarmalıyor. Gül, hanımeli, kekik, nane, portakal kokuları dolduruyor her yanı. Dalgaların tınısı, kuş seslerinin cıvıltısı insana yaşama sevinci veriyor.
Antalyalılar için hayat bu denli güzelken, Deniz Baykal gibi kökten Antalyalı birisinin eşi ile Ankara’da bulunmasının ne manası var, değil mi ama?
70 yaşını devirmiş bir insan için, Antalya’nın hayli ideal bir kent olduğunu en iyi Deniz Baykal bilir. Zaman zaman Antalya’daki evine geldiğinde Deniz Baykal, sabah koşularına çıkar ve bende o koşuların güzergâhından işime giderken Baykal’ın koşusuna tanık olurdum. Pek tabiki keyifli bir aktivite koşmak ve insan ister istemez imreniyor. E hal böyleyken, Deniz Baykal için halen Ankara’da kalmak ve siyasetin göbeğinde olmak için çabalamak kadar bence zevksiz bir iddia olamaz herhalde.
Sabah erkenden kalkıp, spor kıyafetlerini giydikten sonra Konyaaltı Caddesinde koşunu yapacaksın, kültür parkta, o güzelim çiçeklerin arasında dolaşıp, ağırdan ağırdan evinin yolunu tutup, ılık bir duş sonrası taze sıkılmış portakal suyu, kırmızı kütür kütür domates ve henüz yeni toplanmış hıyarların eşliğinde, beyaz peynir, yeşil zeytin ve kepekli ekmekle denize nazır bir kahvaltı yapacaksın. Kahvaltıyı yaparken elinin altında günlük gazeteler olacak ve arada gazetelere göz atacaksın. Ve bir süre sonra hazırlanmış olan plaj takımları ile birlikte Olcay Hanım ve torunlarınla birlikte yavaş yavaş Konyaaltı plajına doğru yönünü çevireceksin. Konyaaltı sahilinde sabahın o erken saatlerinde denize girip, yüzme gibi hoş bir aktiviteyi yerine getirip, şezlongun üzerine sere serpe uzanıp gazeteni, kitabını okuyacaksın. Güneşin eşliğinde buz gibi biranı yudumlayacaksın. Soğuk sandviçin yanında, Antalya’nın mor salkımlı üzümünü tek tek atacaksın ağzına ve sonra yeniden denizin yolunu tutacaksın. Öğlen saatlerine doğru, güneşin diklenmesine ramak kala, doğruca evin yolunu tutup, hafif bir ılık duş sonrası, güzellik uykusunu halledeceksin. Akşama doğru Antalya dağlarının arasında bulunan balık çiftliklerine gidip, güneşin batışını Olcay hanımla izlerken, birkaç kadeh rakı eşliğinde balığını yiyip, evine döneceksin.
Antalya’nın kültür ve sanat alanında, Türkiye’nin en zengin kentlerinden birisi olduğunu bilmem hatırlatmama gerek var mı Sayın Baykal? Şu anda Antalya’da uluslararası tiyatro festivali var. Sonbahar aylarında Antalya piyano festivali düzenleniyor ve dünyanın sayılı müzisyenleri Antalya’da konser vermek için adeta yarışıyorlar. Aspendos Opera ve Bale festivali, Altın portakal Film Festivalli, Dolunayda şiir günleri ve daha nice kültürel ve sanatsal faaliyetler Antalya’da yapılıyor. Yılın 365 günü, her dakika kültürel aktivitelerde bulunabilir, Antalya’nın kültür ve sanat günlerini takip edebilirsiniz mesela.
Hafta sonları eşinizle birlikte Antalya’nın pazarlarını dolaşabilir ve pazarlarda yeni toplanmış mahsulü satın almanın tadına varırsınız. O ürünlerden kendi elinizle yemeklerin en güzelini yaparsınız. Ne işiniz var siyaset denizinde kulaç atmaya.
Mesela ailenizle birlikte Düzler Çamına çıkarsınız hafta sonları ve gününüzü piknik yaparak ve mangalda ızgara yaparak geçirirsiniz. O esnada çam ağaçlarının tepesindeki sincapların hoplayıp zıplamasına tanık olursunuz. Geçenlerde, Düzler Çamı’nda aracımla girdiğim bir patika yol üzerinde iki tane kaplumbağa gördüm. Mahsun bir şekilde yolun kenarında duruyorlardı. Bir süre sonra aracımın önünde iki tane tavşan koşmaya başladı ve yolun kenarındaki orman içerisinde bir ceylan öyle mahsun mahsun durmuş aracımın önünde şen şakrak koşan tavşanları izliyordu. Sanırım yaşamın en güzel anları olsa gerek bunlar. E şimdi bu güzellikleri bir kenara bırakıp, Ankara’da 70 yaş sonrası hayatı tamamlamak akıl işimidir Sayın Baykal?
Mesela Temmuz ayının o en sıcak günlerinde, eşinizle birlikte, aracınıza binip, Antalya’nın batısına doğru yelken açsanız kötü mü olur? Bir gece Adrasan Koyunda konaklayıp, eşinizle birlikte gün batımını seyretmenin tadını nerede bulabilirsiniz? Devrisi gün yola devam edip, Demre koylarında Akdeniz’in serin sularına kendinizi bırakmanın tadını başka hangi kentte bulabilirsiniz? Ve birde bakmışsınız, Kaş’a gelmişsiniz. Kaş’ta güzel bir akşam yemeği sonrası Meis adasına nazır, Akdeniz akşamlarının insanı dinlendiren hali eşliğinde hafif köpüklü bir bira yudumlamanın tadı acaba ne tür bir yaşamda vardır Sayın Baykal?
Ve bir gün sonrasında Kalkan’a doğru ağırdan ağırdan ilerlerken, dünyanın o en güzel koylarından birisi olan Kaputaş Plajında denize girip, akşam saatlerinde soluğu Kalkan’da alırsınız. Küçük ve şirin bir otelde konakladıktan sonra devrisi gün Ölüdeniz istikametine doğru yol alırsınız. Ölüdeniz’de iki gün tekne turlarına katılıp, Akdeniz’in o eşsiz koylarında denize girmekten daha güzel ne olabilir? Sonrası mı? Yayla yolundan tekrar Antalya’ya dönersiniz. Eminimki o yayla yolu etrafında kümelenmiş olan köylüler sizi çok seviyordur. Bu köylerin kahvelerinde, demli bir çay içmenin tadını Ankara’da bulabilir misiniz Sayın Baykal?
Ha illa “Ben siyasetten uzak duramam” diyorsanız, Antalya’nın sorunları var. Arada çıkar, Antalya’nın sorunlarının çözümü için plajlarda imzalar toplayabilirsiniz vatandaşlardan. Zira bakın eski milletvekiliniz Feridun Baloğlu geçen bir yol sorunu hadisesinden dolayı Muhittin Böcek’e verilmek üzere imza topluyordu vatandaştan. Tesadüf bu ya, eczacı bir ahbabımın dükkânında yakaladı beni ve imzasını attırdı. Gönüllü bir sivil aktivist portresi çizdi Feridun Bey. Sizde arada böyle işlere meyl edersiniz ve yine vatandaşa hizmeti, canınız sıkılmasın diye devam ettirirsiniz.
Pek tabiki Sayın Baykal, size canınızın sıkılmayacağını garanti edemem. Antalya bir Ankara değil. Buralarda insanlar fazla siyasetle ilgilenmezler. Yavaş bir yaşam vardır Ankara’ya nazaran. İllaki hayatının 50 yılını Ankara’da siyaset yaparak geçirmiş birisinin, yavaş yaşam kentlerine ayak uydurması zor olur. Ne varki siz kökten Antalyalı olduğunuz için, diğer siyasetçilerden daha şanslısınız. Antalya’da geniş bir çevreniz var. Hatırlarsanız, 1999 seçimlerinde parti parlemento dışında kaldığı zaman, Antalya’ya kendiniz atmıştınız. Ne zaman Kaleiçi’ne yolum düşse, sizi oralarda görürdüm. Eşofmanlarınız ayaklarınzda, spor ayakkabılarınız ayağınızda, güzel güzel dolaşıp, esnafla ne güzel sohbetler ediyordunuz. Stresten uzak, gerilimsiz bir şekilde esnafın dertlerine ortak oluyordunuz ve esnafın anlattıklarını dinliyordunuz. Hangi dükkâna giriyorsanız, demli tarafından çay hemen ikram ediliyordu şahsınıza. Hayat bu denli keyfle dolu iken, sizin halen “Nasıl bir manevra yaparımda, kurultay iradesini lehime çeviririm” yollu düşünce anlayışınızı ve tavrınızı hakikaten anlama ve kavrama hususunda zorlanıyorum.
Sayın Baykal Akdeniz sizi bekliyor. Akdeniz’in sizin gibi bir yüzücüye ihtiyacı var. Bu arada 2007’den kalma Rodos iddiasını hayata geçirme fırsatı bulmuş olursunuz ve sözünüzd durmanın rahatlığını yaşarsınız.