- Kategori
- Bilim
Dünyanın Hâkimi !..

Dünyaya tam anlamıyla egemen olan bu üstün varlığın, yeryüzünde nasıl ortaya çıktığını araştırırken, bizi 2 milyon sene gerilere götüren bu "Austrolopithecus", acaba nedir?.. İsimleri, "Güney Maymunu" anlamına gelen bu canlılar önce Güney Afrika'da, sonra da Orta Afrika'da bulunmuştur.
Maymun sözcüğü kimimizi şaşırtacak, hattâ içimizden bazılarını kızdıracak bile!.. Ne yâni, maymunlardan mı türedik diye söyleneceğiz!.. Lâkin hayır!.. İnsanlarla maymunlar arasında olsa olsa bir amcazâde ilişkisi vardır.
Maymunlar ve biz, aynı kökten gelmekteyiz. Türlerin evrimini canlandıran hayâli bir ağaçta, birbirlerine çok yakın fakat yine de ayrı dalların üzerinde bulunmaktayız.
Geçmişe bakıldığında, yaşamın başlangıcından bu yana hayvanların bu denli sık değişmiş olabilmeleri insanı şaşırtıyor ve şimdi, Yer'in artık hiç değişmediği sanılıyor. Bu çok yanlış bir kanıdır! Yerküremiz, çok yakın zamanda, elleri ve beyni hayli gelişmiş bir canlı türü ortaya çıkmasına sahne olmuştur ki, buna bir patlama demek daha yerinde olacaktır. Bu yeni tür, bugünkü büyük maymunlardan ve insanlardan meydana gelmektedir.
Maymunlar, daha doğrusu onların ataları, Yer tarihinde oldukça yeni dönemde, bundan 20 ya da 25 milyon yıl önceleri ortaya çıkmışlardır. Hiç şüphesiz onlar, bütün hayvanların en akıllılarıdır. Üstelik elleri, başka türler için olanaksız sayılacak hareketleri yapabilmelerini sağlamaktadır. Bu ellerin çok işe yaramasının sebebi, nesneleri tutmaya olanak sağlayan bir başparmağa sahip olmasıdır. Ellerinin bu biçimde olması, onların ağaçlarda yaşadıklarını, böylece süratle tırmanmak zorunda bulunduklarını kanıtlamaktadır.
İçerisinde bulunduğumuz günü, öğle vakti 12 olarak kabul ettiğimiz o Yer saatine göre bu olaylar, öğle vaktine 3-4 dakika kala meydana gelmiştir. Öğleye 30 ya da 40 saniye kala da, yeryüzünde, ağaçlardan inip yerde dik durarak yürüyen canlılar ortaya çıkmış olmalı.
Ağaçlardan yere inince, hele nesneleri tutmaya, sıkıca yakalamaya olanak veren ellere de sahip olunursa, ayakta dik yürümek hayli büyük bir avantaj sayılır. Bu konumda eller vücudun ağırlığını taşımak zorunda olmadığından, istenilen şekilde kullanılabilir.
Ağaçlardan inen, dik yürüyen, elleri olan bu canlı yaratıklar odun kesebiliyor, taş kırabiliyor, silâh dahi yapabiliyorlardı. Keskin diş, pençe, boynuz gibi doğal silâhı olmayan bu canlılar, şimdi diğer bütün hayvanları öldürebilecek duruma gelmişlerdi.
Ne var ki, yeryüzünde yaşayan diğer bütün canlılardakinden daha gelişmiş bir beyin tarafından yönetilmeseydi, bu serbest eller hiçbir işe yaramazdı sanırım. Beynin komutasındaki eller, çok çeşitli ve çok karmaşık hareketler yapabilecek duruma geldiler. Ayrıca dik duruş, beynin gelişmesini de kolaylaştırmıştı.
Hayvanlardaki gibi öne doğru sarkmayıp, omurganın üzerinde dimdik durduğundan; kafatasının hacmi büyüyebilir ve ense kökünde, onu dik tutmaya yarayacak kalın kasların bulunmasına da gerek yoktur. Aynı zamanda, çıkık çene kemikleri daha geri çekilince, hayvanların kafa yapısını anımsatan görünüş de silinir. Buna karşılık, kasların üzerindeki alın kısmı hayvanlarda geri kaçtığı hâlde, burada giderek daha çıkık duruma gelir. Bu değişiklikler insan biçimine götüren bir gelişmeyi meydana getirmektedir.
Elimizde insan evriminin birçok döneminden kalma hiçbir taşıl yok!.. Ya da, daha henüz elimize geçmedi. Lâkin bugün kesinlikle biliniyor ki, Yer tarihini ölçen saate göre, Afrika'da bundan 10, 20, 30 saniye evvel yaşamış Austrolopithecus'un tam anlamıyla insan sayılamayacak iki türü, daha o zamanlar bile gereçler yapabiliyorlardı.