- Kategori
- Gündelik Yaşam
Rüya

"Rüyaları kadınlar görür, erkekler seyreder" dedi bilge kadının sağ yanındaki tavus kuşu. Hep uyarılmıştı ama o bir türlü öğrenememişti,öğrenmek de istemiyordu;" neden solunda oturacakmışım bilge kadının"diyordu.
Geçerken günler, aniden atından zıpkın gibi atladı,kırbacı ses hızını geçerek havayı jilet gibi kesti:Şak!:"Rüyayı -hep- kadınlar görür."
Zavallı rüyası çalınmış erkek arap bülbül, en çok rüyalara ihtiyacı varken,hani üstelik çağırmışken onu,ona ait olmadığını duyduğunda cami avlusuna bırakılmış bir perşembe çocuğu gibi ağlamaklı bakakaldı."Ama ben",diye titredi sesi,"ama ben rüyalarım olmadan nasıl yaşarım?".
Tavus kuşu, parlayan siyah çizmelerinden yayılan ateş beyazı ışığı erkeğin gözüne doğru nişanladı:"Sen zaten hep bir rüyadaydın.İşte o yüzden seyretmek "düş"dü sana".
Yıllar önce bir arkadaşımın eşi söylemiş ayrılmadan önce ona:"Senin rüyaların bile yok".
"En çok.." dedi bana,"en çok, son söylediği koydu bana.Belki dayanırdım bir ömür kaprisine, zulmüne...ama.."
Rüyaydı alt tarafı nede olsa."Olmasa" dedi,"mıdığıyla gagalamasa ne olur anka kuşu..."
Düşlerimize söylemedi,gelmedi aklına sahiplenmek düşlerimizi.
Düş görmedi;tabirci hiçbirini tabirleyemedi rüyalarının; onu uyandıran bulunurdu, korkardı kendinden,yapabileceklerindeki sınırsızlıklarından.
Korkularından ördü duvarını,en güneydeki topraklardan düş gemileriyle taşınmıştı taşları.Hep rüyalarında taşıdı bahçesine,tek,tek..
Korkulardan korkardı ve o yüzden "rüya" der geçerdi."Alt tarafı rüya".
Aklına düşmedikçe alt tarafı rüyaydı:Tabirleri yapan erkeklerdi,tabirleri nedense iştahlı dinleyen kadınlardı:Ama asla düşlere dokunmadılar tabir yazarlar.Oda dokunmadı, aklına gelmedi, dokunamadı belkide...
Düş içinde rüyada olmak,yalansa anlatılan,biraz sanal,biraz da rüya gibi içinde uyurken uykusuz kalma endişelerinin,işsiz kalma endişeleri hala bizim tarafta çokken, kabuslar,-kabuslar- bulutundan, açık kalmış üzerine,ellerini bacaklarının arasında sıcak yapmış yağmayı beklerdi seyicilerin üzerine.Rüyadaydı tüm bir toplum ve rüyada olanları biliyordu:Öyle söyledi tavus kuşu,"uyurları tanımam belki ama rüyadakileri tanırım."
Yine gergin bir kalem sarsıldı sağa sola,tutan ince uzun parmaklar kalemin belini sıkıca kavrayıp ucunu kırmak üzereyken kahvesi geldi.Sert koyu sigarasının yanında duran kül tabağında küllenen rüyalara baktı;"sürüklenirken göçebe, istediğim miydi belkide yeni bir can avaz avaz,gaz;"burada bu ülkede,ilahi ben,ne de düşmüşüm kendi kendime.Ne içindir-necidir- yaptıklarım, yaşadıklarım.Zorlama aşklar gibi zorlama yaşamımın bir gününde gevşemedi kalem elimde".
Beli inceydi siyah uçlu kalemin,inceydi parmakları belinden kalemin.
"Neden sol yanında oturacak mışım?" dedi yeniden tavus kuşu.
Bilge kadın;"sağ yanım,herzaman yanımda olan,kırmayacağını bildiğim,inandığım safça gönülleredir.Ama sol yanım,yanımdasın yine,düş'erken sen, daha güçlü tutabilmek için seni."
"Ama sen,düşmeyi,düş olmayı da bilirmişsin, aşk gibi..."
dedi bilge kadın.
O aşkı da en iyisinden bilirdi.
Sevdiği sokak anlatıcısı büyük yazar Marquezin sözünden keşvetmişti aşkı:"Seni sen olduğundan için değil,seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum."
Acaba öylemiydi?
Severken kaybetme kılıcı ince bir ipte sallanırken ,sevdiğinde olursun yanındayken. Acaba ne ister canı,acaba ne mutlu eder onu,acaba kendimden fazlası nasıl olurum hep yanımda olması.Bahsi geçen sevgi doruğundaki tanımsa eğer, birazda aşk için.
Aşk için, "onu yaşarım" daha doğru dedi usta.
Onu yaşamak değil mi düşünmek aşkını ve aklından düşürmeden.
-düşlerimiz bize kaldı evlat,düşlerimiz bizim.
-haklısın usta,karanlığın yıkadığı gecelerde göktaşına binmiş bir düş gezgini kaydırak yaptı geceyi,kaydı düşlerimizin içinden...
ve üç gemi göründü denizin sancak tarafından.günlerdi gittikleri..günlerdi saniyelerde geçen.saniyelerin içinde yavaş yavaş yaklaşmakta üç gemi...
sağlıcakla...
not:I am asking,why?(enigma)
resim:Aivazovsky
mıdık:kuş gagası.(T)