- Kategori
- Felsefe
Dünyaya Gelmek Hüner Değildir

Dünyaya gelmek hüner değildir / Yüksel ki yerin bu yer değildir, demiş Namık Kemal. Öyle ya: Sadece anababası çocuk istediği için dünyaya gelen bir bebeğin ne denli hünersiz, ne denli anneye muhtaç olduğu daha ilk dakikadaki çaresizliği ile kendini göstermiyor mu zaten.
Bireyin hüner edinmesinde pek çok etken rol oynar: genetik mirası, çevresi, deneyimleri, eğitimi vbg. Kişiye düşen görev iç ve dış koşulların ona sağladığı olanakları maksimize etmek, yani mevcut potansiyelinden limonu sıkarcasına yararlanmaktır.
İdealist bireylere düşen ise, sanatın ve bilimin sağladığı olanaklarla donandıkça yaratıcılığını besleyip büyütmek ve hem milletine, hem insanlığa daha önce yapılmamış şeyler sunarak, insanlığın refahını ve kültürel evrimini daha da ileriye taşımaktır.
Şöyle de diyebiliriz: İnsan hayal gücünü genişlettikçe; özel yeteneklerini ortaya çıkarıp kullandıkça; el ve beden hünerlerine yenilerini kattıkça; sezgilerini geliştirdikçe; ruh ve beden sağlığını korudukça; duygularını yaşatıp denetleyebildikçe; kültür, sanat ve bilim ürettikçe; ahlâkî ve etik değerler yüklendikçe ve sınırlarını zorlayıp kapasitesini genişlettikçe yücelir.
Gerekli olan bu iken; bütün bu güzelim değerleri elinin tersiyle iten, yan gelip yatan, ne kendine ne de çevresine bir yararı olmayan insanların sayısı hâlâ o kadar yüksek ki... Dünyaya gelmiş olmanın amacını ve hazzını bilmeyenler, kendine hiçbir katma değer yüklemeyenler, bir tek kitap okumamış veya hiçbir müzeye uğramamış olanlar o kadar çok ki...
Onlara, dünyaya gelmiş olmanın bir hüner olmadığını, esas hünerin “bir günün diğerine benzememeli” tavsiyesinde gizli olduğunu nasıl anlatmalıyız, bilemiyorum. Ama belki de, onlar olmadan diğerlerinin değeri anlaşılmayacağı için, onların da varlığına gereksinim vardır.
Herkese kendini gerçekleştirebilmesi için uygun koşullar ve yaratıcı enerji diliyorum...