- Kategori
- Güncel
Doktorları Vurun (Tam Gün-1)

internetten..
Tam gün yasası bir kısım maddeleri iptal edilmekle birlikte ana hattıyla yürürlüğe girerek sağlık alanında bazı dengeleri değiştirmeye adaydır. Lehte yahut aleyhte olacağına dair varsayımlar ise kuyuya taş atmaktan öte bir anlam taşımaz.
Gelişmekte olan ülkelerde bütün alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da kimi gelişmelerin olması (olumlu ya da olumsuz) kaçınılmazdır elbet. Ancak kaçınılmaz olan bir başka husus var ki öyle yasayla, yönetmelikle düzeltilebilecek bir durum değil. Zihniyet ile ilişkili ve kültürel alt yapıya dayanan ve hususiyetle de insana verilen değer ile paralel giden bir şey.
Günümüzde bu tartışmaların ardında ufukta beliren tehlike ne yazık ki zihniyet devrimi yapmadan aşılamayacak bir problemdir. Öyle ki bir yasa ile yahut bir düşünce ile hemen ikiye bölünen bir toplumda sağlıklı ve ortak paydadan beslenen kararlar alınabilmesi ne yazık ki olası değil.
Meselenin bir tarafına doktorları koyarak lehte ya da aleyhte kimi savlarda bulunmak düpedüz iki cephe yaratmaya teşne bir zihniyetin tezahürüdür. Bu zihniyetin de ne şimdi ne de gelecekte sağlıklı bir alt yapı oluşturamayacağı gün gibi aşikardır.
Tam gün yasası “doğrudur” ya da “yanlıştır”ı tartışmak değil amacım. Birincisi böyle bir tartışmaya girmemin önünde kanuni engeller mevcuttur. İkincisi bu ve buna benzer tartışmalar ne yazık ki orta yolu bulmamıza yardım etmiyor. Üçüncüsü ve bence en önemlisi de meselenin görünen ve tartışılan kısmı sadece ayrıntıdan ibarettir.
İlk iki geçekçeyi çok fazla deşelemenin anlamı yok. Üçüncü gerekçeden yola çıkarak makalemize devam etmekte fayda var. Evet, bu topraklarda tartışmalar genellikle görünen kısımlar ile ilgili olmakla birlikte bu sav tamamen doğrudur iddiasında değilim.
Ancak gözlemlediğim bir gerçek tartışmalarımızın her zaman “sivrisinekler öldürülsün mü öldürülmesin mi?” boyutuyla sınırlı kalmasıdır. Bataklığı kurutmayı nedense ya hiç düşünmeyiz ya da olasılıkların hepsini tükettikten sonra “yahu bir de şu bataklığı kurutalım, çoluk çocuk sağlanıp ölmesin” mantığına bürünüyoruz. Bataklık kurutulunca bunun sivrisinekten kurtulmanın birinci ve en önemli şartı olduğunu ancak anlıyoruz.
Bu konuda tastamam böyle olduğu kanısında değilim tabi. Ama mesele biraz da buna benzemeye başladı. “Tam gün olmasın, yarım gün olsun”; “ya tam gün olur ya da hiç olmaz, diskalifiye ederiz”; “Abi bari bir yarım bir çeyrek olsun, maksat çoluk çocuk üzülmesin” tartışmaları bizleri esastan uzaklaştırarak sivrisineklerle gerilla tipi mücadelenin kucağına itmektedir.
Genel tartışmadan özele inecek olursak doktorluğun tanımını; bunun yanında kamu hizmetinin özelliklerini yeninde gözden geçirmekte fayda var.
Doktor tabiri esasında hep yanlış kullandığımız bir titr. Bizler (doktorlar) de dahil olmak üzere (bakın hala yanlış kullanmaya devam ediyorum) herkes bir yanlış alışkanlığın esiriyiz. Tabi “galatı meşhur” tabirini göz ardı etmiyorum. Kısaca doktor demek doktora yapmış kişi demektir. Yani; bizler tıp fakültesini okurken aynı zamanda doktoramızı da yapıyoruz. Evvelce tıp fakülteleri 4 yıl imiş ve doktora ayrı olarak yapılırmış. Sonra ekonomik gerekçelerle bu okula eklemlenmiş.
Stajyer ve intern doktorluk dediğimiz aşama doktora kısmına tekabül eden bir uygulamadır. Tıp eğitmeni olmadığım için bu konuda çok detaylı bilgi veremiyorum. Kısaca doktor dediğimiz vakit “hekim”=“tabip” anlıyoruz. Tabi doğrusu hekim yahut tabip olarak kullanmak. Ama az önce de dediğim gibi dilimize böylece yerleşmiş ve artık bunu değiştirmeye çalışmak anlamsız.
Kamu hizmeti ise başlı başına bir olgu. Kamu hizmeti sağlık da dahil olmak üzere her branşta verilebilir. Yaşadığımız topraklarda sağlık için “devlet memurluğu” statüsünde kamu hizmeti verilme yolu tercih edilmiş ve baştan beri bu minvalde istihdam sağlanmış.
Devlet tarafından belirlenen standartlar içerisinde yine devlet tarafından belirlenen ölçülere uygun olarak şimdiye değin sağlık hizmetleri bilindiği şekliyle düzenlenmiş. Yukarıda geçen tartışma işte bu yüzden bu kadar popüler, bu yüzden bu kadar su götürüyor.
Devlet memurluğu sınırları içinde kalınacaksa devletin belirlediği kurallara uyma mecburiyeti hasıl oluyor. Lakin sağlık yönetimi devlet kuralcılığı ile sık boğaz edilemeyecek kadar da hassas bir organ. Öyle ki bir yöneticinin “hakkınızı arayın” önerisi halk kitlesi tarafından “hakkınızı almak için her şey mübah” şekliyle anlaşılabiliyor. (Bunu daha sonra işleyeceğim)
Şu da var ki gençlerimiz üniversite sınavından sonra doktorluğu hala tercih ediyorsa bunu da yadsımamak ve göz ardı etmemek gerekir. İş güvencesi; saygınlık; itibar; fors; ekonomik getiri gibi etkenleri düşünen gençlerimiz tıp fakültelerini tercih etmeye devam ediyorlar.
Konu oldukça uzun ve karmaşık. Bundan sonraki bölümlerde elimden geldiğince “muayenehanecilik oyunu”; “doktorlara şiddet ve hiddet” konularına değinmeye çalışacağım.
Not: Yazı not kısmı hariç tam 657 kelime olmuş. Bu da takdir-i ilahi işte :)
Sevgi, hürmet ve muhabbetle..
Murat HACIOĞLU