- Kategori
- İlişkiler
Dırdır vırvır

Kadın olarak doğmuş olmaktan oldukça memnunum. Pek çok sebep var kadınlığı sevmek için. Estetik bir varlıksın bir kere, eğer bedenine kötü davranmadıysan göğüs, bel ve kalça uyumunu tamamlayan pürüzsüz bacaklar, narin omuzlara dökülen saçlar ve zarif bir ses tonuna sahipsin. İnceliklisin ayrıca; cildinin bakımı, saçının boyası, tırnağının ojesi, küpelerinin ışıltısı ve farının rengi ayrı ayrı birer konu. Hepsiyle kendince ilgileniyorsun. Tüm moda ve kozmetik sektörü sana hizmet ediyor. Pantolon kesimin, ceket modelin, etek boyun ya da ayakkabı stilin onlar için bir beyin fırtınası. İlgi çeken, göze hoş gelen sensin. Bunlar inkar edilemez şeyler. Ben de dediğim gibi barışığım cinsiyetimle, erkek olmak sıkıcı olurdu gibime geliyor. Gel gör ki her güzel şeyin bir cefası da var, kadın olmanın da var böyle bir tarafı. İşin içine sosyolojik sakatlıklar da girince baya acılı yanları olduğunu söylemek mümkün.
"Bir yere kadar" diye bir tabir vardır ya bizde, bilirsiniz o gıcık lafı. Ölçü tutturma konusunda masaya sürülen deli edici bir laf öbeğidir. Pek de net olmayan bir gramaj vurgusu vardır içinde, nereye kadar? nereden sonra? Hani bir ayar tutturmaktan bahsediyor da detaylar yok. İşte bu can sıkıcı muğlak ifade biz kadınların hayatının bilinmezidir. Çünkü bizler "bir yere kadar" yapabiliriz pek çok şeyi. Gece gezebiliriz ama belli saate kadar, mini etek giyebiliriz ama belli yerlerde ve belli kısalıkta. Makyajımızın bir dozu olmalı, kahkahamızın ve hatta konuşmamızın da. Dekoltemiz santim santime ayarında olmalı, rujumuz kırmızı ama çok kırmızı olmayan bir kırmızı olmalı mesela. Yürürken kırıtmalıyız ama çok değil, işveli olmalıyız ama kolay lokma imajı da vermemeliyiz. Davetkar ama utangaç gülümsemeliyiz. İçkiyi hafifleşecek ama sapıtmayacak ayarda içmeliyiz. Daha sayfalarca yazabilirim bu "döner istiyorum ama dönmesin" saçmalığındaki, ikilem dolu, yazılı olmayan kurallar silsilesinden.
Kadın olarak var olmanın ön koşulu içinden geldiği gibi değil, maalesef çizilmiş bu görünmez çizgilerin dışına çıkmadan hareket etmek. Bir de erkekler ile ilişkilerdeki kurallar var, onlardan bahsetmedim bile. Bu mecrada daha da katı orman kuralları geçerli. Bir kadın bir erkekten hoşlandığını söyleyemez, tam olarak belli bile edemez. çek bırak yönteminin dışına çıkamaz. Bilmeyen yoktur herhalde bu yöntemi. Hani bir bakıyoruz bir bakmıyoruz, mesajlara geç cevap verip en az iki kez aranmadan açmıyoruz. Erkeğin evine asla gidemez, bir yere davet edemez. bunları yaptığında başına neler gelir? Erkek kafasının algoritması şöyle işler: "Bu zaten cepte belli ki, kendisiyle sevgili olup ilişki maliyetine girmeme gerek yok. Bu kızın duyguları benimle en az birkaç kez yatması için yeter de artar, sonrasına bakarız". Bu senaryo bu şekilde işlerse kendisini dayanılmaz bir erkek olarak görüp hayatına devam eder, aranıp da belasını bulmuş kızımızın incinmiş olması beyin kıvrımlarının kavisine fazlasıyla ince gelen bir konudur. Peki çözüm? Buna maruz kalmamak için yine o meşhur "bir yere kadar" hesabı devreye giriyor ve çetin bir sınavla baş başa kalıyor kadın. "İlgimi belli etmemeliyim ama sinyal göndermeliyim ki erkeğe cesaret gelsin. Çok istekli görünmemeliyim ama adamın egosunu da sarsmamalıyım. İlk günden sevişmemeliyim de acaba kaçıncı gün sevişmeliyim? Sabahında çok umursar gibi davranmamalıyım ama çok da rahat olmamalıyım ki adam her önüne gelenle lay lay lay yattığımı düşünmesin." Nasıl güzel mi? Harika bence de.
Feminist ya da ağlak bir üsluba kaymadan bu derdi anlatmak çok zor. Ortada bir haksızlık var çünkü. Malum, kadına haksızlık yapıldığını söylemek de bu topraklarda "feminist, çirkin, çaçaron" olmak demektir. İki seçeneği vardır kadının; ya kendi bildiğini okur ve sık sık canı yanar ya da bu barbar teraziye uyar ve "insan" değil "kadın" olarak yaşar ve ölür. Ölümü usturuplu olduysa ne ala, yoksa ardından söylenecekler var bir de. Oraya hiç girmeyelim.