​ Denizi gördüm / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '09

 
Kategori
Anılar
 

Denizi gördüm

Denizi gördüm
 

Çanakkale, İskele önündeki yolda bulunan top.


Orhan Veli’nin bir şiiri vardır. Herkes bilir.
Bilmeyenler varsa, şimdi öğrensinler.
Şöyle:

MACERA

Küçüktüm, küçücüktüm,
Oltayı attım denize;
Üşüşüverdi balıklar,
Denizi gördüm.

Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
Kuyruğu ebemkuşağı renginde;
Bir salıverdim gökyüzüne;
Gökyüzünü gördüm.

Büyüdüm işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine,
İnsanları gördüm.

Ne yardan geçerim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama…
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.

Oymuş, diyorum, zavallı şairin
Görüp göreceği.

**
Bu şiirin ilk bölümünü hatırladığımda, çocukluğuma dönerim. Babamın beni, Çanakkale’ye “Yatılılık” sınavlarına götürdüğünde elimde kalan “şaşkınlık ve ürpertiyi” hala içimde yaşarım.
Bu şaşkınlık, bir süre sonra mutluluğa dönüşür.
Saat kulesinin oradan, binaların arasından ilk defa gördüm denizi.
İlk defa denizi görmüştüm.
Şaşırmıştım.
Adımlarımı geriye atarak gerilmiştim. Ardıma bakmadan kaçabilirdim. Babam, bir şeyler söyledi, yerimde kaldım.
Çok kocaman bir su.

Masmavi.

Dümdüz.

Nereye aktığı belli değil.

Dibi görünmüyor.
Herkesin; deniz kenarında yürüdüğünü, gemilere baktığını görünce rahatlamıştım. Koca koca kamyonların, birçok taksinin, bir vapur ile karşıya geçtiklerini görünce, gemilerin büyüklüğü de şaşkın etmişti beni.
Alıştım bende denize, zamanla…
Denizde bana alıştı.
**
İlkokulda öğretmenin sınıfa sormuştu.
-İçinizde hiç “deniz” gören var mı?
Bir arkadaşımız parmağını kaldırdı.
-Ben gördüm öğretmenim.
-Söyle bakalım, deniz nasıl bir şey?

Arkadaşımız, bizim gibi ahmakları buldu ya, anlatıyor.
-Çok koçcaman öğretmenim. Gemile baş yokarı gidiyo, gidiyo. Baş aşa dönünce bir hızlanıyola. Şöferi zor fren yapıyo…
Öğretmenimiz arkadaşımızın attığını anlıyor.
-Aferin oğlum, denizlerde iniş ve yokuş olduğunu da senden öğrendik.
Sınıfta, bir kahkaha. Bir curcuna.
Bizim, deniz gördüğümüz mü var.

Televizyon yok.

Fotoğraf yok.

Hiçbir şey yok.

Bir hayal gücümüz var elimizde.
Her şey hayalimizde.
Bizim köyün içinden geçen bir çay var. Şaldır şaldır akıyor. Bazı çınar ağaçlarının dibini, sel suları oyunca, derin büvetler(doğal havuzlar) oluşuyor.
Bizim denizimiz oraları. Birde çay kenarındaki kum yığıntıları var. O kum yığıntıları da ”sahilimiz ve kumsalımız.”
Biz köy çocukları, yüzmeyi tatlı suda öğrendiğimizden, yunus gibi yüzeriz. Kurbağa gibi atlarız.
Derelerde balık avlamayı, su yılanları ile oynamayı iyi biliriz.
Hiçbir börtü böcekten korkmayız.
Korkmayız da.
Deniz beni çok kokuttu.
Ben, arkadaşlarıma denizi anlattım. Korkusuzca anlattım. Denizi ilk gördüğümdeki şaşkınlığımı da anlatacak değildim ya.
Sınavı kazanamadım, olsun.
Denizi gördüm.
Deniz de beni gördü.
**
Çanakkale’ye her gittiğimde iskelede, denize bakar gülümserim. Denizi ilk gördüğüm yere giderim, denize bakarım.
Benim gözlerim değişmedi.
Denizin gözleri de aynı.
Bakışırız.
**
Gökyüzünü, Yenice’de.
Denizi, Çanakkale’de.
İnsanları kavgada gördüm.
**
İlk gördüğüm, son gördüğümden daha değerli benim için.
Çocukluğumun geçtiği Yenice.
Gençliğimin bir kısmının, savrulduğu Çanakkale.
Vazgeçemediğim.
Yaşadıklarımız.
Sen güzelsin be Çanakkale.
Ne diyeyim.
Başka ne diyeyim.
Güzelsin işte!

Yenice gücenmesin.

Sen de güzelsin Yenice.

 
Toplam blog
: 420
: 1641
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..