​ Derbide "kalite" farkı / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '08

 
Kategori
Futbol
 

Derbide "kalite" farkı

Derbide "kalite" farkı
 

28.haftanın en önemli maçında Fenerbahçe Beşiktaş'ı 2-1'lik skorla mağlup ederken fazla zorlanmadı.


Lig sonundaki sıralamaya direkt etki edebilecek Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinde gülen taraf sarı-lacivertliler oldu. Maç genelinde gözlenenler aslında maç öncesi de tahmin edilenlerdi. Gerek taktiksel anlayış gerekse de kadro kalitesi bakımından maçta üstün olan taraf Fenerbahçe idi. Beşiktaş kulübünü yönetenler bu takıma hizmet etmek istiyorlarsa, öncelikle bu kabulü yapmalılar. Hamasetle kulüpleri bir noktaya kadar yönetebilirsiniz ki, Beşiktaşlılar açısından o nokta Fenerbahçe karşılaşması oldu. Bir yanda Uruguay ve Brezilya milli takımlarının defansında görev yapan Edu-Lugano ikilisi, öte tarafta sakat olmadığı zaman idare eden Gökhan ile yaza yaza yorulduğumuz Baki Mercimek. Sarı-lacivertli formayı giyen iki ön liberodan ismi Mehmet olanı milli takıma ilaç olsun diye Türk yapılmış Brezilyalı, diğeri Şili milli takım formasını 39 kez giymiş Claudio Maldonado. Siyah-beyazlı takımda ise bu görev 4 haftadır sakat ve halen mevkisindeki tek futbolcu olan Cisse’nin omuzlarına yıkılmış. Oyun kurucularda da durum değişmiyor. Alex De Souza Fenerbahçe formasıyla çıktığı 176 maçta 90 gol ve 81 asist gibi bir istatistiğe imza atarken, Beşiktaş’taki meslektaşı Delgado sorumluluk almayı çalım atmak ve topla üç kişinin arasına dalmak zannediyor. Kanatlar deseniz aynı. Gökhan-Colin Kazım ve Vederson-Uğur Boral ikililerine karşı stoperden bozma İbrahim Toraman ile emektar İbrahim Üzülmez tek başlarına direnmeye çalışıyorlar. İleri uçta her ne kadar ülkemizde bekleneni veremese de Kezman bir marka. Semih de yedek kulübesinde. Bu mevkide Beşiktaş Nobre-Holosko ikilisiyle bir parça dengeyi sağlıyor. Totale vuracak olsak, tarafsız her gözün tespit edebileceği gibi Fenerbahçe kadro kalitesi ile Beşiktaş’ı maç öncesi yeniyor.

Peki, bilhassa büyük maçlar söz konusu olduğunda sadece kadro kalitesiyle galip gelmek mümkün müdür? Elbette ki, daha kaliteli futbolculara sahip olmak büyük avantaj olsa da kesin sonuç anlamına gelmez. Sonuca giden süreçte etken faktörler arasında moral değerler ile taktik düşünce de mutlak sayılmalıdır. Fenerbahçe önünde siyah-beyazlılar belki istekliydiler ancak taktik tahtasındaki oyun felsefesi asla Fenerbahçe özelinde düşünülmüş bir planı yansıtmıyordu. Fenerbahçe’nin Zico’nun ellerinde kemikleşen bir oyun felsefesine sahip olduğunu bırakın Türk futbolseverleri, Sevilla taraftarı bile öğrendi. Kanatları etkin kullanan ve orta sahada kurduğu üstünlükle pas trafiğini, maçın temposunu ayarlayan Fenerbahçe’ye karşı baklava dizilişinde ısrar etmek her şeyden önce “bu maçın patronu ben olmayacağım” anlamına geliyordu. Ertuğrul Sağlam da hiç gocunmadan bunu yaptı. Orta sahayı rakibine bırakan siyah-beyazlılarda; Delgado takım savunmasında hiç olmayınca, üstelik Tello ve Serdar da hem ortayı hem kanatları kontrol edeyim derken bocalayınca Fenerbahçe kendi oyununu sahaya yansıtmakta zorlanmadı. Beşiktaş açısından kolay çözüm geriden top şişirmekti onu da bolca yaptılar. Üstelik neye hizmet ettiğini düşünmeden. Bu topları toplayan Fenerbahçe müdafaasına her pozisyonda Aurelio-Maldonado ikilisinden biri mutlaka yaklaştı ve oyunun defanstan başlayarak kurulmasına yardımcı oldu. Zaten skor üstünlüğünü kısa zamanda elde eden Fenerbahçe’nin oyunu uzun süre domine etmesine gerek kalmadı.

Karşılaşmaya kalede Volkan, defansta Gökhan, Edu, Lugano, Vederson orta dörtlüde Kazım, Maldonado, Aurelio, Uğur önlerinde Alex ve ileri uçta Kezman on biriyle başlayan Fenerbahçe, ilk dakikalardan itibaren soldan Uğur, sağ kanattan Colin Kazım ile etkili ataklar gerçekleştirdi. Özellikle sağ kanatta Gökhan-Kazım ikilisi karşılarında Tello’yu görmeyince Beşiktaş sol kanadını adeta çökertti. İlk yarıda bu kanadı kapamaya çalışan Baki, birçok pozisyonda zor durumlara düştü. Ve bu görüntüye rağmen ikinci yarıda Ertuğrul Sağlam oyundan aldığı İbrahim Üzülmez’in yerine Baki’yi sol beke çekerek bir başka anlaşılmaz iş yaptı. Maç başında siyah-beyazlıların sahaya yayılışları ise şöyleydi: Kalede Rüştü, defans bloğu İbrahim Toraman, Gökhan, Baki, İbrahim Üzülmez, tek ön libero Cisse, solda Tello sağda Serdar ve Holosko-Nobre olarak sahaya sürülen çift santrforun gerisinde Delgado. Fenerbahçe’nin yukarıda da bahsettiğimiz baskılı başlangıcı Beşiktaş’ın bocalamasına neden oldu. 11. dakikada Kazım'ın sağdan ortasında ceza alanı içinde yerleşik Beşiktaş savunması arasından sıyrılan Alex, meşin yuvarlağı kafayla filelere göndererek, takımını 1-0 öne geçirdi. Bu golden sonra Beşiktaş devre sonuna kadar daha derli toplu bir görüntü çizdi. Ancak burada sorulması gereken bu Beşiktaş baskısına siyah-beyazlıların iyi oyununun mu Fenerbahçe’nin vites düşürmesinin mi sebep olduğu sorusu. Maçta skor üstünlüğünü ele geçiren Fenerbahçe Maldonado’yu geriye attı ve zaman zaman defans bloğunun içine gömdü. Takım halinde topun arkasında kalmaya dikkat eden Fenerbahçe’nin boşalttığı alanlarda Beşiktaş daha rahat top dolaştırdı, dönen topları alma şansı oldu. Bu görüntü izleyenler tarafından “Beşiktaş baskısı” şeklinde değerlendirilebilir ve kısmen doğrudur. Fakat baskının gole dönüşeceği noktalarda çoğu kez Beşiktaş forvetlerinin defans arasında eriyip gittiğini gördük. Yaratılan birkaç tehlike de golle neticelenmedi.

İkinci yarıda da bu görüntü fazla değişmedi. Fenerbahçe genellikle kendi yarı sahasını kullanıyor ve Beşiktaş’ın takım halinde geldiği pozisyonları hızlı ve çok adamla çıkarak değerlendirmek istiyordu. Bu noktada Zico’dan enteresan bir hamle geldi. Genellikle risk almak zorunda olduğu dakikalarda çift santrfora dönen Brezilyalı hoca, bu kez hamleyi 64’te yaptı ve Uğur’u alıp Semih’i oyuna soktu. Bu değişikliğin üzerinden 9 dakika geçmişti ki Beşiktaş hücumda çoğalan Fenerbahçe’yi gafil avladı. Serdar’ın attığı gol hem tribünlerin hem de Beşiktaş’ın moralini yükseltti. Ancak hesaba katılmayan şey maçın direksiyonunun da vitesinin de Fenerbahçe’de olduğuydu. Nitekim skordaki bu denge ancak 6 dakika sürdü. Orta sahada Beşiktaş’ı oyundan düşüren sarı-lacivertliler, Alex ile 3 puanı aldı götürdü. Her ne kadar son dakikalarda Fenerbahçe ceza alanı içinde Colin Kazım’ın yaptığı %100’lük penaltı hakem Yunus Yıldırım tarafından görülmediyse de yazının başından bu yana belirttiğimiz gibi futbolu ve futbolcuları tartan bir terazi olsa Beşiktaş takımının olduğu kefe havada kalırdı. Bu oyun yapısıyla Beşiktaş’ın tek 3 puan şansı ilk golü atması halinde olabilirdi, o da gerçekleşmedi. Maç berabere bitseydi de bu kez Zico yaptığı değişiklikten dolayı eleştirilecekti.

Fenerbahçe’ye Chelsea önünde başarılar dilemekten başka eklenecek bir şey yok. Takım düzeni tıkır tıkır işliyor. Beşiktaş ise boşa ve hovardaca yaptığı transferlerin bedelini bu sezon da ödüyor. Bakalım ne zaman akıllanacaklar? Sezon başında Beşiktaş kulübünün yapacağı transferlere milli olma zorunluluğu getirilse hiç fena olmaz. Tabii bir de sepetteki çürük elmaları ayıklamak gerek. Sözün özü, Beşiktaş’ta Baki’ler baki kalmamalı.
 
Toplam blog
: 235
: 717
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Yazar 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Tüm eğitim ve öğretim hayatını burada tamamlayarak, 1999 yı..