- Kategori
- Eğitim
Dil ve anlatım

Genelkurmay Başkanlığı'nın Dil Bayramı için hazırlattığı dört afişten biri
“Egeli bir öğretmen Doğu illerimizden birinde görev yapmaktadır. Derste eylem çekimlerini işler. Öğrencilerine; “ Bakmak eylemini şimdiki zamanda kim çekimlemek ister?” diye sorar. O yöre öğrencilerinden biri söz alarak;
“bahıram
bahırsan
bahır” der.
Öğretmen de çocuğa “ Hayır olmadı.” dedikten sonra Karadenizli bir öğrenciye söz hakkı verir. Öğrenci:
“pakayrum
pakaysun
pakayi” der.
Öğretmen bu öğrenciyi de uyarır. Çocuklar da “ Öğretmenim nasıl çekimleyeceğimizi söyler misiniz?” dedikten sonra bizim Egeli öğretmen de;
“bakıverem
bakıve
bakıvesin” diyerek dersi bitirir.”
Bir dilin yöresel ağzı ne kadar fazlaysa o dilin bir o kadar zengin olduğunu düşünmüşümdür. Türkçe de buna örnek olan en güzel dillerden biridir.
Derslerde öğrencilerimize, toplum içinde sağlıklı iletişim kurabilmeleri için Türkiye Türkçesi ile konuşmaları gerektiğini söyleriz. Ayrıca çocuklarımızı anlatım bozukluğu yapmamaları için de uyarırız. Tam bu konuda sohbet ederken “Öğretmenim, biz ‘feci’ kelimesinin anlamını ‘ acıklı, yürekler acısı’ olarak öğrendik. Televizyonda ‘feci güzel’ diyorlar. Burada bir yanlışlık yok mu? Üstelik sizin anlattığınız kurallara uyan pek az kişi var.” denildiğinde üzülerek bunun sebeplerini anlatmaya başlarız.
Sihirli kutudan bize seslenen pek çok kişinin harfleri yutarak konuşmasına istemeden de olsa alıştık. “ Bi şe söylicem, yapcam, gidiyo” gibi.
“de” bağlacının yazımı hakkında konuşamaya gerek var mı bilmem. Ekranda geçen alt yazılarda bu bağlacı göremiyoruz artık, çünkü kendinden önceki kelimeye yapışmış durumda.
Gelin, bir de öğrencilerimin dikkatini çeken anlatım bozukluklarına bakalım.
“Fenerbahçe attığı goller nedeniyle Sevilla’yı devirdi.”
“Olayın ayrıntılarını detaylarıyla anlatır mısınız?”
“Şimdi birazdan yarışmalara geçeceğiz.”
“Ben bunu bakmak istiyorum.”
“Peki, biz konumuza dönmek istiyorum.”
“Sohbet ve söyleşi yapacağız.”
“Hepinizin ilgi alâkasını bekliyorum.”
“Neden böyle bir gereksinime ihtiyaç duydunuz?”
“Valla ben şahsen kendim olarak bu işin olmadığına seviniyorum.”
“Ben bunu bakmak istiyorum.”
Yukarıdaki örnekleri daha da çoğaltabiliriz.
Dilimiz, özensiz ve yanlış kullanımı, yabancı sözcük tutkusunu hak etmiyor. Ayrıca, unutmayalım ki çocuklarımız gördüklerini, duyduklarını çok çabuk kaydediyor. Bu nedenle duygu ve düşüncelerimizi aktarırken daha dikkatli olmamız gerekir.
Fuzuli ne kadar güzel demiş “Sussam gönül razı değil, konuşsam çaresi yok.”