- Kategori
- Siyaset
Devlet baba ve biz çocukları (2)

—Devlet baba, biz çocuklarına 1. Dünya Savaşını anlatır; Çanakkale Cephesini, İstanbul’un işgalini, Osmanlının yenilgisini, Kurtuluş Savaşını… O dönemde yaşanan olayların tarihlerini de verir aslında. Fakat anlatırken öyle bir ilizyon yapar ki karşımızda, altüst olmuş bir şekilde taşırız o zamanları hafızaya. Öne çıkardıklarıyla oluşur algılarımız. Mesela, Çanakkale, Kurtuluş Savaşının bir cephesiydi sanırız.
—Devlet baba, Kurtuluş Savaşını Yunan Ordusuna karşı yaptığımızı söyler. Fakat arada diğer İtilaf Devletlerinden de söz eder. Onların Yunanlılara yardım ettiğini iddia eder. Mesela, İngilizlerin "Yiyin birbirinizi!" pozisyonunu benimsemiş olduğunu saklar. Biz de o savaşta "Yedi düveli" yendiğimizi sanırız.
—Devlet baba, Kürt olmayı yasaklar… Onların konuşmasını da yasaklar. Bizler de” Babamızın bi bildiği vardır herhalde.” diye düşünür ve Kürdüm diyene, Kürtçe konuşana kızarız. Daha sonra Kürt olmak ve Kürtçe konuşmak serbest bırakılır. Bizler de “Babamızın bi bildiği vardır herhalde.” diye düşünür ve artık onlara kızmayız...
— Devlet baba, irticai faaliyetleri bir numaralı tehdit görüyorsa, bizim için de bir numaralı tehdittir bu… Ve ürkeriz! Daha sonra, on numaraya indirmişse bu tehdidi, sakinleşir ve konusunu dahi etmeyiz. Babamızın "Tehdit!" diyerek bi numara cevirmiş olabileceğini düşünmeyiz.
—Devlet baba, bazen “Ben sizin babanız değil hizmetkârınızım.” der… Ama laf olsun diye der. “Bin yıllık babamız, olur mu hiç hizmetkârımız.” diye düşünür ve zaten bunu biz de kabullenemeyiz. Onu temsil etmiş olanları bile efendimiz bilmişiz, babamız bilmişiz... “Kurtar bizi baba!” diye haykırmışız…