Düş.. (2) / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

10 Ocak '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Düş.. (2)

Düş.. (2)
 

Yaklaşmaktaydı üç gemi, denizin sancak tarafından...

Günlerdi çıkalı, günler önce arkalarından dökülen bir "kase" suydu; sahilde yere yaprak yaprak dağılmış izleri vardı az önce bekleyenin çizmesiyle bastığı su lekelerinde. Ufuk sislerinden sıyrıldığında güneş rüzgarları, beyaz bayrakları en önde göründüğünde sancak gemisi, bekleyenlere -beklemedikleri-garipsi bir heyecan vermişti içlerine ve dışlarındaki bedenlerine.

Beklenen hep bir eksik gelir endişesi de vardı üzerlerinde.

Kaşlarında hafif burkulma, gevezeler dışında-onlarında bazıları korktuklarında çok konuşanlardı- rüzgarın gölgeli sesindeydi tüm kıyıdakiler ve kıyı. Denizden iyod ve tuz yüklenmiş rüzgar, son akordunu da dalgaların yaptığı besteyi çalardı ikindileri. Yine bir ikindiydi ama bu kez rüzgara nota vermişti üç geminin gölgesi...

Ayışığı göl: Ah güneş, neden söylemiyorsun hala neler olup bittiğini?

Güneş: Neden bir “göl” olduğunu anlıyormusun şimdi? Bazen bir kraterin içinde yalnız başına göçmen kuşları beklediğini,
veya dağların içinde sana akıp ulaşacak suların anlatacaklarına merakını. İşte o yüzden tatlı bir merak vardı ve hep olacak sende.

Ayışığı göl:"Unutuyorsun sevgili güneş. Sularımı ayna yapıp, halelerini düzelten Ay'la da konuştuğumu".

Güneş: "Bak, asıl unuttuğumdu benim bakması için dünyaya verdiğim üvey evlat Ay.

Onu bulduğumda bir perşembe akşamıydı. Koca Sinan'ın hala geçilemez Süleymaniye'sinin mimarisinde bir "yazgünü" batarken insanları seyre daldığımda onu da seyrederdim. Birgün aptal bir insan çıkıpta “ayı yok edelim” dediğinde günlerce gülmüştüm ama aynı kafanın nükleer yakıtla çalışan uçaklar yaptığını gördüğümde korktum: Yeryüzeyine kuyruğundan serpeceği rodyasyon tohumlar yayılırken... İnsanlardan beklenmeyecek şeyin ”hiçbirşey” olduğunu öğrendim bu yaştan sonra.

Aslında dünyaya üç tane verilecekti Ay. Mevsimleri dengeleyecek biri, geceleri bazı mevsimlerde dünyayı aydınlatacaktı bir tanesi. Diğeri de insanlara şiir yazarken ilham verecekti aşk için. Hepsini şu an tek başına yapıyor Ay. İnsanın, evrende en hızlı çoğalıp yok etme özelliği olduğu bilinince, değeri bilinmeyeceğinden bir de, bir tane verildi. Hoppan yıldızından koparılıp getirildi. Kimsesiz bir çocuktu ama hep iyimser bir çocuktu, pırıl-parıldı yüzü. Ona ilk aşık olan deniz oldu. Bazı geceler ona yaklaşmak için kabarır ama hayal kırıklığı yaşar, ardından kabuğuna çekilmeye çalışırdı deniz. Bu aşk hiç bitmedi. Ama siz çok iyi birer dost oldunuz Ay'la. Baksana, sana isim bile vermiş: 'Ayışığı göl'."

Tatlı akan sohbet huzursuz homurdanmasıyla yeşildağın istediği şekilde bozuldu.

Yeşildağ: "Başından beri bize neler olup bittiğini neden söylemiyorsunuz gemiler hakkında? Biliyorsunuz tüm felaketler önce benden başlar. Kırılan buz, olur “buz dağı”, sorunlar olur derler “dağ gibi”,”geçitsizlik” de benim adım, ayrılığın adlarına yazıldım. Ama örttüğümü, gizlediğimi, çiçeklerimi, ağaçlarımı, kuşlarımı tepemde gezen gözleri sonlara koyarlar. Kaçtıklarında sığınakları olurum.

Şımarık kıyı gibi olmadım hiçbir zaman."

Mavi kıyı: "Lütfen dağ, yine başlama. Sahillerimin güzelliğini birileri fark edip zenginlerin evlerini yapmışlarsa, veya en güzel denizin koyu pahalı lokantalarla insanlardan çalınmışsa bu benim suçum neden olsun?"

Güneş: "Tamam çocuklar, kavgaya varmasın. Dağın haklı olduğu yerler var. Sana biraz dağdan söz etmeliyim mavikıyı.

Bizim dağ sadece kaküllerini gösterir insanlara. Toprağın altında akıp giden bedenini bilmezler çoğu zaman. Ne fırtınalar kopar bedeninde, kimse bilemez.

Deprem olduğunda kırılan yüreğidir. Sıralanırken elini çeker birden bir dağ, zincir kopar bazen. Ateş üzerinde durmak nedir bilir misiniz? Tüm dağların, merkezdeki erimiş mağmaya basar ayakları. Ateş topunun üzerine sıralanmak kesintisiz, ne zordur bilir misiniz?"

Ay: ”Gündüzgündüz beni çağıran bu sesler nereden çıktı? derken bir batkım tüm dostlarım buraya toplanmış..."

Bakışlarını Ay'ın yüzünden en erken çeken deniz oldu. Sanki eskitmemek için yüzünü bakışlarında, sanki utangaçlığında koca bir çocuk gibi, kalbi zamansız yine yerinden fırlayacaktı.

Ay; ”ne zaman bitecek bana duyduğu bu hisler? aşksa aş; ne zaman?.. Ne yapacağını, onu okuyabilene her saniyesini söyleyen; içinde fırıtınalar kopsada mavişmaviş lacivert gülümseyen deniz...Söyle bana, çevir gözlerini bana, söyle, ne zaman bitecek sevdan benden yana?..."

İçinden geçenlerdi Ay'ın sessizlikte. İçinden geçenlere saygıdan konuşmadı kimse.

Deniz; ”Oysaki aşk kısacık andaymış diye kandırırlardı beni. Ulaşılmaz da değil, yanımdasın şu an, gizem de değil çünkü tanıyorum senin yüreğini. Sevgi sıçraması olmalı; olmadığında içimi kabartan. Sıçrayıp gelmek için yanına geri çekildiğimde,
ve sonra çaresiz ellerim..."

Ay: "Oysa geceleri sıçrayan sularındaki yunusları gördüğümde neşeli olduğunu anlardım. Işığımla onları alkışlardım. Şarkılar söylerdik. Yakamozlar kokum olurdu. Yakomozlu anlarda kokum kokunda..."

Deniz: "Oysa bulutlar kapatıp seni bana göstermemek için perde olduklarında kabarmalarımdı dalgalar..."

Deniz ve Ay'ın içlerinden aynı anda geçenlerdi...

Sessizliğe sakin sesiyle Ayışığıgöl nefes verdi: "Gemiler tam zamanında geliyorlar aslında."

Yeşildağ: "Bayrakları daha net görülüyor şu an."

İnsan: "Eee güneş, geceleri göremeyince bizi, tilt oluyorsundur ha! Gerçi Ay sana gece dedikodularını anlatıyordur."

Paslı, kesiği ince bir acıyla içi kanatan, saygısız, bencil sesiyle insan, kendine özgü tavrıyla “beklerken sıkılmama” adına, laflamak adına, bir elinde tv kumandası, diğer elinde anahtarlarıyla; gururla sallarken anahtarlarını,

-ha, ne diyon güneş kardeş? Yok efendim akşam üstü bizi seyretmişte, yok efendim sabah, sabah.. Tövbe tövbe. Yahu sen ne bileceksin bizlerin içinde neler yaşanır ha! ne bileceksin?

Ayışığıgöl: "Bakın sayın insan.."


Güneş: "Kesmeyiniz lütfen göl sözünü. Lütfen devam edin insan, lütfen."


İnsan: "ııı,..., bane ne yav, ben söyleceğimi söyledim."

Güneş: "Söylediniz demek. Size söz verildiğinde neden tıkanıp kaldığınız? Yoksa size yeterince söz verilmediğinden mi olsa gerek? Yoksa size hiç anlayışla yaklaşılmadığından mı tıkandınız?"

Deniz: "Ben onları bendeyken tanırım. Dört taraf ıssız göz cümbüşü mavi başlukta, kıyıdan uzak fırtınada, cesarette tanırım onları. Sanıldıkları gibi ne kötüler ne de sanıldıklarından zeki. Eğer zeki olsalardı kendilerini bekleyen sonun yaklaştığını fark ederlerdi. Hala '2050'de dünyadaki robotların sosyal haklarından' bahseden filozofik ironikler var aralarında. İşte o yüzden, insana diyorlar ya “ironik”. Aşk bir ritüelse insan da bir ironidir. Şimdi aşkı nereden karıştırdım sözüme demeyin bana. Yıllarca gemiler yüzdürdüler tenimde. Huylu huyundan kaparmış."

(Deniz, sanki içinden Ay'la birlikte geçirdiklerini dinlediğini düşündüğü dağa gönderme yapmıştı. İnsan dışındakiler anlamıştı)

-Merhabalar efendim kimler varmış burada, ah amanda aman kimler...

-merhaba toprak, hoşgeldin.

-Bizimkiler geliyor mu? ancak yetişebildim. Kardelen vardı açamamış, onunla uğraşmaktaydım.

.......

-Uyandın mı?

-Evet, oğluş uyandırdı yine yüzümü tırmalarken...minik pamuk yumağı.

-Rüya mı görüyordun? gözlerin oynuyordu göz kapaklarının içinde. Sanki birilerinin konuşmalarını şaşırarak dinler gibiydin.

-Oğluş(küçük kedi), seni yaramaz seni. Sabah oyunlarını da ne çok severmiş. Al sana ceviz, hadi koş ardından.

-Rüyamı gördün diye sordum, yanıt vermedin.

-Erkekler rüya görmezler; sadece bir düştü, sadece bir düş...

sağlıcakla..

resim:Aivazovsky

 
Toplam blog
: 470
: 551
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..