- Kategori
- Söyleşi
Düşmanına bile dost bir insan

Güney Afrika hükümetinin ırk ayrımcılığına karşı mücadele veren ve bu mücadelesi uğruna şehit olan İmam Abdullah Harun’un oğlu Prof. Dr. Muhammed Harun babasının Milat’a yaşadıklarını anlattı. “Babam kendisinden çok başkasını düşünürdü. Hapisteyken bile kendisini değil bizi düşünürdü. Mutlu bir insandı” diyen Muhammed Harun, babasının kendisine düşman olanlara bile dost olduğunu söyledi.
Ferhat Açıl
ferhatacil@gmail.com
Bir imam… Adı Abdullah Harun… İnsanın kimliğine bakmaksızın yardıma koşan bir adam.. Güney Afrika hükümetinin ırk ayrımcılığına karşı kararlı bir mücadele veren İmam Harun 1969’da bu mücadelesinden dolayı tutuklandı. 27 Ekim 1969 yılında şehitler kervanına katıldı. İmam’ın ölüm raporu her despot rejimin ortak karakterini yansıtan bir fotoğraf gibiydi.
İmam Harun’un oğlu Prof. Dr. Muhammed Harun’la Güney Afrika’ya Müslümanlığın yayılmasından Arap Baharı’nın bölgeye etkisinden, Afrika’da faaliyet gösteren Türk gruplarına kadar birçok konuyu konuştuk.
Ortadoğu’da Arap baharı yaşanıyor. Zalim diktatörlere karşı halk ayaklanmaları devam ediyor. Güney Afrika’da durum nedir?
Güney Afrika’da Arap Baharı’nda yaşananlar gibi bir hareket yaşanmaz. Güney Afrika demokrasinin uygulandığı bir yer. Yönetim ve halkın büyük çoğunluğu Müslüman olmamasına rağmen buradaki Müslümanlar tüm özgürlüklerini yaşıyor. İslami Banka, Okul, Vakıf, Dernek gibi kuruluşları kurmanın önünde herhangi bir engel söz konusu değil. Güney Afrika’da Müslümanlar kendilerine özel her haklarını kullanabiliyor. İstedikleri takdirde medrese dahi açabiliyorlar. Tunus, Mısır, Libya gibi ülkeler Müslüman olmasına rağmen bu hakları tanımıyorlardı. Bu baskılardan dolayı isyanlar başladı.
Güney Afrika’da ne kadar Müslüman var?
Güney Afrika’nın nüfusu 15 Milyon, bu nüfusun 1 milyonunu Müslümanlar oluşturuyor. Yani Müslümanlar nüfusun 15’te birini oluşturuyor.
Güney Afrika’da uyuşturucu çetelerine karşı Müslüman bir grup mücadele ediyordu gibi haberler yansımıştı. Bu haberler doğru muydu?
Güney Afrika, 1990-2000 yıllarına kadar Hollanda gibi bir ülkeydi. Özelikle genç nesil arasında uyuşturucunun döndüğü bir pazardı. O yıllarda Mafya hem hükümeti hem de polisi organize ediyordu. Gençler arasından uyuşturucu iyice yayılmıştı. Güney Afrika’daki Müslümanlarsa gruplar halinde cafeleri gezerek uyuşturucu satanları dövüyordu. Uyuşturucu kullanan gençleri ise ailelerine teslim ediyorlardı. Bu 5 yıl sürdü. Bu mücadele belki de Güney Afrika’ya demokrasiyi getirdi.
Halkın Müslümanların bu tavrına tepkisi ne oldu?
Bu tavır 14 Milyon Güney Afrika’nın Müslümanlara olan sempatisini artırdı. Çünkü halkın çocuklarını uyuşturucu belasından Müslümanlar kurtardı. O dönem gazeteler bunları ‘Radikal İslamçılar’ yapıyor diye başlıklar attılar ama halk buna tepki göstererek Müslümanlara sahip çıktı. Buna rağmen Müslüman liderler bu mücadelelerinden dolayı tutuklandı. Dünyanın herhangi bir yerinde uyuşturucu ve mafya varsa mutlaka devletle bir ilişkisi var. Kendilerine karşı dürüst-samimi birileri gelse bile onları da çok rahat bir şekilde bastırabiliyorlar. İngiliz kolonisi olan Güney Afrika’da her ne kadar İngilizler uyuşturucu ticaretini istemeseler de para işin içine girince herkes göz yumuyor.
Güney Afrika’ya Türkiye’den gelen gruplar var
Güney Afrika’da çok değişik gruplar var ama bir arada yaşamayı biliyorlar. Son dönemde Türkiye’den gelen Nurcu gruplar Güney Afrika’daki camialar üzerinde etkili olmaya başlamışlardı. Bu gruplar okullar açtı. Bölge insanları bu grupları İslami bir çalışma yapacaklar diye düşünüldü ancak, çok fazla etkileri olmadı. Bu grupların yaptığı çalışmalar beklenen çalışmalar değildi. Bu gruplar Türkiye’den geliyorlar diye büyük bir ilgiyle karşılandılar. Müslümanlar sayıca az oldukları için bir birlerine kardeş gibi bakıyorlar. Türkiye’de bunun farklı olduğunu biliyorum. Türkiye’de çok farklı gruplar var. Bunun tepki sebebi sosyal yapının Müslümanların oluşturmasıdır. Güney Afrika’da ise azınlık olduğumuzdan dolayı dışarıdan sonradan gelen gruplar birbirine sahip çıkıyor.
Güney Afrika’da İslam nasıl yayıldı?
Ülkemize ilk Müslümanlar Endonezya’dan gelen tüccarlardı. Halveti tüccarlar 1600-1700 yıllarda gemilerle gelmiş. Müslümanların sayılarının çoğalmasıyla ilk camiyi Cope Town’a 1800 yıllarında yapıp Kuran’ı getirmişler. Aslında ilk gelen gruplar tebliğ niyetiyle gelmedi. Sonraki yüzyıllar da İngilizler hem Güney Afrika’yı hem de Hindistan’ı sömürdü. Her iki ülke de İngiliz kolonisi olduğu için Hindistan’dan çok fazla Müslüman ticaret için Güney Afrika’ya geldi. Bu şekilde Hindistan’daki İslami anlayış daha hâkim olmaya başladı. Gelenler içinde en etkileyici olan kişi ise Kadı Abdusselam Efendiydi.
Güney Afrika’da Ebubekir Efendi etkisi
Peki, Osmanlıdan gelenler oldu mu?
Güney Afrika’ya 1860’larda Osmanlı’dan ilk Müslümanlar gelmeye başladı. İlk olarak Şeyh Ebubekir Efendi geldi. Hintliler ve Endonezyalılar İslami literatürü tamamen Arapçadan öğreniyorlardı. Ebubekir Efendi o dönemde İstanbul’dan Osmanlı alfabesiyle yazılmış ama dili Afrikaca olan kitaplar getirmeye başladı. Ebubekir Efendi Hanefi mezhebine tabiiydi. İnsanların daha kolay anlayıp yaşamaları için yerli halkın dilini tercih etmişti. Temel kaynakları Arapça olarak getiren Şafiler bu durumdan rahatsız oldu. Dilin anlaşılır olması bölge Müslümanlarınca rağbet gördü ve Ebubekir Efendi’nin etkisi arttı.
Şeyh Ebubekir Efendi’den biraz bahseder misiniz?
Ebubekir Efendi Osmanlı’dan gelen ilk Müslüman’dı. Köken olarak Kürt’tü. Irak’ın Erbil kentinin Hoşnav köyündendi. Erzurum ve İstanbul’da yaşamış daha sonra buraya gelmişti.
Sayıca az olan Müslümanlar kendilerini nasıl ifade edebiliyorlardı?
Ebubekir Efendi’nin Nimetullah adında bir oğlu vardı. Nimetulah Efendi’nin meclise girmesi sayıca az olan Müslümanların kendilerini ifade etme imkanı sağladı. Bundan dolayı tüm Müslümanlar Nimetulah Efendi’ye sahip çıkmaya başladı. Adeta doğal bir birlik oluştu. İlk defa Müslüman okullar açıldı. Müslümanlarca 10 yılda 25 tane Dar-ul Ulum Okulu açtı. Halk bunları tanıyınca çocuklarını İslam Üniversitelerine göndermeye başladı. Üniversite okumaya giden gençler döndüklerinde okudukları okulların fikirleriyle geliyorlardı. Mesela Medine’deki Üniversitelere giden herkes “selefi” olarak döndü.
İmam Harun’un bu açılan okullara bakışı nasıldı
Güney Afrika’ya politik fikirlerin gelmesi dışa açılımla oldu. Mevdudi, Seyyid Kutub gibi düşünürlerin fikirleri bölge şartları için çok uygundu. Dolayısıyla kısa zamanda ülkemizde karşılığını buldu. Bu düşünceler devletten taleplerde bulunmayı beraberinde getirdi. Devlet okullarına karşı sadece İslam dersleri verilen okullarda açıldı. Ancak bu okullarda resmi eğitim verilemiyordu. Babamın temel felsefesi ise kendi çocuklarını kendileri yetiştirmekti. Babamı bu fikirleri neticesinde şehit ettiler. Irkçı devlet bunu istemiyordu.
İmam Harun nasıl biriydi?
İmam Harun 1924 yılında Cope Town’da doğdu ve büyüdü. Burada kendisine bir sosyal ortam oluşturdu. Eğitimin bir bölümünü Mekke’de yaptı. Mekke’den döndüğü zaman evlendi ve 3 çocuğu oldu. Babam mutlu, neşeli bir insandı. Olduğu yerde duruşundan dolayı mutluluk duyuyordu. Dogmatik değildi, oldukça açık fikirliydi. Sosyal ve sıcak bir kişiliğe sahipti. Çok cömert ve misafirperverdi. Birine yardım etmek için eşinden borç alacak kadar gönlü hoş bir insandı. Babamın duruşunda annemin etkisi önemliydi. Kendisine düşman olanlarla dost birisiydi.
Nasıl bir toplumda yetişti
Güney Afrika ırkçı yönetim tarafından Afrikalı, Hintli, siyah ve beyaz ayrımcılığa maruz kalıyorduk. Bu süreçten fayda sağlayanlar beyazlardı. Etnik ayrımcılık yapan hükümet, 1948 ile 1961 yıllar arasında çeşitli ırkçı kanunlar uygulamaya soktu. Bu kanunlar özelikle siyahları hedef aldı. Bu kanunlarla siyahlar, beyazların olduğu eğitim kurumlarından yararlanamıyordu. Bu sizi temelde aşağılık komplesine itiyordu. İmam Harun böyle bir ortamda yetişti.
İmam Harun’un Güney Afrika’da yaptığı davet çalışmaları hakkında bizlere bilgi verebilir misiniz?
İmam Harun Mekke’de eğitim gördü. Babamın Mekke’deki eğitimi II Dünya savaşına denk geliyor. Kendisine Hicaz’ı terk etmesini söylemelerine rağmen burada kaldı, eğitimini sürdürdü. Eğitimi sırasında hocası, memleketine döndüğün ne zaman ne yapacaksın diye sorduğunda şu yanıtı veriyor: “Ben Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutacağım. Kendimi ve toplumumu bir sabır eylemine davet edeceğim” Bu yanıttan sonra babam hapiste geçirdiği süre dahil olmak üzere ömrünün sonuna kadar oruç tuttu. Mekke’den döndüğü zaman 1950 yılında evlendi. 3 evladı oldu. Babam esnaftı. Bir şekerci dükkanı vardı ve geçini oradan sağlıyordu. Cape Town’da imam ihtiyacı vardı. Babamın yaşı gençti ama kendisine eğitiminden dolayı imam olması teklif edildi. 1955 yılında Cape Town’da imamlığa başladı. Hiçbir zaman imamlık için bir ücret almadı. Bu görevi gönüllü olarak yaptı. Bu arada Müslüman Gençlik grubunu kurdu. İslami dergi ve gazete çıkardı. 1960 Pan Afrikanist kongrede görevler almaya başladı. Bu kongre Afrika Ulusal Kongresinden farklı bir kongreydi.
Kutu kutu, Kutu kutu, Kutu kutu,
İmam ırkçılığa karşıydı
Babanızın siyasetle arası nasıldı?
Babam Müslüman Alimler Birliği’nin bir üyesiydi. Bu birliğin bir süre başkanlığını yaptı. Bu durumdan hoşlanmayanlarda oldu. Bunlar babamdan siyasetten uzak durmasını istediler. Ancak babam siyasetten uzak durmadı. İmam’ın gençler üzerinde oldukça etkisi vardı. Irkçı bir toplumda bir Müslüman olarak nasıl hareket edeceğini düşünüyordu ve bunun için bir tavır belirleyeme çalışıyordu. Bu bakış açısından dolayı değişik bakış açısına sahip insanlarla iletişim kurup sosyal bağlar oluşturdu. Babam ırkçılığa çok karşıydı. Irkçılık karşıtı konuşmalar ve hutbeler verdi. Düğün, toplantı gibi yerlerde fikirlerini anlatıyordu. Nadiren yazılar da yazdı. Babamın amacı gençliği güçlendirmek ve gençlik üzerine odaklanmaktı. Gençlere konuşma imkânı tanıyordu. Özellikle genç hanımlara İslam düşüncesi yaymak için çabalıyordu. Babam bu çalışmalarından dolayı gözaltına alındı ve hapishane de şehit oldu. Gözaltına alındığında çok şiddetli deprem meydana geldi. Hapsedilişi ve şehit edilmesi bu felaket dönemine denk geliyordu. Babamın cenazesi açık bir alanda kılındı. Cami çok küçüktü ve kalabalık camiye sığmıyordu. Babam din ve inanç farkı gözetmeden ezilen tüm halkın sesi olmaya çalıştı. Bu konuda örnek bir şahsiyetti. Vefatından sonra Müslüman ve gayr-i Müslim tüm halk kesimleri kendisini rahmetle ve saygıyla andı. O kadarki hayatını yazıp kitaplaştıranlar bile oldu. Türkçe basılan İmamın Öldürülüşü kitabı buna örnektir. Bu kitabın yazarları gayr-i Müslimdir. Tabi kitapta tarihsel ve yargısal olarak yanlış bilgilerde var. Ama bunlar İmam Abdullah Harun’a verilen değeri gölgede bırakmıyor.
