​ Dünya bir Köy olsaydı ya da Zeitgeist / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '11

 
Kategori
Felsefe
 

Dünya bir Köy olsaydı ya da Zeitgeist

Dünya bir Köy olsaydı  ya da Zeitgeist
 

Sizin köyünüz nasıl olsun?


Geç haberdar olduğum Stanford Üniversitesi’nin 2007 yılı kaynaklı bir çalışmasının sonuçlarına göre, dünya nüfusu mevcut halkların oranları muhafaza edilerek, 100 kişilik bir köy kadar küçültülebilseymiş bu köy şöyle olacakmış: 

57 Asyalı, 21 Avrupalı, 14 Amerikalı (Kuzey, Orta, Güney) ve 8 Afrikalı 

Bunların 52'si kadın, 48'i erkek 

30 beyaz, 70 beyaz olmayan 

30 Hıristiyan, 70 Hıristiyan olmayan 

89 Heteroseksüel, 11 homoseksüel 

6 kişi bütün servetin % 59'una sahip ve bunların hepsi ABD kökenli 

80 kişi kötü evlerde yaşayacak 

70 kişi okuma-yazma bilmeyecek 

1’i ölmek üzere,  

1’i de doğmak üzere olacaktı. 

Sadece 1 kişi bilgisayar sahibi ve 

Sadece 1 kişi de (evet, sadece 1 kişi) üniversite mezunu olacaktı. 

Böyle bir köyde mutlu olma olasılığınız ne olurdu dersiniz? Yeri geldiğinde dünya vatandaşı olduğumuzu söyleriz ya, dünyanın böyle bir demografik yapısı olduğunu bilerek mi telaffuz ederiz bunu? Aslında %6’nın toplam servetin yarısından çoğuna sahip olması o maddeden sonra ifade edilen gerçeklerin açıklamasını da içeriyor. Çoğumuz mikro (kendi çevremiz), azımız makro (ülke) bazda düşünürüz ekonomiyi. Oysa gelir dağılımı eşitsizliği ne çalıştığımız şirketle, ne yaşadığımız şehir veya ülkeyle ilgili bir konu. Globalleşme denen hilkat garibesi sömürü düzeninin globalleşmesi demek. Müreffeh ülkeler olmayanlar sayesinde bu durumda. Müreffeh olmayan ülkelerdeki durumu iyi olanlar aslında global sömürü çarkına daha çok para pompaladığı için iyiler. Bu çarkın dışında kalmaya çalışan ülkelerin, liderlerin başlarına gelenler güzide (!) medya sayesinde çok az kişi tarafından biliniyor. 

Bilmek, onaylamak anlamına gelmez. Dünyada hakim olan düzenin ne olduğunu öğrenmek bu düzene karşı olmayı gerektirmediği gibi illa karşı olmak anlamına da gelmez. Sömürü düzeninin mekanizmasını öğrenerek siz de paranıza para katabilir ya da paranın olmadığı bir paylaşım düzeninin özlemini duyanların safına katılabilirsiniz. 

Dünyada aslında kaynak sorunu yok diyen birisine sadece gülersiniz, değil mi? Peki bir elmas tüccarının dünyadaki elmas fiyatlarını onda birine düşürecek miktarda bir elmas madeni bulunduğunda bu madeni işletmeye açtırmamak için elinden geleni ardına koymayacağı söylenecek olursa bu size makul gelmez mi? 

Teknoloji geliştikçe insanların yaptıkları işi makinaların yapar hale geliyor ve işsizlik artıyor, değil mi? O halde teknolojik gelişmeyi neden isteyelim? Neden ar-ge için kaynak ayıralım? Bu, bindiğimiz dalı kesmek anlamına gelmiyor mu? 

İşsiz olan ve ya işsiz kalan insanlara “hiç”leşmiş gibi davranıldığına şahit olmadınız mı? Bir insan para kazanmıyorsa değersizdir anlamına gelmez mi bu? Gün gelir para kazanır diye değil, her insanın sadece insan olması nedeniyle bir değerinin olması gerekmez mi? 

Şimdi şunu düşleyelim: Dünyada yaşayan tüm insanların barınma, beslenme, giyinme, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarının asgari düzeyde karşılanma garantisi olsa neler değişirdi? Sadece kendisinin değil, çocuklarının torunlarının ve onların torunlarının da bu garantisi hep olacak olsa yani… 

Ne dediniz? Ütopya mı?! Yani ‘olmayan yer’! ‘Olmayacak şey’! 

Dünyadaki pek çok değişim bir ütopya uğruna verilen uğraşılar sonucu gerçekleşmiştir. Varılan yer, amaçlanan yer olmayabilir. Ama nereye varılırsa varılsın günümüz düzenindekinden daha adaletsiz bir nokta olmayacaktır. 

Buraya kadar yazdıklarımı bölük pörçük bulmuş olabilirsiniz. Eğer sorduklarım sizde bir nebze merak uyandırdıysa aşağıda vereceğim bağlantılardaki Zeitgeist filmlerini izleyiniz. 

İlk ikisi iki saatlik, üçüncüsü yarım saatlik bu üç belgesel ufkunuzu genişletecek, onaylamasanız bile en azından bilmenizi sağlayacak. Önce kısa olanından başlayın, gözünüz korkmasın. Bağlantılara geçmeden, bu filmlerden ilkine atfen yazılan bir yazıyı paylaşayım : 

Öyle bir film ki:
İlk kez 2007 yılı Haziran ayında Google Video’da yayınlandı. Yayınlanır yayınlanmaz günde 70 bin, ayda yaklaşık 2 Milyon izleyenle internet tarihinin en çok izlenen ve toplamda dünyanın en çok indirilen filmi oldu. 15 Mart 2008’de dünya genelinde gösterim günü ilan edildi ve 1800 noktada özel gösterimler düzenlendi. Aynı gün Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi’nde ve Atlas Pasajı Nefes Cafe’de gösterildi. IMDB’de 8.7 puan aldı. Oylamaya katılan 3, 877 kişiden 2, 450’si filme 10 tam puan verdi. Filmin içeriği dünya genelinde çok büyük tartışmalar yarattı. … Bütün bu tartışmalara rağmen büyük yayın kuruluşları filmin adını ağızlarına dahi almadı. Bütün sansasyonel etkisini bağımsız internet siteleriyle sağladı. Korkularımızla yüzleşmemek adına “komplo teorisi” kelimesine dört elle sarılır olduk. Özellikle dönemimizde öyle insanlık dışı olaylarla karşılaşıyoruz ki bunların kökenini araştırmak, hatta düşünmek bile bizleri korkutuyor. Mesela “İnsan Hakları”. Batı medeniyeti merkezli olduğuna inandığımız bu kavramın tam da Batı Dünyası tarafından ayaklar altına alınması hayata karşı güvensizliğimizi zirvelere taşıyor. Toplu mezarlar, petrol için öldürülen bebekler, işkencenin ABD tarafından standartlarının belirlenmeye çalışılması bizlerin insani kriterlerini de bulanıklaştırıyor. … Bize söylenenler, öğretilenler yalan olmalı ki bu insani kriterleri yaratanlar kendileri her türlü değeri alaşağı ediyor. ZeitGeist filmini seyredenler bu sorgulamayı daha yıkıcı yaşayacak. Ya uyanacak, ya olanlara şaşırmaya devam edecek. Film din, para, ve korku üçgeni içerisinde kıstırılan toplumların nasıl yönlendirildiğini, ... nasıl köle bir toplum yaratıldığını ve daha pek çok gerçeği anlatıyor. 

” Filmleri izledikten sonra ne yapacağınız size kalmış. (Not: Google’da “zeitgeist” yazdığınızda 9 milyon sonuç geliyor. ) 

Yazımı filmlerin içeriğiyle doğrudan bağlantılı bir özdeyişle bitireyim:  

"Hastalıklı bir topluma uyum sağlamak, sağlıklı olmanın bir ölçütü değildir." Jiddu Krishnamurti 

 
Toplam blog
: 16
: 688
Kayıt tarihi
: 03.07.11
 
 

Kırkaltı yaşındayım ama hala yirmilerimde sorduğum sorulara yanıt bulamadım. Mühendislik mezunuyu..