​ Dinin düzenleyici etkisi ve yıllardır alamadığımız yol / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '15

 
Kategori
Felsefe
 

Dinin düzenleyici etkisi ve yıllardır alamadığımız yol

Dinin düzenleyici etkisi ve yıllardır alamadığımız yol
 

Hangi dilde dua ettiğini zannediyorsunuz.


Araplar ve arap kültürü, aynı din mensubu olduğumuz  dönemden beri yaşantımızı etkiliyor. Arap olduğumuzdan değil... içimizde çok miktarda Arapçı olduğundan. Arapçılık, din söylemleriyle paralel işliyor,   Arap dilinin hegemonyasından kurtaramadığımız dinimiz ise Arapçılığın en büyük malzemesi.

Din ticareti ve Tanrıyla aldatma, dini uygulamalarımız ve ritüellerimiz  Arapça olduğu için sömürgenlerin elinde, vatandaşa, ve dine işkenceye dönüşüyor.

İnanç dünyamızdaki evrimi hala gerçekleştiremedik. En büyük engel ise, Arap kültürü ve örfünü, din zannedenlerin kurduğu sömürü düzeni. Din gerçekte toplumsal yaşamı  düzenleyen üç unsurdan birisi ve hatta zaman zaman en işlevsel olanıdır.

Biz Türkler Tanrıyla yatar, Tanrıyla kalkarız.  Sevincimizi, hüznümüze, acımızı, yasımızı, mutluluğumuzu ve iyi dileklerimizi hep Tanrıyla paylaşırız. Fakirin, garibin, acizin, çaresizin, hastanın en büyük sığınağıdır Tanrı.  Ancak uygulama ve ritüellerimizde arada dil engeli olduğu için Tanrıyla konuşamayız. Halbuki O bize “…şah damarımızdan yakın…” olduğunu söyler. Gerçekte Tanrıyla konuşabilme, insanın; “insan-insan”, “İnsan-evren” ve “insan-Tanrı”  ilişkilerini düzenler ve sonuçta dinden beklenilen yarar sağlanabilir.

İşte bu noktada o dili bildiğini iddia eden ahkam kesiciler devreye girer. Şah damarımızla, bize ondan daha yakın olduğunu söyleyen Tanrının arasına girer ve tercümanlık ya da yorumculuk şeklinde aracılık yapar. Halbuki O, anlaşılabilsin diye indirilmiştir ve herkesin anlayabileceği şekildedir. Yarın hesap gününde “… falanca böyle söylediği için ben de öyle yaptım…” diye bir savunma olmayacağı ortadadır. Onun için “… kimsenin, kimsenin günahını çekemeyeceği…” vurgulanır.  

Ruhban sınıfı görünümündeki bu ahkam kesiciler, Yazılı kaynağın neler söylediğini ancak kendi aracılıkları ve yorumlarıyla öğrenebileceğimizi empoze ederler. Ama asla bunların Türkçe olması gerektiğini söylemezler. Hatta “..tamam ama o zaman yapılan Kur’an olmaz..” diye de engel olurlar. Buna göre demek ki Luther'den beri Hristiyan dünyası İncil okumuyor. Ama gelin görün ki dinin düzenleyici etkisinin en çok görüldüğü toplumlar ise yine onlardır. Ülkemizde yüz bine yaklaşan cami, binlerce din adamı, her gün namazını aksatmayan milyonlar….  Ama dünya dürüstlük sıralamasına gelince Türkiye en sonlarda.  Niye bizi yaratan eksik mi yarattı.

Hayır. Hatta “…. anlayasınız diye indirdik” derken, anlaşılmasını ön koşul olarak ortaya koymaktadır. İndiği toplumun dili Arapça olduğu için Arapçadır. Ama her kesin anlaması gereğini vurgular. Ve bize verilen aklı işletmemizi, işletmezsek üzerimize pislik yağacağını da söyler. Ve”…  biz sizleri tanışasınız diye kabile kabile yarattık…” der. Bizden ana dilimizi terk ederek Arapça konuşmamızı istemez. Hatta kabilenin- türün bütün özellikleri taşınması ama sevgi ve barış ortamında adalet içinde kardeşçe yaşanmasını esas alır. Ancak dinden nemalanan; kişiler, kurumlar, cemaatler, vakıflar vb. asla dinin uygulama ve ritüellerinin Türkçe olmasına yanaşmazlar ve bunu söyleyenleri de “tu kaka” ilan ederler. Aslında bu zihniyete karşı tarihi süreç içinde hiç yol alınamamıştır. Hatta günümüzde devlet yapısında ve modern bilim içinde kurumlaşarak varlığını daha da acımasızca sürdürmektedir.

Laiklik kavramını kötüleye bilmek için dinsizlik olarak lanse ederler. Kutsal kitap "..işi ehline verin..", ".. hiç bilenle bilmeyen bir olur mu..." dese de, onlar;  hiç bir zaman "devlet yönetiminde dini olanın sırf bu özelliğin nedeniyle tercih edilemeyeceğini", "dinin referans alınamayacağını" da söylemezler. Gerçekte "..senin dinin sana, onun dini ona..." derken bir anlamda laikliğin "dinin de garantisi olduğunu ve dinin ancak bu ortamda gereği gibi korunacağı, güven içinde olacağı ve bireylerce yaşanabileceği de anlaşılmaktadır.

Sonuçta “dil engeli” yüzünden insanımız dinin düzenleyici etkisinden yeterince yararlanamamakta, doğal olarak da dünyanın  dürüstlük liğinde sonlarda yer almaktadır. İŞİD, paralel yapı, din bezirganlığı ve benzeri oluşumlar  içimizde yer alabilmekte, taraftar bulabilmekte ve bize büyük acılar yaşatmaktadır.

Ve biz dinden gereği gibi yararlanalım diye bu fakir milletin bütçesinden çok büyük bedeller ödemeye devam etmekteyiz. Her birey kendi inanç ve uygulamaları üzerinde aklını işletmeli,  ve ilgililer şehitlerin kanında, yetim kalan çocuklarda, kocasız kalan dullarda benim de payım var mı diye kendilerini sorgulamalıdır. 

 
Toplam blog
: 193
: 1045
Kayıt tarihi
: 01.08.07
 
 

Bilecik doğumluyum. Emekli Eğitimciyim. Ankara'da ve yazları Kuşadası'nda yaşıyorum Günlük uğraşl..