- Kategori
- Gündelik Yaşam
Dipsiz kuyu
Saat ona çeyrek vardı. 4 kişiydik. Bira içiyorlardı. Ben bir şey içmiyordum. Tam o dakikada muhabbet alevlendi. Ben de katılmaya tenezzül edemedim. Cümleye başladım ama konuşan kişi kelimelerini makinalı tüfek gibi saçtığından ötürü beni kimse duymadı. Zaten 4-5 kelimeden sonrasını getiremedim. Diğer üç çift gözden herhangi birisini kendime çevirtmeyi başaramadım.
Madem bu kadar hevesli konuşsun o zaman dedim. Hikayeler ondaydı, hayatında önemli bir değişiklik olmuştu. Bu değişiklik aslında hayırlıydı ama işte ilk zamanlar biraz da gerginlik yaratmıştı. Saatim baktım. Tam onbeş dakika tek kelime bile etmeyeceğim dedim. Muhabbeti can kulağıyla takip ettim. Ara sıra bir şeyler söylemem gereken yerlerde mimik ve gülücüklerle idare ettim.
Saat on oldu. Tekrar konuşmayı denedim. Tekrar aynı duvara çarptım.
15 dakikadır süren konuşmaya bir cümle ekleyemedim. 15 dakika daha konuşmayayım, bakalım bu sefer anlaşılacak mı suskunluğum dedim. Saatimi kontrol ettim. İkinci 15 dakikayı başlattım. Mimik ve gülücükleri de azalttım. Orayı yavaş yavaş ruhen terk ettim. Sonra çantamdan bir mizah dergisi çıkarıp okumaya aşladım. Okuduğum hiç bir karikatür komik değildi. 15 yıldır aynı şeyleri çizip duruyorlar. 15 yıldır gidişatı değiştiren 3-4 kişi ya çıktı ya çıkmadı. Dİğer hepsi taklitçi.
Yine fark etmediler benim orada olmadığımı. Midem feci ağrımaya başladı.
Bu kadar gereksiz laflar mı ediyordum ben ki beni dinlemek istemiyorlardı? Mide ilacımı içtim. Hiç bir işe yaramayan ilacı. Karnım da acıkmıştı. Haydi gidip bir yerlerde bir şeyler yiyelim demedim. Diyebilmek için parmağını kaldıracaksın, söz alacaksın falan...
Sonra diyorlarki yazmaya neden bu kadar taktın. Belki birilerinin beni dinlediğini hissetseydim bu kadar takıntılı olmazdım.
Lavaboya gidiyorum deyip yerimden kalktım. Bar dan çıktım. Sokağın karşısındaki büfeye gidip bir çift kaşarlı tost istedim. Tost yapılırken etrafımı izledim. Bir bar dan başka bir kız çıktı. Bir çocuğa doğru koştu ve kollarını açıp;
"aşkımmmm"
diye bağırdı. Çocuk gülerek elinde sıkıştırıp yuvarladığı peçeteyi kendisine koşan sevgilisinin kafasına attı. Kız kafasına taş yemiş gibi aniden durup alnını tuttu.
Hançer yarası geçer dil yarası geçmez misali, peçetenin kendisi değil ama kafasına bu şekilde atılması canını yakmıştı. Ağlamaya başladı. Sevgilisi "ağlayacak ne var alt tarafı peçete" dedi. Sonra kız koşup çocuğa tekme tokat girişti. Çocukta karşılık veriyor falan. National Geo de kur yapan orangutanları izler gibiydim.
"Tost elde mi yenecek" dedi çocuk. Evet deyip aldım tostumu. O sırada orangutanlar barışmış, sarılmış gidiyorlardı.
Bara geri döndüm. "Nerdesin yahu" dediler. Şaşırdım ben de.
"Tuvalate kusmuş birisi" dedim. (Hayatım yalan) "Sıra bekledim" dedim.
Ya ne yapsaydım?...
K.
Okudum, çok beğendim http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=23998