- Kategori
- Gündelik Yaşam
Dördüncü dünya...

Uyandım.Gözlerimi ovuşturarak odamın içine bakındım.Kafamın içindeki ses "Gerçek dünyaya hoşgeldin" dedi "hoşbulduk" demek içimden gelmedi. Az önce, o tatlı uykunun içinde dolaştığım bambaşka gezegeni ve sarhoş eden rüzgarı bırakıp, gecenin bir yarısı odamın ölgün ışıklı duvarlarına bakmak hoşbulmama engel oldu. Yatağın içinde oturup düşünmeye başladım.
İçinde hep birlikte yaşadığımız bir dünya vardı. Hani birbirimizin gözünü oyduğumuz, kanını döktüğümüz ve üzerinde olan hiç bir şeye bu küçük bedenlerimizle engel olamadığımız ve giderek içini boşaltığımız dünya. Söylenen sözler hoşumuza gitmese de, üzerindeki zehir ciğerlerimize dolsa da, dökülen kanlar ellerimize bulaşsa da üzerinde yaşamaya mahkum olduğumuz... Hayatın olması gereken tüm güzelliklerini birer birer çekmecelerde unuttuğumuz...Geleceğin ışıltı saçmadığı ve yüreklerimizi umut yerine korkuyla doldurduğu bir dünya...Üzerinde artık yaşamak yerine savaşmak zorunda olduğumuz bir dünya... Artık tasvir ederken cenehheme dair tüm sıfatları kullandığımız bir dünya...
Az önce içinden çıkıp geldiğim ise başka bir dünyaydı.Aklımın bilmediğim derin sularında dibe batanların ne zaman yüzeye çıkıp görünür olacağını bilemediğim rüyalar dünyası. Çok tuhaftı.Herşey beynimin derinliklerinde olup bitiyordu ama kontrol bende değildi. Zaman zaman korkutuyor ve uyandığıma gerçek dünyaya döndüğüme şükrettiriyor zaman zaman ise o masalsı yerden bir sesle kopartıldığıma öfkelendiriyor ve gözlerimi kapatıp o rüyaya devam etme ve rüyalar ülkesinde biraz daha vakit geçirme isteği doğuruyordu.
Başka biri ise bu ikisinden çok ama çok farklı çok daha büyülü idi; Hayaller dünyası.Sınırsız bir özgürlüğe sahiptik orada. Dünyayı istediğimiz gibi hayal edebilirdik. Yeşil kırlar, mavi bir deniz kıyısında büyük beyaz bir ev içinde yaşabilirdik.Sevdiğimiz adam bize beklediğimiz tüm güzel sözleri söyleyebilirdi. İstediğimiz her yere bir saniye içinde gidebilirdik. Uzun yürüyüşlere çıkar, kilo almadan istediğimiz kadar yer ve kalbimizde yatan tüm güzelliklere kavuşabilirdik. Küçük yüzlü sevimli kadınlar, uzun boylu dürüst adamlar, elma bahçeleri, küçük sahil kasabaları, mavi bir gökyüzü, bahçesinde papatyalar olan kır evleri, çiçekli elbiseleriyle her daim gülümseyen komşu kadınlar, savaşların olmadığı ülkeler, dünyanın henüz masum bir bebeğe benzediği zamanlar düşleyebilir ve tüm bunlar içinde yaşayabilirdik.Tüm kontrol bizdeydi ve o dünyaya istediğimiz an geçebilirdik.
Üç farklı dünya seçeneği vardı insan için.Birinden bıktığı zaman diğerine adım atabileceği...Dünyanın kederinden yorulduğunda rüyalara, rüyalardan sıkıldığında hayallere dalabileceği üç farklı dünya... Ama keşfedilecek başka dünyalar var mıydı? Belki...
Şimdi başka bir dünyanın üzerinde nefes alıyorum. Kelimelerden oluşan küçük taşlara basarak nehirler geçiyorum, cümlelerden oluşan asma köprülerde yürüyorum. İçinde sözcüklerin kaynaştığı derin denizlere bakıyorum. Şimdi yazmanın büyülü dünyasında dolaşıyorum.
Bu dördüncü dünya mı?
RESİM: Josef Palecek