- Kategori
- Siyaset
Duran Kalkan'dan tehdit ve açılımda ikinci aşama...

"Bu eylem mücadelenin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Laftan anlamayanlara kendi anladıkları dilden mesaj verilmiştir. Bu bir uyarıdır."
Sokak kabadayısı ağzıyla bu lafları kim diyor? Duran Kalkan...
Kimdir bu Duran Kalkan? Adanalı bir Türk... PKK'nın eylemlerden sorumlu yöneticisi!
Kime diyor? PKK'nın görünüşte varlık sebebi olan Kürt Sorunu'nu ilk defa ciddi bir şekilde ve cesaretle çözmeye karar vermiş olan bir hükümete!
Peki, ne zaman diyor? Tam da açılımın yol almaya başladığı bir sırada diyor! Yani muhalefetin iktidarı PKK ve APO'yla işbirliği içerisinde olmakla, ihanetle suçlamasına rağmen, iktidarın israrla açılımı sürdürmeye çalıştığı bir sırada...
Bahsettiği eylem de, PKK dışındaki vicdan sahibi herkes tarafından lanetlenmiş olan Reşadiye pususudur. Aslında bu hain ve alçak eylemin emrini veren Duran Kalkan, Reşadiye'de yedi askerimize değil, barışa pusu kurmuştu!
Tokat gibi bir yerde vatani görevini yapan bu masum askerlerin ne günahı olabilirdi ki? Kaldı ki şehit olan askerlerden üçü de Kürt'tü. Eylemin anlamsızlığını ve amaçsızlığını anlatmaya çalışıyorum; lideri olduğu partisinin kapatıldığı ve kendisinin de siyasi yasaklı yapıldığı gün Ahmet Türk oğlunu askere gönderdi. Demem o ki; bu saldırı daha sonraki bir zamanda yapılsaydı, şehit olan Kürtlerden biri Ahmet Türk'ün oğlu olabilirdi!
Umutla barışı özleyen ve bekleyen biri olarak bu olayı duyduğumda kanım dondu ve her şeyi unuttum. Sadece pusuya düşürülen ve otomatik silahlarla mermi yağmuruna tutulan ve hayatlarının baharlarında can veren o masum ve körpe yavruları düşündüm. Peşinden, evlatları için gün sayan yedi ocağa düşen ateşi düşündüm, içim bir kere daha "cızzz" etti.
PKK dışındaki, APO da dahil, herkes de aynı şekilde şaşkındı ve bir anlam veremiyordu bu hain eyleme...
Umutsuz da olsa bir "özür" bekleniyordu... "Yanlışlık oldu", "üzgünüz", "haberimiz yoktu" açıklaması!
Yukarıdaki açıklamadan anlaşılıyor ki; bu eylem, azıcık vicdan sahibi herkesin yüreklerini parçalarken, PKK yöneticisi Duran kalkan gibi birilerinin de bencil egolarını tatmin etmektedir!
Duran kalkan, sadece iftiharla sahiplenmekle de kalmıyor, "devamı gelecek" diye de tehditler savuruyordu!
Hiçbir normal insan böyle bir vahşi olayı sahiplenmeye kalkmaz ve bunu kendisine iftihar vesilesi yapmazdı!
Demek ki, böyle bir kişilikle insan gibi konuşmak, anlaşmak ve barış yapmak imkansızdır. Bu birincisi...
İkincisi; Duran Kalkan kimi tehdit ediyor? Yoksa komşu aşireti mi tehdit ettiğini sanıyor! Onun karşısındaki Türkiye Cumhuriyeti devleti...Yani Kurtuluş Savaşı'nda yedi düvele karşı koyularak yoktan var edilen bir devlet... Kaldı ki, hangi devlet bu tehditlere boyun eğer? Ya da bu tehditlere boyun eğen devletin daha devletliği kalır mı?
Üçüncüsü; soyut barış istemekle barış olmaz. Herkesin ağzında sakız olmuş: "Barış istiyoruz!". Savaş antipatiktir, tabii ki hiç kimse, ben savaş istiyorum, demez. Ama barış nazlı bir gelindir; karşı tarafın haklarına saygı, olabildiğince nezaket, olabildiğince çok empati ve de hepsinden önemlisi; normal, sağlıklı bir kişilik ister. Barış, en çok da bencillikten nefret eder!
Yoksa herkes barış istiyor; İsrail'e sorsanız, o da barış istiyor... Filistinliler haklarından vazgeçsinler, sefil bir hayatı kabullensinler, ben de güvenlik içinde safahatımı sürdüreyim! Ne ala barış, değil mi?
Muhtemelen Hitler de; bir taraftan savunmasız yahudileri kızgın fırınlarda yakarken, bir taraftan da barıştan söz ediyordu!
Bir de, kandan beslenenlerin içleri tümden barışa karşı iken, dillerinin barış demesi de münafıklığın dik alasıdır!
PKK da kandan besleniyor. Kürtlere uygulanan haksızlıkları bahane ederek kendi bencil çıkarları için yeni bir düzen kurmuşlardır. Bir taraftan Kürtlerin haklarını elde etmeleri için kendilerini fedai olarak gösterirlerken, diğer taraftan da Kürt milliyetçiliği yaparak kendilerine taban yapmaya çalışmaktadırlar. Yapılan anketlerde; Kürt nüfusun çoğunluğunun PKK'ya sempati duymadığı belli ise de, PKK'nın Kürt halkının belli bir kesiminden beslendiği ve semizlendiği bir gerçektir.
İşte açılım tam da bu bağlantıyı koparacaktır. Açılım sürecinin başarıyla ilerlemesinde atılacak her adım PKK'nın beslendiği damarlardan birini kesecektir. PKK'nın cin çarpmış gibi açılımdan korkması ve açılıma pusu kurması bu nedenledir. Açılım ilerledikçe PKK'nın provokatif eylemlerini daha da artıracağı ve gerçek yüzünü ortaya çıkaracağı çok açıktır.
Hükümet, bu gerçekleri, yani PKK'yla barış olmayacağını bilmesine rağmen, bir etnik bağlılık olması açısından özellikle Kürtlerin de gerçekleri görmesi için birinci aşamada PKK'ya da barış elini uzattı ve Habur'da bir şans verdi.
Habur'da yaşananlar, sokak gösterileri ve en son Reşadiye olayı PKK'nın niyetini ortaya koymuştur. Üstüne üstlük koca Türkiye Cumhuriyeti devleti de tehdit edilmiştir. Hiçbir devlet tehdite boyun eğmez. Kaldı ki tehdit olmasa da Reşadiye'nin hesabı sorulmalıdır. Çünkü terör bir psikolojik savaştır. "Biz eylem yaptık, devlet boyun eğdi, teslim oldu" psikolojisi mutlaka kırılmalıdır.
Hükümetin ikinci aşamaya geçtiği çok açıktır. Bu aşama; benden günah gitti, aşamasıdır. Son KCK operasyonlarını da bu çerçevede görmek gerekir. İçişleri Bakanının Irak ve Kuzey Irak bölgesel yönetimleriyle yaptığı görüşmeleri de bu minvalde okumalıyız. Kuzey Irak'a yönelik büyük bir sınır ötesi harekat artık sürpriz olmayacaktır. Hedef, ne pahasına olursa olsun PKK'yı Kuzey Irak'tan çıkarmaktır.
Sokak gösterilerini kastederek, PKK bizim içerimizde, onları Kuzey Irak'tan çıkarmak sorunu çözmez, görüşlerine katılmıyorum. Duran Kalkan gibi kabadayılar, buyursun gelsinler sıcak cepheye, kandırılmış zavallı Kürt çocukları değil de, bizzat kendileri bir can korkusuyla tanışsınlar bakalım... Yine de şimdiki gibi esip gürleyebilecekler mi acaba? Yoksa liderleri gibi, Bekaa'da aslan, uçakta süt dökmüş kedi mi olacaklar?
Daha büyük olaylar çıkar, kan gövdeyi götürür... Benim naçisane görüşümdür; ne olursa olsun, artık bu korkumuzla bir an önce yüzleşmeliyiz. Devlet bir taraftan Kürt vatandaşlara haklarını vererek bütün vatandaşlarına eşit mesafede dururken, diğer taraftan da kendisine meydan okuyan çapulculara da hadlerini bildirmelidir artık. Bunun için dış konjonktür bugüne kadar hiç olmadığı ölçüde olumludur. Bu nedenle; 25 senedir had bildiriliyor da ne oldu, görüşüne de katılmıyorum. Bu had bildirilmeden, ne yapılırsa yapılsın, barışın gelmesi de mümkün değildir. Keşke olabilse...
Simgesel bir isim olarak Duran Kalkan PKK terör olayının bir Türk-Kürt çatışması olmadığını yeterince açıklamaktadır; Türk olmasına rağmen PKK'nın eylemlerden sorumlu lideridir.
PKK, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de düşmanıdır. Açılım ilerledikçe bu gerçek daha da iyi anlaşılacaktır.