​ Dolmakalem ile yazılmış bir aşk... / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Dolmakalem ile yazılmış bir aşk...

Dolmakalem ile yazılmış bir aşk...
 

Her şeyin bir yaradılış amacı olduğuna inanırmısınız siz? Kalemin kağıda aşık olmak için yaratıldığını düşündünüz mü hiç? Kalemin, parmaklarını her gezdirişinde kağıdın yumuşak saçlarında, kağıda kendisinden bir şeyler kattığını ve ikisinin yaradılış amacına hizmet eebilmek adına kendisini tükettiğini farkettiniz mi?

İnsanlar ve aşklarıda buna benzemiyor mu? Siz keşfedebildiniz mi yaradılış amacınızı? Hissettiniz mi hiç birisini sevmek için yaratıldığınızı? Önünüzde duran bir kalemi kendinize, bembeyaz bir kağıdı ise sevdiğinize benzettiniz mi? Ve hissettiniz mi onu sevebimek için tükenmeye hazır olduğunuzu? Ve hissettiniz mi, onunla bir tek an daha geçirebilmek fırsatı adına, hayatın getirip ayaklarınızın dibine bıraktığı, yaşanacak ne varsa hepsinden vazgeçebileceğinizi?

Bir başka blog yazarının şu cümleleri iz bırakmış içimde. "Taşınmak zorunda kalıyorum tüm kalplerden ve karton kutulara sığmıyor artık yalnızlık"...Güzel cümle, belki biraz eksik... Taşınmak zorunda kalırsın kimi zaman kalplerden, bazende taşınmak zorunda bırakılırsın. Oysa ki sen hiç istemiyorsundur alıp başını gitmeyi. İhtiyacın vardır o kalbin sıcaklığına. Belki soğuk bir sonbahar günü, nemli bir banka oturursun ve başlarsın içini karıştırmaya, senin için kutsal olan ne varsa çıkarabilmek için. Ona sunmak istersin herşeyini, o kalpte konaklama bedeli olarak. Elin gider telefona ister istemez. Kafanda çevirip durursun kelimeleri, en doğru cümleleri kurabilmek için. Ürkeksindir, korkarsın kendini ifade edememekten. Ya dersin, ya anlatamazsam anlatmak istediklerimi. Gerçektende öyle olur. Öyle heyecanlanırsın ki karşıda, onun alo deyen sesini duyduğunda, konuşamazsın bile doğru düzgün. Beni arama bir daha deyen sesi koyar bu panik haline son noktayı. O anı tasvir edebilirmisin? Bence hayır! Bence tek söyleyebileceğin, kurmak istediğin o güzel cümlelerin, boğazına kadar bile çıkamadığı, daha kalbinde düğümlenip kaldığıdır... O hoşçakal der, sen susarsın...

Susarsın çünkü kurmak istemezsin ona dair bir veda cümlesi. İstemezsin bir gün yine birlikte olabileceğinize dair tek umudunu önünde akan suya bırakıp yitip gitmesini seyretmeyi, kağıttan bir gemi misali. Kalbin kırılır, için acır. İncinirsin ses tonunun ve kelimelerinin, soğukluğuna ve umursamazlığına. Ama dersin, ama o ne zaman gelip çalsa benim yüreğimin kapısını, ben açtım sonuna kadar ve kendi yüreğiymiş gibi rahat konaklamasına izin verdim. O şimdi neden kovuyor beni yüreğinden? Ağır, gri bir renk kaplamıştır etrafını o bankta otururken. Yerde, tam ayaklarının dibinde duran kalbinin kırıklarını rüzgarın alıp savuruşunu izlersin bir süre daha. Halin yoktur, yere eğilip kurtarabileceğin bir parçayı alıp, cebine koymaya. Umursamazsın belkide. Sen olmadıktan sonra kalp benim ne işime yarar ki dersin içinden. Yanına yolluk diye hazırladığı"hakkını helal et" sözünü sıkıştırırsın kolunun altına... Kalkarsın sonra başlarsın yürümeye. Başın önünde, gözlerin yerde, öyle sessiz, öyle durgun, öyle hüzünlü, öyle çaresiz. Kızarsın kendine, yine anlatamadım dersin.

Anlatamadım ona bütün ömrümü ona adamak istediğimi. Anlatamadım kendime hiç birşey ayırmadan elimde ve yüreğimde ne varsa ona vermek istediğimi. Anlatamadım son nefesime kadar yalnızca onu mutlu etmek için çalışacağımı ve hiç azalmayan bir sevgi ile ona sarılacağımı. Anlatamadım onu ne çok sevdiğimi, son nefesimide onun gözlerine bakarak vermek istediğimi. Anlatamadım!...

Belki sen anlatmışsındırda , sadece o umursamamıştır bunları. Ama sen anlatamadım dersin, kendine öfkelenirsin. Göğsünün içinde bir ses duyarsın sonra. Anlarsın bir guguklu saate benzeyen kalbin onu çalıyor yine her atışında. Çok özlemişsindir. Ağlarsın!...

Farkedersin ki yarım kalmış aşkların son cümleleri asla tükenmiyor. Her zaman keşke şunuda söyleyebilseydim, sonra bitseydi dediğin bir son cümle oluyor ve biliyorsun ki o son cümleyi başka son cümleler takip edecek... Bu durum aklına sonsuzluğu getirir sonra. Bilmem nereden duyduğun bir konuşma döner durur zihninde. Cennete gidenler sonsuza kadar sevdikleri insanla beraber olacak, diye duymuşsundur belki. Çılgınca bir ümit kaplar içini. "Yeryüzünde cenneti yaşamak"dedikleri şey bu mu olsa gerek? Onu görmekten, sesini duymaktan, varlığından haberdar olmaktan bile mahrum bırakıldığın bir anda, onunla sonsuza kadar devam edecek bir yaşam sürebilmek düşüncesinin yerleşmesimidir içine, yeryüzünde cenneti yaşamak? Eve gidip uyumak istersin bu düşüncenin aşkı ile. Derin bir uykuya dalmak istersin, bir daha uyanmayacağın. Dalamazsın o uykuya. Bir umut vardır içinde, bir gün yine yollarınızın kesiceğine dair bu dünyada ve hayattan birlikte bir an daha çalabileceğiniz bir an olması umudu. Hem kaçırmayı göze alamazsın o anı, hemde arkanda senin gidişinle yıkılacağını bildiğin birkaç kişinin üzülmesine dayanamazsın. Zaten sen hiç becerememişsindir arkanı dönüp gitmeyi. Uyuyamazsın!... Uyuyamamak değil de, zamanın bir türlü geçmemesi koyar insana o sonsuz birlikteliğin geleceği anı beklerken...

O uyuyamadığın gecelerde, bakarken pencereden, aşağı süzülen yağmur damlalarında bulursun yitip giden çocukluğunu... Özlersin o günleri, yine çocuk olmak istersin. Çocukluk aşkları yaşamayı özlersin. Bir kurşun kalem olduğun ve bir kaç silgi darbesi ile silinebilen aşkları yazmayı özlersin. Şimdi aklına geldiğinde gülüp geçebildiğin ve her bittiğinde daha iyisi olur deyebildiğin aşk ları özlersin. Oysa ki ne çocuksundur sen artık, ne de bir kurşunkalem... Bir dolmaklemsindir şimdi sen. Kendini tüketmek pahasına, silgilerin silemeyeceği bir aşk romanı yazmış olan. Bir dolamkalemsindir ve bir insansındır. Ortalama yazılara ve ortalama aşk lara tahammülü olmayan. Yüreğin ve aklın her zamanki gibi sevdiğin insana çevrili, dinliyorken hafiften yağmurun sesini ve gözlerin nemli iken hafiften, hafiften bir sitem yollarsın hayata. Sormadan geçemezsin, mutluluklar benim gözyaşlarım üzerine kurulmak zorunda mı diye. Olsun dersin yine de, tek o mutlu olsun.... Gerisi önemli değil. Ben, bin kere tükeneceğini bilsem mürekkebimin, bin kere bu aşkı yazarım bembeyaz bir kağıda... Yani sana...

 
Toplam blog
: 5
: 4686
Kayıt tarihi
: 08.11.09
 
 

1981 Eskişehir doğumluyum... Duygularımı. Düşüncelerimi ve hissettiklerimi sizlerle paylaşabilmek ad..