Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '17

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
563
 

Dil Kültür Bağıntısı ve Milli Bilinç

Dil Kültür Bağıntısı ve  Milli Bilinç
 

Giriş

 

 “Benim vatanımın sınırları Edirne’den başlayıp Hakkari’de bitmez. Benim vatanımın sınırları Türkçe konuşulan yerde başlar, Türkçe konuşulan yerde biter.”

Ömer Seyfettin

 

Dil, temeli seslere dayanan, bu seslerin belli kurallar çerçevesinde belli bir sıraya göre yan yana gelmesinden oluşan bir anlaşma aracıdır. İletişimin en önemli anahtarıdır. “Dil, düşüncenin aynasıdır. Onun için dil, bir milletin düşünce sistemini gösterir. İnsan dil ile düşünür. Bir dil, onu kullanan milletin kafa yapısını, nasıl düşündüğünü, o milletin fertlerinin zihninin nasıl çalıştığını ortaya koyar; milli düşünce tarzını aksettirir.” (Ergin, 2002:24)

Dil, insanlığın bütün güç ve yeteneklerini, kültürel birikimini geçmişten geleceğe taşımasına yarayan canlı bir varlıktır. Dil, durmaksızın yeni sözcükler, yeni kavramlar üretir. Yeni bir kavrama kendi olanaklarıyla karşılık bulamayınca başka dillerden sözcükler alabilir. Ancak alınan bu sözcükleri kendi mantık ve ses yapısına uydurarak millileştirir. Bir dilin sözcükleri bize o dili kullanan milletlerin ortak dil bilincini verir.

 

Dil ve Kültür Bağıntısı

Bir ülkede birlik ve beraberliği sağlamanın en önemli aracı hiç kuşkusuz dildir. Milleti oluşturan bireylerin ortak bir dille konuşması, millet olmanın en önemli unsurlarındandır. Millî şuurun önemli göstergesi olan dil, birey açısından bağıntılı olunan o millete ait izler taşımasının en önemli simgesidir. Bir milletin sosyal olarak varlığını duyumsatması için duygu ve düşünce biçimi, tarih, dil ve kültürü arasında bağ vardır.

Dilin ortaya çıkışının başlıca sebeplerinden biri birlikte yaşamaktır. Dilin öncelikli görevi, birlikte yaşayabilmenin ön koşulu olarak, bildirişme ve haberleşmeyi sağlamaktır. Bir topluluğu, toplum olarak sayabilmek için aralarında bu bildirişmenin olması zorunludur.

Dil ile ilgili hemen her tanım ve açıklamada kültür vurgusu göze çarpmaktadır. “Kültür; toplum, insanoğlu, eğitim süreci ve kültürel muhteva gibi değişkenlerin ve bunlar arasındaki karmaşık ilişkilerin bir işlevidir.” (Güvenç, 1994: 101). “Kültür sözcüğü dört anlamda kullanılmaktadır: Bilim alanında uygarlık; beşeri alanda eğitim sürecinin ürünü; estetik alanda güzel sanatlar ve maddi (teknolojik) ve biyolojik alanda üreme, tarım, ekin, çoğaltma ve yetiştirme.” (Güvenç, 1994: 96).

İnsan tarihsel varlıktan, önce toplumsal sonra kültürel varlığa dönüşmüş; dil, toplumsalı kültürele dönüştüren temel  araç olmuştur. Toplumsallık dili gerektirirken, kültürellik dil ile üretilmiştir. Kültürel insan bilen, biriktiren, üreten insan olmuş; kendisini, toplumunu, çevresini değiştirmiştir.  Kültürde birikenler, toplumu millete dönüştürmüş; toplumsal, tarihsel, kültürel insan milli insan oluvermiştir.   Millet; tarihsel ve güncel birikimini, maddi manevi değerlerini,  dil ile kuşaktan kuşağa, geçmişten geleceğe, dünden güne  geliştirerek, değiştirerek taşımıştır. Millet, dilini milli dil haline getirmiştir.  Milletin dili; milletin özünü, sözünü milli dilin özeğinde yoğurmuş, biçimlendirmiş, özgünleştirmiştir.

Millet dil, dil de millet olmuş; bu ayrılmaz ikilinin birleşme alanı milli bilinci doğurmuştur. Millet, millet olma bilincini, dilin birikimi ile güçlendirmiş; milli bilinç, milli dilin dolayımında hem ayrışmış, özelleşmiş hem de derinleşmiştir.

 “Dillerin anlam içerikleriyle, parçası oldukları kültürlerin içerikleri arasında tam bir örtüşme ya da özdeşlik vardır. Bir bakıma diyebiliriz ki dil, kültür içeriğinin aynası, onun simgelerle yansıtılması, dile getirilmesidir.” (Tosun, 2005:138).  Diğer bir deyişle, her dilin kendine özgü bir evren tasarımı vardır; bu nedenle farklı iki dili konuşanlar, dilin sağladığı olanaklarla sınırlandırılmış olduklarından, doğayı algılama yönünden birbirlerinden ayrı olacaklardır. Bu bağlamda dil, bir milletin neredeyse tinini oluşturmakta, tin de bir anlamda dilini ortaya koymaktadır.

Varlıkları birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan dil ve kültür  ikilisinden birinin çürümesi, diğerini de çürütmektedir. Birinin yitimi, diğerinin de yitimi olmaktadır.  Dil bozulur, yozlaşırsa  milli şuur bulanıklaşır, yozlaşır, dağılır. Milletin her ferdinin şimdi ve gelecekte özgür, üretken, mutlu yaşaması öncelikle, milli dilin  milli üretime dayalı olarak gelişerek  zenginleşmesine, özünü koruyarak derinleşmesine ve  kendinde biriktirdiklerini de dönüştürerek taşımasına bağlıdır. Bu şekilde yaşayan bir milli dil; milli irade, milli duruş, milli duyuş, milli şuurun hep açık, etkin, yüceltici işlevini eksiksiz yerine getirir.

 

Kaynak

1.    Ergin,  M. 2002, Üniversiteler İçin Türk Dili, İstanbul, Bayrak Basımevi.

2.    Güvenç, B. (1994), İnsan ve Kültür (6. baskı), İstanbul, Remzi Kitabevi.

3.    Tosun, C. (2005),  Dil Zenginliği, Yozlaşma ve Türkçe, Journal of Language and Linguistic Studies, 1 (2), 136-153.

Filiz Alev bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Naçizane dil konusunda bir yazım. http://blog.milliyet.com.tr/tatli-dillim/Blog/?BlogNo=559313

Kerim Korkut 
 20.11.2018 10:10
 

Bilince bilgi transferi yapmak böyle olur işte.Tam da bir öğretmene özgü açık ve net anlatım tarzı...Elinize sağlık Zehra hanım.Sağolun.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 15.01.2018 1:25
Cevap :
Sağolunuz Abbas Bey.. Öğretmenliğin içselleştirilişi olsa gerek... Açık ve net olmak zorunda kalıyoruz. Zira öğretmenin kafasında hafif dumanlı bir bilgi öğrenci için zifiri karanlık demektir. Saygılarımla...  23.05.2018 21:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 34
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 250
Kayıt tarihi
: 25.01.17
 
 

Türkçe Öğretmeni, Okul yöneticisi, Sosyolog, Blogger. Eğitim, siyaset, sosyoloji ve güncele ilişk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster