- Kategori
- Güncel
Devrimimizin rengi hangisi olsun? Fıstıki yeşil mi? Türkuaz mı?

Fıstıki yeşilin kaynağı, Antep fıstığı dalındayken
Sırbistan, Gürcistan, Ukrayna, Romanya, Kırgızistan gibi ülkelerde ABD ve Batı dışında müttefik arayan yönetimler yerine, o ülkelerin başına, güya “kendi halkları tarafından” ABD müttefiki, Batı yanlısı yönetimler getirildi. Bu değişimlere, “Gül Devrimi”, “Kadife Devrim”, “Lale Devrimi”, “Turuncu Devrim” vb. isimler verildi. Ortak özellikler taşıyan bu operasyonlar “Renkli Devrimler” olarak adlandırıldı ve tarihe öyle geçti.
Bizdekinde süreç henüz tamamlanmış değil. ABD ve Batı dışında adres gösterenlerin çoğu, darbeci, Ergenekoncu oldukları iddiasıyla şimdi içerideler. Gözüken o ki, dava uzatılıp, bu operasyon tamamlanıncaya kadar bu sakıncalı isimler içeride tutulacak. Ancak ondan sonra, belki de çoğu beraat ettirilerek, dışarı çıkarılacaklar. (Suçlunun ceza görmesini hangi vicdan sahibi istemez? Ama tetikçi katil bildiklerini yazıp milyoner olmayı planlarken, hangi suçtan içerde olduklarını bile bilmeyen gazetecilerin, öğretim üyelerinin varlığı başka nasıl açıklanabilir? Ya da, tencere dibin kara misali, hangi devletin derini, dibine indikçe diğerinden kara değil ki!)
Bu arada, Kürt, Ermeni, Kıbrıs konusu haklardan ve haklılıklardan vazgeçilerek, çözülmüş kabul edilecek.
Türkiye’ye bol geldiği düşünülen laik model daraltılarak, laiklik yeniden ve Türkiye’ye özgü bir şekilde yeniden tanımlandıktan sonra, yepyeni bir tasarım olan “Ilımlı İslam” modeli ilk kez Türkiye’ye giydirilecek. Manken olarak kullanılacak Türkiye’de bu model beğenilir ve komşulara da yakışabileceği düşünülürse, seri üretime ve ihracata geçilecek. Onlar istemese de veya bir başka sorunla meşgul edilirlerken, ne olup bittiğini anlamadan bir bakacaklar ki, bu yeni modeli onlar da giymişler!
Bizdekinin niyeti aşağı yukarı belli olsa da, planın ne kadarının tutacağı, rengi henüz netleşmedi. Adında İslam da olacağı için akla renk olarak yeşil geliyor doğal olarak. Ancak geçmişte ABD’nin “Yeşil Kuşak” projesi vardı. Taliban, takke, tabut örtüsü yeşili o projede çok kullanıldı. İran’da seçim döneminde yeşil bantlar taktı göstericiler, İslam’da türbe yeşili vardır. Yani, yeşilin hemen hemen her tonu zaten kullanıldı. Bize, farklı, kullanılmamış bir ton lazım.
Bizden beklenen “Ilımlı İslam” ilk kez uygulanacak bir proje olduğu için “Her boyaya boyandık, boyanmadığımız bir tek fıstıki yeşil kalmıştı” temsilindeki gibi bu projeye “Fıstıki Yeşil Devrim” tanımı yakışabilir. Ya da milliyetçi yanı biraz daha ağır bassın diye düşünülürse, buna “Türk mavisi”ne gönderme yaparak “Türkuaz Devrim” de diyebiliriz.
(Antep fıstığı dalında iken kırmızı ve yumuşak gözükür. Ancak olgunlaştıktan sonra, o dış yumuşak kabuğun içinde çerez olarak tükettiğimiz zaman gördüğümüz sert kabuk oluşur. Kabuğun içindeki meyvenin üst zarı alınınca, ister kadayıfın üstü de kızardıktan sonra üstüne serpilecek, ister sade olarak yenilebilecek olan ve fıstıki yeşile adını veren yeşil öz çıkar. Yani dışı başka, içi başka, sürprizli bir çerez, tohumdur Antep fıstığı.)
Gelecekte, “Neye niyet, neye kısmet?” diyecek olanlar çıkabilir içimizde. Bunların bir kısmı, yerine 2. Cumhuriyet gelecek hevesiyle 1. Cumhuriyet dediklerini yıkmak için ellerinden geleni yapanlar, diğerleri şeriat gelecek diye ümitlenenler olacaktır. Türbana özgürlük olunca ve TSK’nin yetkileri polise devredilirse, Türkiye’de demokrasinin eksiksiz olacağına inanan saflar konu dışıdır.*
“Türkiye Cumhuriyeti”nin yerine, “Yeni Türkiyeliler Cumhuriyeti” veya “Yeni Osmanlı Cumhuriyeti” nin gelmesi kuvvetle muhtemel bence. İkisinin birleşimi de olabilir ki, buna “Light Osmanlı” da diyebiliriz. Çünkü tam monarşi olmaz artık. Devletin başındaki kişi de adıyla sanıyla halife olamaz.
Şöyle bir şey olabilir:
Kürt milleti, Türk Milleti, Sünni Milleti, Alevi Milleti, Ermeni Milleti, Yahudi Milleti olarak ayrılırız. Hatta onlar da daha sonra, diğerinden farklı olan gelenek-görenek, isim vs. konuları öne çıkararak ayrılabilirler. Hatta aileler bazında moleküllerimize de ayrılabiliriz. (Farklılıkları ne kadar öne çıkarırsak o kadar bütünleşir, kaynaşırız! diyor bazıları. İnsanlar da hep zevkleri, dünya görüşleri, ilgi alanları farklı, kendi bildiğinden şaşmayan insanlarla çok kolay kaynaşır, yakın dostluklar -mı-kurarlar? )
Başta yetkileri iyice artırılmış bir Başkan.
Danışma meclisi hükmünde bir parlamento.
Başkana bağlı, dini konularda danışılacak diyanet kurumu.
Toplum huzurunu ve dindarların ibadetini korumakla görevli, yüzde 99’u Müslüman ülkede, genel ahlaka (Giyim kuşam, ramazanda yemek yemek, el ele gezmek vb.) aykırı davranışları uyarma (!) yetkisinde polis teşkilatı.
Yine Başkanın emrinde, Irak’a, İran’a veya Afganistan’a git dendiğinde, ikiletmeden, öyle gak guk etmeden- Irak’a girmemek için genelkurmay başkanı istifa eden gibi değil- hemen Mehmetçikleri şehit olsun diye koşan, dini bütün bir cihat ordusu! Yani, “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen gerici Kemalist değil, komşuya saldırıp bir koyup üç alacak, Fatih’in, Kanuni’nin fetih ordusu! (Yalnız burada küçük bir detay gözden kaçırılmamalıdır. Artık mehterle, kılıçla girip, zaferle çıkmak biraz zorlaşmıştır. ABD ve müttefikleri, yönetimi olmayan Afganistan’da ve Irak’ta bile batmıştır. Sırada İran var gibi görünmektedir. İran, devlet geleneği ve gücü ile- eğer at, kaç hava bombardımanı veya nükleer silah kullanılmazsa- ABD’yi ve diğerlerini tokatlayarak bile dışarı atacak güçtedir. Türkiye ile İran savaşa sokulursa, ikisi de biter. İkisinin de bittiğini görmek için şeytanla bile pazarlığa oturacak olanlar vardır. Ama her iki tarafta da, şeytanın oyununa gelecek yöneticiler olmaması dileğimizdir.)
İnsanlar bazen bile bile tehlikeyi görmek, olacakları kabul etmek istemezler. Kötü şeylerin hep başkalarının başına gelebileceğini düşünürler. Başkalarına göre de kendilerinin başkaları olduğunu göz ardı ederler. İyimserlikleri veya boş hayalleri bazen hüsranla sonuçlanabilir. Bu konuda, Aziz Nesin’in “Ah biz eşekler!” adlı hikâyesi aklıma gelir hep. Hikâye eşeklerin niye “aaaiiiii…” dediği üzerine kurgulanmış.
Özetle: Dağda otlayan eşek uzakta bir karaltı görür. Aldırmaz, otlamaya devam eder. Karaltı yaklaşınca, geleni kurda benzetir. Ama aldırmaz yine de. Hayvan biraz daha yaklaşır. Kurt olduğu bellidir. “Yok canım kurt değildir.” der. Otlamaya devam eder. Kurt daha yaklaşır. Eşek gelene tekrar bir göz atar. “Kurtsa da kurt değildir.” der. Kurt yaklaşıp eşeğe bir pençe atar. Eşek hayretle, “aaa o imiiişşşş…” diye bağırır. Kurt saldırmaya devam ettikçe, eşek de “aaoiiiimiş, aaoiimiş, aaooii…” der. Sonunda “aaoiii, aaiii, aaaiii…” diyerek son nefesini verir. Yani kurt yiyince akıllanır. Ama artık bu tecrübesinin kendisine bir faydası olmaz!
Herkes yanılabilir. Karamsarlık iyi bir şey değildir. Belki bir kısmımız yanılıyoruzdur. Belki de her şey çok daha güzel olacak. Belki de kurt değildir! İnşallah kurt değildir… Kurtsa da belki dişleri yoktur… Belki evcil kurttur… Belki vejetaryen kurttur…
* Pek çok İslam ülkesinde kadınların örtünmesi değil, başını açması yasaktır. Petrol zengini ülkelerde şeyh ailelerinin her biri milyon dolarlık, 300-500 arabalık koleksiyonları vardır. Darbe yapan askeri kurumlar da yoktur. Ama bu ülkelerde demokrasi ve kadın hakları yoktur. Üstelik milletin ibadetini, kıyafetini denetleyen ahlak polisleri vardır.Al Kaida da teknolojiyi, interneti kullanmaktadır. Pakistan’ın nükleer silahı vardır. İran, birilerini kızdırma pahasına nükleer çalışmalara kararlılıkla devam etmektedir. Demem o ki, örtünme ve zenginlik, teknoloji vs. demokrasinin olmazları arasında değildir. Ama inanç özgürlüğü olmadan, ibadeti kul ile Allah arasında bir mesele olarak kabul etmeden demokrasi olmaz.
Bizde de zenginleşen, dolmuş yerine cipe binenler arttığı için muhafazakârlık azalmıyor. Hoşgörü de artmıyor. İnsanlar hala komşusunun diniyle, ibadetiyle meşgul. Hem bütün dinleri ve peygamberleri eşit kabul etmeyi şart koşan, inanç bekçiliğini yasaklayan bir dinin mensubu olarak Müslüman olduğunu söyleyen, hem de komşumun şu dinden, ya da bu milliyetten olmasını istemem diyebilen insanlar büyük bir çoğunluk oluşturuyor.