- Kategori
- Felsefe
Düşünce ve dil arasındaki mesafe ne kadar olmalı?
Düşünce ve dil arasındaki mesafeyi uzak tutmak kişisel gelişmişlik meselesidir.
Bununla neyi kastediyorum?
Demek istediğim aslında akla ya da düşünceye ilk geleni dile getirmekten kaçınmak gerektiğidir.
Neden kaçınmak gerekir?
Düşünceden dile çok hız sıçramak her şeyden önce kötü bir iletişimdir. Böyle bir dili, ne konuşmak size keyif verir ne de duymak.
Sadece kaliteli iletişimi engellemez, aynı zamanda pek çok soruna yol açar.
Ne tür sorunlara yol açar?
Bildiğiniz üzere hayatta her şeyin süreci vardır. Her şey süreçtir. Sürecin başı ve sonu da yoktur aslında, eğer biz onu varmış gibi saymasaydık.
Bir şeyin, bir amaç açısından sürecini doğru belirlemek gerekir. Eğer o amaca uygun sürecin doğru anını yakalamazsanız, o amacı elinizden kaçırırsınız. Amacı elinizden kaçırmanız ise size ve konuyla bağlantılı diğer kişi ya da kişilere negatif yansır.
Dili, düşüncenin hücumundan korumak ve bu şekilde düşünceyi dizginlemek onu kontrol etmenin imkanını verir.
Eğer düşüncenin dile saldırısını kontrol edebiliyorsanız, tıpkı sirklerde, vahşi hayvanların çalıştırıcısına itaat etmesi gibi, düşünce de size itaat eder. Düşüncenizin esiri değil, düşünce sizin esiriniz olur.
Bu son ifadem çelişkili gelebilir; Düşünce neyse sen osundur zaten, bunları iki ayrı şeymiş gibi belirlemek çelişkilidir. Evet bu itiraz haksız sayılmaz, ancak buradaki murad başkadır. Düşünce her zaman asil değildir, düşünceye, angajmanınız, yanlış bilginiz, yanlış algınız, yanlış değerlendirmeniz, hırsınız, duygunuz, ihtirasınız karışır. Düşüncenizi bütün bu zebanileri de kontrol altına alarak kendinizi akıllı bir şeytan yapabilirsiniz, ancak, düşüncenizi bütün bu zebanilerden kurtararak melek de olabilirsiniz, ikisi de etkilidir, tercih sizin fıtratınıza kalır.
Gerçek olan şudur ki, düşünce saf değildir, asil değildir ve pek çok olumlu ve olumsuz virüs içerir ve dil ile dışarıya ejaküle olmaya çalışır.
İşte, siz içinizdeki bu yaratıkları kontrol ettiğinizde, bu canavarlar, sizin sirkteki gibi vahşi itaatkarlarınız olur. Bu ise size yaratıcılık verir. Dil ile hayatınızı ve başkalarının hayatını çok rahat kontrol altına alabilirsiniz. Dile gelmiş düşünceniz bir ustalık içerir, önünün arkasını düşünmüştür, sadece kendi önü arkasını değil, dilin yöneldiği kişi ya da şeyin de önünün arkasını düşünmüştür. Sadece ön arka değil, aynı zamanda, gerekliliğini, zamanlamasını ve amaca uygun süreçselliğini.
Düşünce ile dil arasında nasıl kontrollü bağlantı kurulacağı da bir muamma değildir.
Bu bir ders programı haline getirilebilir, ancak böyle bir öğrenme, biçimsel olacaktır. Biçimsel öğrenme ile özsel bilme çok iki farklı şeydir. Örneğin, on tane kişisel gelişim kursuna gidersiniz ve pozitif olmanın osunu şusunu busunu bellersiniz. Ancak bu sizin özselliğinizde yoksa, yaptığınız sadece biçimsel benzerlik yaratma ve roldür.
Özsel bilme ise kolay bir şey değildir, çünkü kişisel tarihin uzun süreçlerini gerektirir.
Düşünce ile dil arasındaki kontrollü bağlantı muamma değildir, ama sizde ya var ya yoktur. Neysek oyuz, biliriz ama yapamayız.
Son olarak, zeki insanların düşünce ile dil arasındaki bağlantı hızının yüksek olduğu sanılabilir, esasında yüksek olan, kontrol hızı ve aynı zamanda koyduğu süzgeçlerdir. Süzgeçlerimiz olsun ama o kadar da küçük delikli olmasın, düşünce ve dil arasındaki hızı çok yüksek olanlarla dolu etraf, ve hiç de hoş karşılaşmalar değil.