​ Dom (22) Doğadaki Oluşumun Özeti: “Wave Structure Of Matter'' / Bilim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '10

 
Kategori
Bilim
 

Dom (22) Doğadaki Oluşumun Özeti: “Wave Structure Of Matter''

Dom (22)  Doğadaki Oluşumun Özeti:  “Wave Structure Of Matter''
 

doğadaki varlıkların yapı ve dokuları sürekli değişmektedir.


Sürekli değişim-dönüşüm içindeki doğa ve dünyamızın nasıl böylesine sürekli bir değişim dönüşüm içinde olduğunu anlamak için, kuantum fiziğinin nasıl geliştiğine bakmak gerekir.

Kuantum kavramının ortaya çıkışıyla elektron, foton gibi temel öğelerle yapılan deneyler, “atom-altı-parçacıklar” olarak tanımlanan bu en temel doğal sistem öğelerinin sabit bir yapısal şekilde olmadığını ortaya koymuştur. Sabit bir yapıda olmamaları demek, bu temel öğelerin durumlarının sürekli değiştiği anlamına gelmektedir. Kah var, kah yok olmuş gibi görünmektedirler. Kuantsal öğelerin bu değişkenlikleri Schrödinger (1926) tarafından, onların sürekli bir salınım (dalgalanma) içinde oldukları şeklinde yorumlanmış ve meşhur Schrödinger denklemi ortaya çıkmıştır. Scrödinger’in denklemi kuantum fiziğinin en temel formülü olmuştur.

Oluşturduğu bu formülün proton, nötron, elektron, foton gibi varlıkların temel yapı-taşlarının davranışlarını açıklaması, Schrödinger’in doğaya bakış açısını değiştirmiş ve bu temel öğelerin sürekli salınım içinde olmalarından giderek, doğadaki tüm yapısallaşmaların köpüksü (Schaum-Struktur) şekilde, yani sürekli değişkenlik içinde olmaları gerektiğini savunur olmuştur. Yani, kuantum fiziğinin oluşumunda büyük katkıları olan Schrödinger, doğa ve dünyamızın sabit yapılı ve dokulu bir sistem değil, sürekli değişim-dönüşüm içinde olması gereken bir sistem olarak tasarlamıştır.

Ancak genelde insanlar gelenek ve göreneklerin etkisiyle programlanıp-yönlendirildiklerinden, doğa ve dünyadaki varlıkların kendi-kendilerini “information & self-organisation” yöntemiyle örgütleyip-geliştirebileceğini bir türlü kabüllenememişlerdir. Çünkü tüm geleneksel hayat görüşleri doğadaki oluşturucu-yönlendirici gücü, varlıkların dışında olduğunu varsaydıkları “vis plastica” olarak tanımlanan “olağan-üstü güçlü-kuvvetli-bilgili” (omnipotent= her şeye kadir, omniscient= her şeyi bilen, omnipresent= her an her yerde olabilen) bir yontucu-şekillendirici varlık şeklinde tasarlamışlardır. “Vis plastica”, bir heykeltıraş gibi maddeleri şekillendirerek doğayı oluşturan şekillendirici kuvvet anlamını taşır.

Bu tür bir temel hayat ve doğa görüşü ile simetrileri kırılıp, ona göre sabitleştirici ve köleleştirici işlemlere uğrayan insanlar (ister fizikçi, biyolog vs. olsun, ister din adamı olsun), doğadaki oluşum mekanizmasını bir türlü gerçeğe uygun şekilde açık ve net ifade edememişlerdir.

Bu nedenle:

>fizik deneylerinin çok net bir şekilde varlıkları oluşturan temel öğelerin “kuantların temel özellikleri” başlığı altında açıklanan özelliklere sahip olduklarını göstermelerine;

> ve dinamik sistemler fiziğinin doğadaki tüm oluşum ve gelişimlerin “information & self-organisation” esasları çerçevesinde gerçekleştiğini ıspatlamasına rağmen,

insanlık hala temel eğitim sistemini asırlar öncesinin doğal ve hayat görüşüne göre yürütmektedirler. Bu hatalı doğal sistem görüşlerine göre simetrileri kırılıp, köleleştirilen ve sabitleştirilen insanlar da, bir türlü doğal sistemi anlayamamaktadırlar.

Schrödinger’den sonra en son Wolff (1998, 2008) doğal sistemin dalgalanma yapılı (wave structure of matter) şeklinde olduğunun fiziksel argümanlarını ortaya koymuş ve Schrödinger’in “Schaum-Struktur” görüşünün doğru olduğunu “Schrödinger’s Universe = Schrödinger’in evreni” adını verdiği kitabında ifade etmiştir.

Şimdi bu temel fizik verileri ışığında, doğadaki varlıkların içyapısallaşmalarının nasıl olduğunu bir şekil üzerinde gösterip, açıklayalım.

Şekil 18: Doğadaki yapısallaşmalar Schrödinger’in terimiyle “köpüksü bir dokuda”, Wolff’un terimiyle “wave-structure = salınımcı bir yapıdadır”.

>(A) şeklinde doğadaki 3-boyutlu, dolayısıyla 3-eksenli yapısallaşma sistemi ve bu sistemi başlatan kuantsal salınımcılar;

>(B) şeklinde, tuz kristalindeki Na ve Cl atomlarının sıralanış şekli ve atomlar arasındaki uzaklık (birim-hücre boyutu yaklaşık 5.64 angström (A0)dür).

>(C) şeklinde her bir atomun sürekli salınım içinde olma durumu ve atomların birbirleriyle etkileştikleri (haberleştikleri) (Wolff 2008den).

> (D) şeklinde ise canlılar aleminin temel öğelerinden olan proteinlerin, çevre koşullarına göre nasıl şekil değiştirdikleri ve bir mekanik alet gibi işlevler yaptıkları gösterilmektedir.

Örnek olarak hepimizin bildiği tuz kristalini ele alalım. NaCl kimyasal formülüyle bilinen tuz kristalinde sodyum (Na) ve klor (Cl) elementleri, 3-boyutlu (3-eksenli) bir geometrik yapıda dizilirler. İki Na ataomu arasındaki mesafe, en küçük kristal öğesini tanımlayan “birim-hücre” olarak bilinir ve yaklaşık 5.64 angström kadardır. (Angström 10-8cm.)

Sonuç olarak şunu vurgulamak gerekir: Bizim cansız olarak düşündüğümüz taş, toprak, vs. gibi maddeler cansız değildirler, içlerinde yaşam ve hareketlilik vardır. Her bir varlığın yüzeyinde plasmon denilen ekstra bir sinyal sistemi oluşur ve biz onun için bir tuz kristalini, bir yaprağı, bir elmayı birbirinden farlı nesneler olarak algılarız.

“Tabana Dayalı Karşılıklı Bağımlılık Dereceleri ve Katalizör Etkisi” başlıklı bölümde vurgulandığı üzere, her varlık bağımlı olduğu enerji kaynağı türleriyle nasıl etkileşim oluşturacağının kayıtlarını tutmak zorundadır. En temel enerji kaynağı da kuantsal öğeler olduklarından, sonradan oluşan molekül, kayaç, hücre, hayvan, vs gibi tüm üst-düzey varlıklar, hem kendi iç bileşenleri arasında, hem de çevresindeki diğer varlıklarla sinyal alışverişlerinde bulunmak zorundadır. Bu zorunluluk ise, varlıkların yapısal durumlarının sürekli bir hareketlilik, yani salınımlı yapı, Wolff’un terimiyle “wave-structure” içinde olmasını gerektirir.

Bileşenlerden kökenlenen bu canlılık ve yaşam başlangıcı etkinliği, günümüz dünyasında kendini tam anlamıyla göstermektedir. İnternet dünyasında tabandaki bireylerden kökenlenen binlerce aktivite, toplum hayatını yönlendirir olmuştur. Facebook, twitter, youTube, yahoogroups, google vs çerçevesinde binlerce farklı fikir ortaya atılmakta ve insanları etkilemektedir. Liderli sistemler bu tür aktivitelerden zararlı gördüklerini kapatmaya çalışmaktalarsa da, uzun vadede, tabandan (halktan) kökenlenen bu girişimler gittikçe artacak ve toplumsal sistemi içten feth edecektir. Çünkü doğal sistemde yönlendirici, hayat verici, kuvvet oluşturucu temel faktör, bileşenlerin bizzat kendilerindedir. Onun için doğa ve dünyamız sürekli değişim içinde (yani wave-structure) olmaya devam edecektir.

 
Toplam blog
: 45
: 973
Kayıt tarihi
: 14.08.10
 
 

K.T.Ü.de paleontoloji ve tarihsel jeoloji öğretim üyesiyim (Prof. Dr.). Yeryuvarında hayatın oluşum ..