- Kategori
- Güncel
Duyarlı vatandaş

Ben seni tanıyorum aslında, her uygun koşulu yakaladığında sahneye çıkarsın sen çünkü. Şimdi yine böyle oldu. O hepimizin ciğerini derinden yakan hain terörist saldırısı olup da, 24 askerimiz şehit olduğunda, yine sen çıktın ortaya o gün.
Önce haberin olmadı tabii, sonra haberin olduğunda okulundaki arkadaşlarınla beraber çıktın sokağa, bağırmaya başladın "şehitler ölmez / vatan bölünmez" diye. Aynı nakarat işte, her seferinde. Oysa, önceki hafta aynı gün belki, 1 şehit vardı. Okuduğun gazeteler, Başbakanlarından öyle emir geldiği için o haberi vermediler. Verenleri ise sen okumazdın. Sonraki gün 2 şehit, sonra yine 1 şehit... Sen ise istifini bile bozmadın, çünkü yeterince büyük bir rakam değildi bu, haberi verilmeye değecek kadar bile değildi. Belki ufacık bir kutuda, o da gazetede reklamlardan yer kalırsa. Sen ne söylersen söyle, o 1 asker ölmüştü o gün, şehitler ölmüştü, görmemiştin bile sen çünkü.
Peki o bir askerin suçu neydi? Tek başına şehit olarak mı kaçırmıştı senin dikkatini çekme şansını? O 24 kişiden biri olmadığı için miydi bu duyarsızlığın? Neydi tek başına hayatını kaybeden askeri, 24 askerden daha az değerli yapan?
Neyse, uzatmayalım bu konuyu. Sen bağırıp çağırdın, normal zamanda söylemeye korktuğun düşüncelerini rahatça açığa vurdun. Bu durumda kimse tepki göstermezdi sana nasılsa. Mesela, "Kürt nüfus artışı durdurulsun" dedin, "Şırnak'a neden atom bombası atılmıyor, anlamıyorum" diye bağırdın. Her şey bir bir çıktı içinden kısacası, arkada hep aynı söz: "Şehitler ölmez / Vatan bölünmez."
Ankara, Maltepe'ye ulaştığında yanından geçen beyaz üstüne yeşil yazılı plakalı bir araç geçerken, aracın içindeki adam yaşadığımız bu üzüntüyü bildiği için sana destek olmak istedi, işaret ve orta parmağını havaya kaldırdı gülümseyerek. "Yanınızdayım" demek istiyordu o Türkiye'de görevli yabancı diplomat. Sen ise, küfürler ederek, bağırıp-çağırarak saldırdın arabasına hangi ülkeden olduğunu bile bilmediğin o adama, sırf o işareti yaptı diye. Korktu adam, kapılarını kilitledi. Sen ve arkadaşların camlarını kırdınız, polis yolu açtı, adam gaza bastı. Arkasından koştunuz, o sırada oradan geçen biri "Mobese" kameralarını gösterdi. "Kaç lan kaç, kamera varmış" dediniz ve arkanıza bakmadan döndünüz. Bugüne kadar ise, siyasal iktidarlardan, politikacılardan hesap sormak gelmedi aklına hiç, hep destekledin, 30 yıldır kaç kere "sözün bittiği yere geldik", kaç kere "bıçak kemiğe dayandı" hiç sorgulamadın, ülkenin bu hale gelmesinde ufacık bir payları olabileceği bile gelmedi aklına. Hep aynı sözler, hep aynı yöntemler ve dönüp dolaşıp geldiğimiz yer aynı yer.
Evine gittin, keyiflendin. "Nasıl da haddini bildirdim o adamın" diye düşündün. Facebook'unu açtın ve oraya da yazdın: "Şehitler ölmez / Vatan bölünmez..."
Sonra arkadaşının bir paylaşımını gördün, ağır tempolu, çok hüzünlü bir şarkı... Sevdiğin bir sanatçının ilk kez duyduğun bir parçası, önce yorum yaptın: "böyle bir günde nasıl şarkı paylaşımı yapabiliyorsun, seni kınıyorum!"
Parçanın adına tıkladın, dinledin, "böyle bir günde." Beğendin, yeterince yas tuttuğuna inandıktan sonra paylaşmak üzere bilgisayarında sakladın o şarkıyı. Kulaklığını takıp birkaç kere daha dinleyerek...
Muhteşem Yüzyıl varmış televizyonda, bir de Kuzey Güney. Facebook'una yazdın, "yayınlarını devam ettiren Kanal D ve Show Tv'yi kınıyorum." İçin rahatladı, çekirdeğini aldın, kalktın gittin televizyonun başına, Hürrem'e ne olacak diye beklemeye... Haftasonu geldiğinde Okan Bayülgen programlarını iptal etmedi diye tepki gösterdin de, Başbakanın annesi öldüğünde programını iptal eden Acun Ilıcalı'nın programını iptal etmemesi çekmedi dikkatini.
Ve üzerinden 4 gün geçti, sen tam yeterince yas tuttuğuna inanıp şarkılar da paylaşmaya başlamışken Van'dan bir deprem haberi geldi. "Van'da deprem olmuş, çok da iyi olmuş" diye yazdın bu sefer Facebook'una.
İnsanlık sınavından kaldın.