- Kategori
- Öykü
Derinden gelen aydınlık!
Muhtar Ali, gecenin ta karanlığından, kendisi gelmeden, kilosunun verdiği ağır yük ile önce nefes sesleri duyuldu. Arkasından bir çift ışık belirdi. Beliren ışık Muhtar Ali'nin gözleriydi. Karanlıkta ne kadar da berraklardı. Nerdeyse gözlerinin karası görünecekti.
Geldi ve selam verip, derin derin nefes almaya devam etti. Biraz nefeslendikten sonra, başladı anlatmaya;
-Sabahleyin çıktım köyden, durmak dinlenmek yok, bir an önce ulaşmak istedim sizlere, ayak tabanlarım şişti, kara lastik ayakkabının içinde, ne vardı bu kadar önemli de beni, haberci gönderip çağırdınız.
Ormancı Mehmet Ali;
-Dinlen bakalım biraz, sonra anlatırız diyeceklerimizi, sen şimdi açsındır, önce birşeyler ye dedi.
İmam Sıddık Efendide söze karışıp;
-Muhtarım acelemiz yok, hele bir soluklan.
-Muhtar Ali hoca efendiye sinirlenerek, madem aceleniz yok, bir günlük yoldan beni niye çağırdınız. Ata, eşeğede binemiyorum.Biliyorsunuz işte! Birde acelemiz yok diyorsunuz he!
Köy halkından Yanıkların Ahmet;
-Muhtarım kızma, biz seni, senin ve köyümüzün iyiliği için çağırdık. Heli biraz dinlen, gerisi kolay.
Muhtar Ali'nın gittikçe sinirleri geriliyor, birilerine patlayacağını hissederek, sakin olması yönünde kendi kendini telkin ediyordu.
Ormancı Mehmet Ali'nin evine doğru giderken, aslında Ormancı kem küm ederek birşeyler anlatmaya çaltıysa da Muhtar Ali anlamadı. Biraz anlayışı kıttı bu günlerde(!) İşine gelmedimi hiç birşeyi anlamazdı(!)
Ormancının evinde, eşi Hatice'nin hazırladığı yemeği hep birlikte yedikten sonra, çaylarını içerken, köyün imamı Sıddık Efendi aldı sözü;
-Muhtarım bak, bu gördüğün bizim yaylamız,
-E biliyorum! Bunu bilmeyen mi var bu civarda!
-Dur Muhtar sözümü kesmeden dinle. Bizim yaylanın büyük bölümünü, karşı Duraliler köyüne vermişler, geçenlerde Tapu Sicil Memuru geldi. Ölçüm Yaptı. Ben ve Ormancı Mehmet Ali de merak edip sorduğumuzda, bu gördüğünüz arazinin 4/3 ü Duraliler köyününmüş. Kaymakamlığa baş vurmuşlar, şahitler falan dinlenip, Kaymakamlık kararı ile sizin yaylanın 4/3 Duraliler köyüne verilmiş. Onun yerini ölçüyoruz, dedi. Bizde bizim elimizde Cumhuriyetin ilanından hemen sonra verilmiş Tapu kağıtlarımızın olduğunu söyledik. Tapu Sicil Memuru, onların elinde Osmanlı döneminden kalma belgelerin olduğunu söyledi. Muhtar şimdi 120 dönümlük yaylamızın 90 dönümünü alıp, Duraliler köyüne verirlerse, geriye kalan 30 dönüm bizim yerleşmemize bile yetmez. Nerde kaldı Hayvanlarımızın otlayacağı yer.
Aldı Muhtarı derin bir düşünce, onunda kulağına böyle bir müracaatın olduğu gelmişti. Ancak ellerinde tapu olunca şikayetin dikkate alınmayacağını düşünmüştü. Kendi kendine, demek duyduklarım doğru imiş, Duraliler köyü bizim yaylamıza göz dikmiş de. Kaymakam böyle bir olaya nasıl ön ayak olur, bir türlü anlamıyordu.
Muhtar babasından yaylanın alınış öyküsünü dinlemişti.
Kurtuluş Savaşına katılan Akdam köylülerinden, Cennet kadının Mustafa, Seyit Onbaşının Mehmet, Karavelilerinin Ali, Ekrem, Mıstılının Ahmet'in gösterdikleri başarı nedeniyle, Kurtuluş Savaşı bitip, Cumhuriyet kurulduktan sonra, Savaşa katılanlara verilen madalya (İstiklal Madalyası)töreninde, dönemin kaymakamı Ali İhsan Bey tarafından, yazın sıcaklardan korunmaları ve hayvanlarını otlatmaları için Tapusu ile köylüye verilmişti. Tapuda Muhtarın babası, amcaları, Ormancının babası, yani o dönemde köyde yaşayan tüm aile reislerinin isimleri vardı. Ellerinde böyle bir tapu olmasına rağmen, nasıl alınırdı, yaylaları.
Yaylalarının yöri çok güzeldi. Torosların zirvesinde, Sedir Ormanının arasında, bir tarafında yazın bile karların tam erimediği bir dağ, diğer yanında tüm yerleşim yerlerini ve denizi gören bir manzara hakimdi. Suyu karpuzu bile bir dakkika içinde çatlatıyordu. Manzarası, Ormanı, Suyu ve havası yüzünden, yaylalarında çevre köylerin ve kazanın zengin ailelerinin gözü vardı. Herkes. kenarından kıyısından yer veya yerler almak istiyordu.
Muhtar Ali;
-Tamam arkadaşlar, bu tapu elimizde olduğu sürece bizim yaylamızı kimse alamaz dedi. Ben yarın kazaya gider Kaymakam ile görüşürüm dedi. O gece Ormancı Mehmet Ali'nin evinde yattı. Ertesi gün sabah erkenden yola çıkıp, öğleye doğru Kaymakamlığa vardı. Tahraat katibine olayı anlatıp, Kaymakam ile konuşmak istediğini söyledi. Kaymakam görüşmeyi kabul etmeyince, muhtar biraz zorladıysa da görüşemedi.
Muhtar Ali Kaymakamlıkdan çıkıp, köyüne doğru giderken, Duraliler köyünden Mıstık ile karşılaştı. Birbirlerini çok severlerdi. Mıstık Muhtar Ali'ye olanları bir bir anlattı. Olan şuydu:
Kazanın zenginlerinden Kambur İsmail Ağa, Duraliler köyü muhtarı ile konuşup, Kaymakamıda ikna edip, Osmanlıca hazırladıkları sahte bir belge ile yaylalarına el konulduğunu, Kaymakamın o nedenle kendisi ile konuşmadığını, Duralilere verildiği söylenen 90 dönümlük arazinin aslında Kambur İsmail Ağa ya verileceğini söyledi. Muhtar Ali bunları duyunca adeta çıldırdı. Üzerinde taşıdığı babasından kalma, 6.35mm. çapındaki toplu tabancasını bir yoklayıp, hemen geri döndü. Kaymakamlığa vardığında, Kaymakam, Kambur İsmail Ağa ile kol kola girmiş, kahkahalar atarak konuşuyor ve bak İsmail Ağa senin istediğin yeri nasıl aldım. Biliyorsun, benim elimden hiç bir şey kaçmaz. Böyle yerler sizin gibi toplum içinde itibarı olan şahısların olmalı. O Akdam köylüleri, ne yapacaklarmış o kadar araziyi demesi ile birlikte, Muhtar Ali belinden Toplu tabancasını çıkartıp, demek siz benim köyüme ait bir yeri dalavere ile alıp, başka bir köy üzerinden, bu namussuz adama verirsiniz, diyerek, silahını ateşledi. Kaymakam ve kambur İsmail Ağa yere yığıldı. Olay yerine yakın olan Jandarma hemencecik Muhtar Ali'yi yakalayıp götürdü.
Kaymakam ve Kambur İsmail Ağa olay yerinde ölmüşlerdi. Muhtara gelince; O da hapishanenin yolunu tuttu.